“Bir Türk Felsefesinin İmkanı” - İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve ŞİİR DİNLETİSİ ( 4 Şubat 2017 )

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve

ŞİİR DİNLETİSİ

( 4 Şubat 2017)

 

“Bir Türk Felsefesinin İmkânı”

Edebiyatın, sanatın, kültürün ve aktüel konuların konuşulduğu, şiirlerin okunduğu etkinliklerine devam eden Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin Cumartesi toplantılarından biri daha 4 Şubat 2017 tarihinde İLESAM Kültür Evi’nde gerçekleştirildi.

Program, İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız’ın yaptığı açılış konuşmasıyla başladı.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Parmaksız “İlim, fen noktasında yüzümüzü Batı’ya dönmüşüz. Ama kültür bakımından Batı’nın bizi bir yerlere yöneltmesi yanlıştır. Türk’ü İslamiyet, merhamet, vicdan, adalet vb. unsurlardan ayrı düşünemeyiz. Bunlar bizi biz yapan değerlerdir. Akıl noktasında eksiklik yaşıyoruz, diye düşünüyorum. Aklın yolu birdir. Bizler, işimize geldiği zaman doğru olan bir şeye yanlış, yanlış olan bir şeye ise doğru diyebiliyoruz. Ben merkezci davranmayıp, kendimizi düşünmeyip geneli düşünmemiz, birlik ve beraberlik içinde hareket etmemiz gerekir millet olabilmemiz için.” diyerek sözlerine son verdi ve konuşmasını yapmak üzere Prof. Dr. Mevlüt Uyanık’ı kürsüye davet etti.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Etkinlik, Prof. Dr. Mevlüt Uyanık’ın    “Bir Türk Felsefesinin İmkânı”   konusunu anlatması ile devam etti. 

Sayın Mevlüt Uyanık beyefendiye konuşma notlarını bizlerle paylaştığı için teşekkür ediyor, notlarından derlediğimiz bilgileri sizlere aktarıyoruz:

“Öncelikle bilgelik/hikmet arayışının serencamını ifade eden kelime felsefe, dolayısıyla ilk insan/Âdem’den itibaren varlık/ontoloji, bilgi/epistemoloji ve değer/aksiyoloji üzerine sistematik, tutarlı ve eleştirel bilginin peşindedir. Öncelikle kavramsal analizler yapacak olursak, felsefi birikimin bir kümülatif/kronolojik tahsili bir de sistematik/problematik analizi var.

Burada bir “Türk Felsefesi”’nin imkânını müzakere ediyorsak, bunun tarihsel temellerini ortaya koyup, bir anlama ve açıklama modeli/tarzı/paradigmasından bahsediyoruz demektir. Bunu oldukça netameli kavramlar olan “dünya görüşü” ve “ideoloji” oluşturma ihtimalinin ortaya çıkaracağı soru(n)lara düşmeden yapmaya çalışacağım.

Tarihsici/totaliter bir imgeyi oluşturma riskinden kaçınmanın yolu, İslam Felsefesi, Arap Felsefesi, Hıristiyan Felsefesi, Musevi ve/ya Yahudi Felsefesi, Çin Felsefesi, Budist Felsefe gibi tanımlamalardan hareketle doğrudan bir “Türk Felsefesi”’nin mümkün olduğunu, bunları birikimsel bilgi yerine paradigmatik bilgi, (b)ilim tasavvurlarını önceleyerek temellendirmek gerekir.  Çünkü bunlar, Farabi’nin temellendirmesiyle Hakikat’in birliğinin farklı tezahürlerini oluşturan düşünce modelleridir. Ezeli hikmet’in farklı zaman ve mekânlarda, farklı dillerle sistematik, yani kendine özgü bir ontolojisi, bunu temellendiren bir epistemolojisi; bunlara göre bir değerler dizgesi ve yaşam tarzı yani aksiyolojisi vardır.

Mesela ben İslam Felsefesi alanında çalışan biri olara“İslâm” teriminin genel anlamıyla, ezeli ve biricik Hakikat’in insanlık tarihinin bilgi birikimini kapsadığını; özel anlamıyla da mevcut çevrimindeki son vahyedilmiş şekli, beşeri hayatın her boyutuna dair sözü olan bir uygulama tarzı ve yöntemini kast ediyorum.  Felsefe’de varlık, bilgi ve değer üzerine rasyonel, eleştirel ve tutarlı bilgiler üretmekse, “İslâm Felsefesi” ifadesinin günümüz insanına sunduğu ve sunacaklarının önemli olduğunu düşünüyorum.

M.Ö 610 yılında belirli bir kavme, belirli bir dil (Arapça) ile indirilmiş, o dönemin soru ve sorunlarını merkeze alarak çözümler üretmiş ve kıyamete kadar da bir daha başka bir yol ve yöntem de gönderilmeyecekse ki gönderilmeyecek. O halde Türkçe düşünen ve yazan bir İslam Felsefecisi olarak içlem/kapsam münasebeti bağlamında benim ürettiklerimin “Türk Felsefesi” olduğunu söylüyorum. 

Cumhuriyeti kuran Türkiye halkından olup, Türkçe okuyup yazan diğer etnik yapılara mensup kardeşlerimizin ürettiklerini de “Türk Felsefesi” içinde görmeyi getirir. Ziya Gökalp ve Hüseyin Nihal Atsız zaten bir “Türk Felsefesi”nin kurucu öznelerindendir. Tabii ki, İslam’ı bir düşünce modeli olarak görmeyen hatta tam tersini söyleyen âlimlerin ortaya koyduğu da “Türk Felsefesi”dir. Nasıl vahyi bilgi ve onun pratiğe aktarımıyla oluşan bir düşünce yapısı içinde Müslüman bilim adamlarının ürettiği felsefi teemmüllere İslam Felsefesi demek yeterli olmadığı gibi, bu coğrafya ve burada oluşan İslam düşünce evrenine dair fikir üreten gayrimüslim âlimlerin ürettikleri İslâm felsefesi içinde değerlendiriliyorsa, aynısını “Türk Felsefesi” içinde söylemek gereklidir.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi, oturan insanlar ve iç mekan

Bu tıpkı “İslâm” teriminin etnik ve dilsel bir yapıya, coğrafya’ya tekabül etmemesi gibidir. Burada Türk ve Türkçeden kasıt, fiziki ve zihinsel ortama yani Makasidu’-Şeria anlamında örf, adet, gelenek, görenek içinde şekillenen yapıya dikkat çekilmektedir. Arap/Fars siyasi, iktisadi, içtimai yapının İslam tasavvurunun dışında oluşturulan bir Türk/İslam Felsefesinden bahsediyorum. Bunu İslam Felsefecisi olarak söylüyorum. Allah rahmet eylesin Nihat Keklik hocamız felsefe bölümlerinde Türk-İslam Felsefesi anabilim dalı açılması için çok çalışmış ve bu anlamda “milli felsefe” oluşumuna önemli katkı da bulunmuştur. Cruz Harnendez’in İspanyol-İslam felsefesi,  Abdullah eş-Şimali ve M.Abid Cabiri’nin Arap-İslam Felsefesi demesi gibi, İslam felsefesi alanına Türk kültürü açısından bakmaya Türk-İslam Felsefesi demiştir. Atayurt ve Anayurt’ta yüzyıllar boyunca farklı kültürel etkenlerle yüzleşerek oluşturulan milli felsefeden kasıt budur aslında. 

Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmak’tan kastımız “Düşünce”nin bu coğrafya ile irtibatını tesis etmektirÇünkü düşünmek, aslında daha çok toprakla yurtluk ilişkisi içinde gerçekleşir, çünkü düşünmek, toprağı emen (veya daha iyisi onu “tutan”) bir içkinlik düzlemi sermekten ibarettir. İslamiyetin genel ve özel tarzlarını kurucu unsur olarak kabul etmeyen Türkçü söylem ve/ya Mavi/seküler Anadoluculuk akımı bağlamında fikir üreten düşünürün sebep ve nesep olarak yabancı/acem olmasının, bulunduğu toprağı yurtlaştırdığı, gerekli ortamı oluşturduğu, kavram içinde bağıntıyı kurarak aşkın olanı içkinleştirdiği çerçevede ürettiğinin bulunduğu coğrafyaya göre isimlendirilmesine engel teşkil etmediği kanaatindeyiz. Bu anlamda bizim yapmaya çalıştığımız Jeo-felsefe, özne-nesne ikileminden sıyrılarak felsefeyi kavram üzerinde yeniden yurtlandırma çabasıdır. Felsefeyi bir halkın anlayışına uygun olarak yeniden yurtlandırmakla geçmiş, bugün ve gelecek arasında sağlanan ittifakı yeniden üretebiliriz.  

Bu bağlamda felsefeyi, beşikten mezara kadar hikemi bilgiyi aramak, bunun için fikirleriyle daim yaşayan ve yaşatan âlimlerle yolda/ş olmak, varoluşumuza dair kaygılarımızı insanlarla paylaşmak olarak tanımlıyorum.  Eğer günümüzün sorunlarına dair çözüm önerilerini çoğaltmak ve alternatif önerilerle zenginleştirmek istiyorsak, Atayurt’tan getirdiğimiz düşünce birikimiyle, Anadolu’da bulduğumuz kültürel yapıya dikkat ederek, düşünce-yurtluk ilişkisini yeniden kurmalıyız. 

Bilim, bir sosyal yapı, geleneksel bir etkinlik olup, belirli bir toplumsal ortamda epistemoloji, felsefe, ideoloji ve dine ait konuların bir yansımasıdır. Dolayısıyla bilim, salt gerçeğe ulaşmak amacıyla her türlü toplumsal değerden uzak, nesnel bir sorgulamadır, şeklindeki değerlendirmenin tutarlılığı yoktur. Bu açıdan bilgi iletişimi yoluyla bağlantıları olan kişilerin oluşturduğu birlikler vardır ve bunlara ait bilimsel topluluk/lar olduğu gibi, manevi/tinsel veya beşeri ilim sahasında birbirleriyle rekabet içinde olan düşünce modelleri olması kadar tabii bir şey olamaz. Ve burada sorunuzdaki özgün varlık tasavvuru vardır, ama bunun epistemik temellendirmeleri farklıdır diyorum.

Kültürler arası etkileşim ve bunun sonucundaki dönüşüm üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü kültürler kendi aralarında aynı biçimde ve aynı düzeyde farklılaşmıyor. O halde yerlilik, yerelleşmeden, içe kapanmadan kendisine dayatılan Batılı paradigmanın baskınlığından temel kodlarını yeni durum ve şartlara göre okumak ve yorumlamaktan geçiyor. Burada bir relativizm ve değer aşınması söz konusu olabilir diye düşünülebilir, ama bizim tikel/yerli/milli değerlerimizi tümelleştirme/evrenselleştirmeden kastımız,  birbirleriyle iyilik ve güzellikte yarışan düşünce modelleri ortaya koymak çabasıdır. Bu bağlamda burhan yöntemini kullanan Müslüman filozoflar, Ezeli Hikmet’ten kim ne getirirse ona şükran duyar, ama bu onun dediğini aynen kabul edeceği anlamına gelmez.  Teolojik dilin cedel/diyalektik söylemine de teslim olmaz; hakikate dair paradigmaları ne ötekileştirir ne de kendisi ötekileşir.

İslam felsefesi kavramını tanımlama ve öğretimini yapmak için insanlığın düşünce serüveninin Hz. Muhammed’e kadar olan kesimini (felsefe tarihini) bilmek şarttır. İkinci öncül; İslamiyet; Çin, Hind, Fars, Yunan ve Helen kültürleriyle karşılaşmasına rağmen kısa sürede kendine özgü bir kültür ve medeniyet oluşturacak şekilde fikri donanımını nasıl sağladığını anlamaktır.  Bu iki öncülden yapılacak çıkarım, İslam felsefesinin oluşumunu bilip, buna Türkistan/Atayurt ve Türkiye/Anayurttan yaptığımız katkılardır. Genel anlamıyla İslam içinde mevcut özel anlamda İslam tasavvurunu paylaşmayan Musevi, İsevi geleneğe bağlı Türklerin, bu İbrahimi geleneği kabul etmeyen Tengrici tasavvurların da Türk Felsefesinin önemli izdüşümleri olduğunu söylüyorum.  Madem Türkçe dünyanın üçüncü büyük dili olmaya adaydır, bütün fikri üretimler Ezeli Hakikat’in yansımaları olarak burhan yöntemi bağlamında düşünülmelidir. Türkçe ve bununla yapılan düşünce önemli çünkü İngilizce, uzun süreli bir sömürge zihniyeti ve küreselleşme politikalarıyla birlikte dünyanın en çok konuşulan dili, Çince coğrafya ve nüfus açısından ikinci; Türkçe ise kültürel etkinliğiyle üçüncü dil olmak üzeredir. Avrupa’dan aynı dili farklı lehçe ve aksanlarıyla konuşarak Orta ve Doğu Asya’ya kadar gidebilirsiniz

Birçok alanda yeni krizlerle karşı karşıya olan insanımızı mutlu ve müreffeh kılacak, huzura kavuşturabilecek yeni bir bilgi, bilim ve medeniyet tasavvuru üzerine düşünmek gerekiyor. Bununyerli/milli/dini değerlerimizin mukayeseli ve eleştirel bir şekilde okunması ve evrenselleştirilmesiyle, yani bir “Türk Felsefesi” ile mümkün olacağını düşünüyorum

Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmak bağlamında Atayurdumuz Türkistan’dan getirdiğimiz ve Türkiye’de bulduğumuz fikri birikimi, burhan, cedel, hitabet/belagat ve şiir bağlamında yeni bir formda oluşturabiliriz. İşte bunu yapmak demek,  varlık, bilgi ve değer bağlamında tutarlı bir sistem haline dönüştürmek demektir.”

Prof. Dr. Mevlüt Uyanık’a katılımlarından dolayı İLESAM Yönetim Kurulu üyelerinden Prof. Dr. Nurullah Çetin tarafından bir “Teşekkür Belgesi” takdim edildi.

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, ayakta duran insanlar ve ayakkabılar

 Etkinliğin ikinci yarısını oluşturan Şiir Dinletisi Necmi Dal tarafından gerçekleştirildi.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi

Allah, Hz. Muhammed, Atatürk, Ramazan Kurt, cennet, insan olmak, yetim, söz almak, şehitler, görmek, vatan, kader, tren garı, matem, gönül, sevgi temalı şiirler güne damgasını vurdu.

Ali Kemal Parıldar, Hanifi Işık, Halil Yazanel, Ozan Sevdai, Murat Duman, Sibel Unur Özdemir, Âşık Dündar, Alpaslan Ulu, Hayrani Altıntaş, Fatma Betül Güngör, Orhan Vergili, Kemal Arslan, Necati Özdenkoş, Sevinç Doğancan Güven, Mahir Ünat, Nurettin Gür Ozanoğlu, Niyazi Bali, Tülin Hatun Şenel, İlter Yeşilay, Aida Zeynalova, Nizamettin Turan, Nurullah Çetin, Hüseyin Ünlü, Seyfettin Çoban, Meral Otan, Hayrettin Gültekin, Namık Bostancı, Tuncer Ulusoy, Rıza Levayi, Mustafa Sever, Fevzi Gökalp, Bayram Yelen, Zülfü Mortaş, Nesrin Özcan, Küçük Satı, Ali Haydar Karahacıoğlu, Muzaffer Karslı, Murat Dudai, Ahmet Kınık etkinliğe katılan konuklar arasındaydı.

İLESAM çatısı altında güzel bir Cumartesi etkinliği daha yüreklerdeki yerini aldı.

İLESAM Şiir Dinletilerimize şiire, sanata ve kültüre gönül veren herkesi- üyemiz olsun veya olmasın-bekliyoruz. Unutmayın!

Haber Metni: Sibel Unur Özdemir

Fotoğraflar: Sibel Unur Özdemir-Orhan Vergili

TÜRKİYE İLİM ve EDEBİYAT ESERİ SAHİPLERİ MESLEK BİRLİĞİ

İLESAM GENEL MERKEZİ

Adres

:

İzmir 1.Cad. No: 33/16  Aydın Apartmanı, Kat:4  Kızılay / ANKARA

Tel

:

0 312 419 49 38

Faks

:

0 312 419 49 39

Web

:

www.ilesam.org.tr

E-Posta

:

ilesam@ilesam.org.tr

 Okunma Sayısı : 233         06 Şubat 2017

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 124585

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.