“SURRE ALAYLARI” İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve ŞİİR DİNLETİSİ (1 Nisan 2017)

 / ETKİNLİKLERİMİZ

 İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve

ŞİİR DİNLETİSİ
 


“SURRE ALAYLARI”


(1 Nisan 2017)


“SURRE ALAYLARI”

Edebiyatın, sanatın, kültürün, aktüel konuların buluşma noktası olan İLESAM Genel Merkezi’nde 1 Nisan 2017 tarihinde yeni bir etkinlik daha gerçekleştirildi.

Program, İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız’ın yaptığı açılış konuşmasıyla başladı.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, iç mekan

Mehmet Nuri Parmaksız “Azerbaycan Yazarlar Birliği ile yaptığımız anlaşma gereği Azerbaycan'da 330 İLESAM üyesi şairin şiirlerinden oluşan “Türk Şiirinde Aşk” antolojisi yayınlanıyor. Basımı bitmek üzere olan kitapta yer alan şairlerimizin şiirleri Azerbaycan Türkçesine çevrildi. Kitap basıldıktan sonra İLESAM olarak kitabı Türkiye'ye getirecek ve bedeli (10 .-) karşılığı şiiri olan üyelerimize ileteceğiz.” dedi.

Parmaksız, yönetim kurulunca seçilen 20 yazarın hikâyelerinden oluşan bir başka kitabın da Azerbaycan Türkçesine çevirisinin yapıldığı müjdesini verdi.

“Bunun yanı sıra, projemize hiç bir telif almadan katılan 11 İLESAM üyesinin ‘Esere Saygılı, Korsana Karşıyız’  temalı hikâyeleri kitaplaştırılarak 10.000 adet basıldı. Hikâye kitabı ‘Esere Saygılı, Korsana Karşıyız’ 3. Ulusal Slogan ve Logo Yarışması seminerlerinde öğrencilere hediye olarak dağıtılıyor.” şeklinde bilgi veren Mehmet Nuri Parmaksız “Bu yıl içinde İLESAM Ansiklopedimizi de hayata geçirmeyi planlıyoruz. Ansiklopedi kitapçılarda satışa sunulacak.” diyerek sözlerine “15 Nisan tarihinde etkinliğimiz olmayacak. 13 Mayıs’ta Türk Tarih Kurumu’nda Azerbaycanlı bir yazarımızın kitap tanıtımı programımızı gerçekleştireceğiz. Cumartesi Sohbetlerimiz ve Şiir Dinletilerimizin 2017 yılının ilk yarısını oluşturan bölümü 27 Mayıs tarihindeki programla noktalanacak.” cümleleriyle konuşmasına son verdi ve Prof. Dr. Münir Atalar’ı kürsüye davet etti.

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, iç mekan

Prof. Dr. Münir Atalar kutsal emanetler, surre vakıfları, Hac yolu ve güzergâhı, Hac ve salgın hastalıklar, vergi sistemi başlıkları altında  “Surre Alayları” konulu bir konferans gerçekleştirdi.

Prof. Dr. Sayın Münir Atalar’a konuşma metnini bizlerle paylaştığı için teşekkür ediyor ve sizlerle aynen paylaşıyoruz:

Her yıl hacc zamanı kutsal topraklar olan Hicaz’daki Mekke ve Medine şehirlerine para ve hediye gönderme geleneğine genel olarak Surre denilmektedir.

Haremeyn’e; Mekke ile Medine’ye Surre gönderilmesi Abbasiler (750-1258) zamanında başlamış, Osmanlıların son zamanlarına (1919) kadar devam etmiştir. Halifeler içerisinde fırsat düşürdükçe Haremeyn halkına Surre gönderilmesi âdetini yerleştiren Abbasi Halifesi Mehdi’dir. Ondan evvel Haremeyn’e Surre gönderilmemiştir. Haremeyn’e ilk kez Surre gönderilmesi, Abbasi halifelerinden el-Muktedir Billah (908-932) zamanında 311/923-924 yılında âdet olmuştur. Muktedir Billah’ın göndermiş olduğu Surre’nin miktarı 315.426 flori altını idi. Bu halife, Haremeyn sakinlerine ve oranın ziyaretçilerinin yoksullarına bu miktar parayı her yıl göndermeyi âdet edinmişti.

Fâtimîler (909-1171) Hicaz’ı kendilerine bağlamak amacıyla Haremeyn’e para göndermişlerdir. Eyyûbîler (1174-1250)’den sonra, Mısır’ı ele geçirmiş olan Memlûkler (1250-1517), Hicaz halkının sempatisini kazanmak için her sene Harameyn’e bir miktar zahire göndermişlerdir.        

Osmanlı İmparatorluğu, bir imparatorluk olmakla beraber, hiçbir zaman emperyalist de olmamış, feth ettiği veya gittiği yerleri sömürmeyi düşünmemiştir. Aksine buralara, kendisinde olan her şeyi vermiş, kendi Anayurdu, çekirdeği olan Anadolu’yu ihmal bahasına oraları imara çalışmıştır. Bunun da sebebi, ele geçirilen Hıristiyan veya İslam ülkelerini birer vatan olarak benimsemeleri, oraları birer koloni olarak görmemeleri, buralarda yaşayan halka adalet, düzen götürmek istemeleridir. Çünkü İslam hükümdarları Allah’a karşı sorumludurlar. Halka sulh, sükûn ve adalet götürmek de Allah’ın emridir.

Hicaz bir vilâyet, Mekke de bir emirlik idi. Vilâyetin, mülkiye teşkilatının ve orada bulundurulan askerî birliklerin masraflarını, kendi bölgelerinin gelirlerinden temin etmesi ve emirliğin de, bağlı bulunduğu hükümete belirli bir vergiyi ödemesi akla en evvel gelecek icâbât-ı tabiiyyeden olmasına rağmen, bunun aksine, hükümet, Hicaz vilâyetinin masraflarını tamamıyla kendi üzerine aldığı gibi, emirliğe de önemli bir miktarda para ve hediyeler göndermek an’anesine tâbi bulunurdu. İşte bu para, Surre-i Hümâyûn adıyla bilinirdi.

Hazreti Peygamberin kaleminden kendine bir sorguç yaptırıp kavuğuna iliştiren Sultan Ahmed’den, Hz. Peygamberin türbesini yeni baştan yaptıran Sultan II. Mahmud’a, Peygamberinin müjdesi için İstanbul’u fetheden Fâtihten, fethedilen İstanbul’dan Peygamber köyüne ulaşan demiryolunu yaptıran Sultan II. Abdülhamid’e kadar süre gelen bir sevgi geleneğimiz vardır. Peygamberinin en ufak bir hatırasını yaşatmak isteyen bir milleti tarih bu şekilde not etmektedir.

İslâm âlemi, Osmanlıları, Batı saldırganlığına karşı kendilerini savunan tek güç olarak görmüş ve pek çok devlet Osmanlılara bağlılıklarını Devlet-i Aliyye’nin son dönemlerine kadar sürdürmüştür. 1517 yılında Yavuz’un Kahire’de bulunduğu bir dönemde bir Portekiz donanması Mekke’ye saldırmak için Kızıldeniz’e girer. Mekke Şerifi tepelere kaçmaya hazırlanırken Hicaz halkı Osmanlı Amirali Kaptan Selman Reis’ten kendilerini yalnız bırakmaması için yardım isterler. Selman Reis, Mekke’nin iskelesi olan Cidde’yi Portekizlilere karşı savunarak onların kaçmasına sebep olmuştur.

Yavuz Sultan Selim, Akdeniz donanması haricinde Süveyş’te Kızıldeniz donanması hazırlanması emrini vererek Kızıldeniz’de Osmanlı hâkimiyetini tescil ettirir. Artık Portekizliler ne Kızıldeniz’e girebilecek, ne de Cidde’ye Mekke’ye saldırabilecektir. Akdeniz’de ve Ege’de Rodos, Kıbrıs ve Girit’in fethedilmesinde, bu adalarda yaşayan şövalye ve korsanların hac gemilerine saldırmalarının büyük tesiri olmuştur. Hindistan’dan gelen hac yolcularına Portekizlilerin saldırmaları üzerine Kızıldeniz ve Akdeniz’in birleştirilmesi için Süveyş Kanalı’nın ilk açılma çalışmaları da bu dönemde yapılmış ancak muvaffak olunamamıştır.

1917’lerde bu topraklardan mukaddes beldelere son Surre alayı yola çıktı ve o gün bu gündür Surre alayı bu coğrafyada görülmez oldu. Doksan yılı aşkın bir süreç öncesinde evvel İstanbul’dan Mekke’ye uzanan bu gönül köprüsünü bir makalenin sayfaları, satırları içerisinde yeniden kurmak o şaşalı günleri, o görkemli yılları yeniden yaşamak; o yılların hatırasını Surre alaylarının heyecanıyla bir nebze olsun yaşatmak maksadıyla bu yazımız kaleme alınmıştır. Surre ile alakalı hatalı bilgiler bir yana en büyük noksanlığımız kültürümüzün bu mühim öğesini gelecek kuşaklara aktarmakta ve günümüz insanına öğretmekte geç kalmış olmamız olsa gerektir.

Surrenin anlamı; “içine akçe konulan kese” iken; yüzlerce yıl içinde ayrılık çeşmesi, hacı kervanları, mahmil alayları, feraşet çantaları, Medine-i Münevvere’nin tozu toprağı, hacıların sevinç gözyaşları, tarihsiz ıtır kokuları, mevlid-i şerifler, top sesleri, bir bir çileli yolculuklar, ibadetler, dualar ve daha nice güzelliklerle çoğalıp zenginleşmiştir. Surre, padişahın mektubunu (Nâme-i Hümâyûnu’nu), Arafat’ta hac vazifesini tamamladıktan sonra Mina’da bayramlaşmaya duran hacılara ulaştırmak ve bu bayram sevincini bütün dünya Müslümanlarıyla paylaşmak isteğidir.

Fethinin ardından Osmanlı imparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul’da Surre alayını