İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve ŞİİR DİNLETİSİ ( 05 Aralık 2015 )

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve ŞİİR DİNLETİSİ 

( 05 Aralık 2015 )

“Mitolojiden Destana Türkçe’nin Düşünce ve Söz Varlığı”

Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin gelenekselleşmiş Cumartesi toplantılarından biri daha 05 Aralık 2015 tarihinde Türk Tarih Kurumu’nda gerçekleştirildi.

Edebiyatın, sanatın, kültürün ve aktüel konuların konuşulduğu, şiirlerin okunduğu İLESAM imzalı bu etkinlik İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız’ın yaptığı açılış konuşmasıyla başladı.

Meslek Birliği’nin 2015-2016 yıllarına yönelik projelerinden bahseden Parmaksız, Yönetim Kurulu’nca alınan karar çerçevesinde yıllardır devam eden Cumartesi etkinliklerinin bir bölümünü oluşturan mini söyleşilerin ‘Söz uçar, yazı kalır.’ cümlesinden yola çıkılarak kitaplaştırılacağı müjdesini verdi.

Parmaksız, 2016 yılı içerisinde değişik illerde sempozyumlar gerçekleştirileceğini, akademik anlamda görüşmelerin devam ettiğini,  bu sempozyumlarda akademisyen üyelerin görevlendirileceğini, masraflarının İLESAM tarafından karşılanacağını ve bu sunumların da kitaplaştıracağı bilgisini paylaştı.

Mehmet Nuri Parmaksız, Mahnıdan-Şarkıya projesinin zaman içerisinde Balkanlardaki Türk soylu bir ülkeyle gerçekleştirilebileceğini, Esere Saygılı Korsana Karşıyız Ulusal Slogan ve Logo Yarışmasının önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini, projenin Bakanlık tarafından desteklendiğini ifade ederek Meslek Birliği ile ilgili diğer projeleri de önümüzdeki haftalarda açıklayacağını sözlerine ekledi.

Program, Prof. Dr. Ali Yakıcı’nın “Mitolojiden Destana Türkçe’nin Düşünce ve Söz Varlığı” konusunu anlatması ile devam etti.

Prof. Dr. Ali Yakıcı’nın sunumundan derlediğimiz anekdotları olduğu gibi paylaşıyoruz:

“Türkçe, sözlü gelenekten yazılı ortama, doğuşundan bugüne Türklerin sosyal, siyasal, kültürel ve dini hayatında önemli görevler üstlenmiş bir iletişim aracı, insanların bir araya gelerek kaynaşması, ülke kalkınmasının sağlanması ve ileriye sağlam adımlarla yürünmesinde önemli rol oynamış bir dildir. Türkçe; iletişim dili olarak eğitim ve bilim dili olarak insanımız, kültürel kimliğimiz, milletimiz, ülkemiz ve geleceğimiz için son derece önemlidir.

Dil, aklın ortaya koyduğu en mükemmel yapıdır. Bu yapıya şekil veren en önemli unsur ise ruhtur. Dolayısıyla köklü ve kalıcı bir dil, insan zekâsının düşünce üretirken bu düşünceleri ifade etmek üzere yarattığı, ruhsal davranışlarla biçimlendirip zenginleştirdiği ve sürekli kıldığı bir yapıya sahiptir. Dil olmazsa bilim olmaz, dil olmazsa kültür ve sanatın varlığından ve kalıcılığından söz edilemez, dil olmazsa eğitim olmaz, dil olmazsa canlı mahlûkat olan insan, insan olmaz. Çünkü dil, insanı insan yapan niteliklerin başında gelmektedir. Çünkü düşüncenin aynısıdır.

Bir milletin diliyle o milletin fertlerinin ruhsal temayülleri arasında sıkı bir bağ vardır. Tarihte, ne zaman ve nerede bir millet teşekkül etmişse orada bir milli dil görülmektedir.  Nerede büyük kitleleri birbirine bağlayan ortak bir dil varsa orada bir millet ve bu millete bağlılık duygusu besleyen insanlar vardır. Her milli dilin arkasında bir milli ruh bulunmaktadır. Dil, insanın duygularının, düşüncelerinin, hayallerinin, kurgularının, rüyalarının, isteklerinin sağlıklı biçimde iletilmesini sağlar. Bunun içindir ki dil, kimi araştırmacılar tarafından “iletişim kuracak öznelerin aktarmak istedikleri bilgileri kodlayarak birbirlerine iletmekte kullandıkları şifreler bütünü” olarak ifade edilmektedir.

Dil, maddi ve manevi bütün zenginliklerimizi bünyesinde toplayan kültürü tek başına temsil ve ifade edebilecek güçte bir iletişim sistemi olarak kabul edilmektedir.

Dilimiz, tarihimiz ve medeniyetimizdir. Hayatımız, zevk tarzımız ve tefekkürümüzdür. Hafızamız, hayal dünyamız ve istikbalimizdir.

Bizi tarihe, sınırlar ötesine ve geleceğe taşıyan ve taşıyacak olan da yine dilimizdir.

Türkçe, insanlık tarihinin en eski, en gelişmiş, estetik yönü ağırlıklı olan, günümüzde kullanılmamakla birlikte kendi ses yapısına ait güçlü bir alfabesi bulunan, kadın-erkek eşitliğine özellikleri arasında yer veren şiir, musiki, edebiyat ve sanatta olduğu kadar bilim adına ürettiği eserlerle de dünyanın önemli dil ve kültürlerini etkilemiş olan güçlü, güzel Max Müller’in ifadesiyle “mucizevi” bir dildir.

Tarih içinde Oğuz Kağan’dan Dede Korkut’a, Köktürk Kitabelerinden Kutadgubilig’e, Divanü Lügat-ı Türk’e, Ergenekon’dan Manas’a, Köroğlu’ya Türkiye Türkçesi başta olmak üzere birçok lehçede şaheserler yaratılmasını sağlayan bu güçlü dil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kırılmasında ve kültürel kimliğinin belirlenmesinde de birinci derecede etkili olmuştur.

Türkçe, Türklerin anayurdudur. Zaten bir coğrafyanın ana yurt olabilmesi için anne dili ya da dillerinin değil bir ana dilin o coğrafyada eğitim, bilim ve kültür dili olarak kullanılması gerekir. İşte Türkçe bir ana dil olarak bu zenginliği milletine sunmuş, milletine ebedi olan anayurtlar kazandırmıştır. Türkiye bunun en belirgin örneğidir.

Yaratıcı düşüncenin, mitolojik felsefenin ilk ürünlerinden kabul edilen destanların Türkçe’nin oluşumu, şekillenmesi ve gelişmesi üzerinde önemli etkileri olmuştur.  Kimi edebiyatçılara göre aynı zamanda Türk dilinin oluşturduğu ilk edebiyat ürünleri de destanlardır. Orta Asya’da yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda elde edilen bilgilere göre, Türk destan devrinin Türk dilinin şekillenmesinde, özelliklerini kazanmasında yaratılış felsefesinin ürünleri olan yaratılış destanlarının etkisi belirgin bir biçimde görülmektedir. Altay destan ya da efsanesindeki inanmaların yaşandığı bu dönem, Türkçenin oluşum dönemi kadar eskidir. Kimilerine göre Türkçe Hz. Adem’in konuştuğu dildir. Kimilerine göre ise “Türkçe bilmeyen cennete giremez.”

Genel kabule göre insan, önce düşünür, sonra bu düşünceyi ifade yolları arar. Yaratılış destanı, Türkçe’nin de içinde bulunduğu Altay dil grubunun ilk ürünü olarak bilinmektedir.

Türkçe’nin kelime yapısında, kimi Batı dillerinin “masculin-feminin”, kimi Doğu dillerinin “müzekker-müennes” yaklaşımında olduğu gibi bir erkeklik-dişilik ayırımı görülmemektedir. Türkçe, birçok dile nasip olmayan bu insani ve medeni özelliğini, Yaratılış destanlarında ortaya koyduğu, dünyanın yaratılışı da dâhil her alanda “erkek-kadın” birlikteliği düşüncesinden dolayı elde etmiştir. Kimi araştırmacılar tarafından, birçok dilde olan kadın-erkek ayırımının Türkçe’de olmamasının, Türkçe’nin cinsiyet ayrımı gözetmeyen bir dil olmasının temel sebebinin insana önem vermesinden kaynaklandığı belirtilmektedir.

Milat öncesi dönemine ait mevcut Türk destanları içinde hem içerik bakımından, hem sosyal, siyasal, kültürel vb. alanlarda vermiş olduğu bilgi bakımından hem de toplumun geleceğe yönelik hedef ve ülkülerini belirleyici olması bakımından Oğuz Kağan destanı önemlidir.

Bilimden aldığı güçle birçok dil tarih sahnesinden silinirken Türkçe, hem doğduğu yerlerde hayatını devam ettirmiş hem de göç ettiği coğrafyalarda anayurtlar oluşturulmasını sağlamıştır.

Türkçe’nin başarılı bir biçimde ebedi yolculuğunu devam ettirmesinde 7.-8. yy. Göktürk eserleri olan Orhun Yazıtları’nın önemli bir katkısı olmuştur.

Türkçe’yi kullananların bugünkü sorunlarından biri “farkında olunmak” sorunudur. Türkçe’yi kullananlar, Türkçe sayesinde hayatta kalmayı başaranlar, kısacası Türk kültürel kimliği içinde yer alanlar, Türkçe’nin tarihi geçmişi, bağlı bulunduğu dil ailesi, bu dil ailesinin özellikleri, Türkçe’nin yapısı, Türkçe kelimelerin zenginliği, Türkçe olarak üretilen sözlü ve yazılı eserler vb. birçok konudan habersizdirler. Yine bu dil sayesinde hayatlarını devam ettirenler bir bilim, kültür, sanat ve eğitim dili olan Türkçe’nin gizeminin ve gücünün farkında olamamışlardır. Farkında olmak bilinçli olmayı gerektirir.

İnsanımız Türkçe’nin bir güven unsuru, kültürel kimliği için bir onur kaynağı olduğunun farkına varırsa Türkçe, sadece dünyanın kendi insanı tarafından konuşulan en büyük birkaç dilinden biri olmakla kalmayacak, küreselleşen dünyada diğer ülke insanlarının da iletişim ve pazar dili olarak kullandığı birkaç dil arasındaki yerini alacaktır.”

Söyleşi sonrasında Türk diline, mitoloji ve destanlara yönelik kendisine yöneltilen soruları da cevaplayan Prof. Dr. Ali Yakıcı’ya katılımlarından dolayı Prof. Dr. Abdurrahman Güzel tarafından İLESAM adına bir Teşekkür Belgesi takdim edildi.

Etkinliğin ikinci bölümünü oluşturan Şiir Dinletisi İLESAM Ankara Şubesi Başkanı Durak Turan Düz’ün sunumuyla gerçekleşti.

Durak Turan Düz, İlter Yeşilay, Murat Duman, Sadık Kılıç, Orhan Vergili, İbrahim Yaman, Meliha Sevilir, Seyfettin Çoban, Bekir Yeğnidemir, Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, Doç. Dr. Mucdat Karayerli, Ahmet Mortaş, Ozan Selahattin Dündar, Necmi Dal, Bekir Aksoy, Bayram Yelen, Nurettin Gür Ozanoğlu, Hicabi Koçyığit, Muzaffer Karslı, Yaşar Kalafat, Sibel Unur Özdemir, Hanefi Işık, Yücel Muş, Erdal Ercin, Nevin Balta, Ahmet Afacan ve Cahit Karaç etkinliğe katılan isimler arasındaydılar.

Türkü, sevgi, Türk Bayramı, Engelliler Haftası, Türk Milleti, bağımsızlık, özgürlük, Kıbrıs, edep, yozlaşma, hayat, insanlar, fani dünya, güzellik, eğitim, Atatürk, Cumhuriyet, aşk temalı şiirler güne damgasını vururken Ozan Selahattin Dündar’ın sazı, sözü programa farklı bir renk kattı.

Soğuk bir Ankara cumartesisinde İLESAM imzası taşıyan bu sıcak etkinlik yürekleri ısıttı.

İLESAM Şiir Dinletilerimize şiire, sanata ve kültüre gönül veren herkesi- üyemiz olsun veya olmasın-bekliyoruz. Unutmayın!!!

HABER METNİ ve FOTOĞRAFLAR: Sibel Unur Özdemir

 görüntüleniyor

TÜRKİYE İLİM ve EDEBİYAT ESERİ SAHİPLERİ MESLEK BİRLİĞİ

İLESAM GENEL MERKEZİ

Adres

:

İzmir 1.Cad. No: 33/16  Aydın Apartmanı, Kat:4  Kızılay / ANKARA

Tel

:

0 312 419 49 38

Faks

:

0 312 419 49 39

Web

:

www.ilesam.org.tr

E-Posta

:

ilesam@ilesam.org.tr

 Okunma Sayısı : 692         07 Aralık 2015

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 165660

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.