İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve ŞİİR DİNLETİSİ ( 09 Ocak 2016)

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve ŞİİR DİNLETİSİ

( 09 Ocak 2016)

“ATATÜRK ve DİN”

Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin gelenekselleşmiş Cumartesi toplantılarından biri daha 09 Ocak 2016 tarihinde İLESAM Genel Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Edebiyatın, sanatın, kültürün ve aktüel konuların konuşulduğu, şiirlerin okunduğu İLESAM imzalı bu etkinlik İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız’ın yaptığı açılış konuşmasıyla başladı.

Mehmet Nuri Parmaksız “Atatürk’ü tartışabiliriz. İyi ya da kötü yanları olabilir her insan gibi. Böylesine başarılı bir insanın inancının olmadığı nasıl söylenebilir? Bazı insanlar görünüş itibariyle bizleri kandırabilirler. Görünen yanıltıcı olabilir. Kalbi ilgilendiren şey imandır. Din, Allah ile kul arasında yaşanır.” dedi.

Konuyla ilgili olarak yaşanmış birkaç olayı örnek veren Parmaksız “Günün konusunu Ömer Bey sizlere bilgi ve belgeleri ile anlatacak.” diyerek konuşmasını yapmak üzere Ömer Sağlam’ı kürsüye davet etti.

Ömer Sağlam Beyefendinin bizlerle paylaştığı konuşma metnini aynen paylaşıyoruz:

ATATÜRK VE DİN

İslam'ı, tamamıyla şekilcilikten ibaret görenlerce Atatürk inançları zayıf bir kişidir. Hatta kendisini dinsiz ve din düşmanı olarak niteleyenler bile olmuştur. Oysa Atatürk, inançlı, hatta dindar denilebilecek şekilde inançlı birisidir. Onun farkı, dini inancını, başkalarının gözü önünde ve ulu orta yaşamaması ve din üzerinden siyaset yapmamasıdır. 

Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni 23 Nisan 1920'de Ankara Hacıbayram Camii'nde kılınan Cuma Namazı'ndan sonra açması ve 7 Şubat 1923'de Balıkesir'de Zağanos Paşa Camii'nde okunan bir mevlitten sonra caminin minberine çıkıp "Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri,  Cenâb-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur'ân-ı Azimüşşan'daki açık ve kesin hükümlerdir..." diye başlayan cümlelerle cemaate hitap etmesi gibi bazı örnekler varsa da,  Atatürk, Cumhurbaşkanlığı süresince Cumhuriyet’in laik kimliğine hep sadık kalmış ve dini, kendi iç dünyasında yaşamıştır. 

Neylersiniz ki; avam dediğimiz insanlar, insanların dinini ve dindarlığını bu yönlerden değerlendirmektedir. İşte bu yüzdendir ki; Atatürk halkın gözündeki bu türlü dindarlık sınavında sınıfta kalmıştır! Halkın bu yönünü iyi bilen siyasi muhalifleri ve muarızları da, zaten hep bu yönden vurmuşlardır Atatürk'e.

Uzun süre İl Müftülüğü de yapan İstanbul Ü. İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Fahri Kayadibi, Atatük Araştırmaları Merkezi'nin resmi internet sitesinde bulunan "Atatürk, Din, Eğitim." başlıklı bilimsel yazısında;

"Atatürk iyi bir din eğitimi almış inançlı bir insandır. Ailesinden ve okuldan aldığı din eğitimine ilaveten kendisini dini konularda camiide hutbe okuyacak kadar iyi yetiştirmiştir. Türk halkının dinini aslına uygun iyi öğrenmesini istemiştir. Bunun için Kur’an’ı, Hz. Muhammed’in hayatı ve temel din kitaplarını Türkçe olarak yayınlatmıştır. Din Eğitimini önemli görmüş, okullarda yapılmasını istemiştir. Atatürk dinin değil; cehalet, bid’atlar, hurafeler ve din istismarcılarının karşısındaydı. Bu da bazı çevrelerce din düşmanlığı şeklinde algılanmış ve gösterilmiştir. O, Kur’an’ın özüne uygun Hz. Peygamber zamanındaki gerçek İslamiyet’in yanındaydı. Dini ve gerçek din bilginlerini övmüştür." dedikten sonra,  50 civarındaki kitabı kaynak göstermek suretiyle Atatürk'ün dini yaşamını, din ve din adamlarına bakış tarzını uzun uzun anlatır.

Fahri Kayadibi, bu konuda sonuna kadar haklıdır.  Zira Atatürk'ün 1 Kasım 1922 günü  "Millet Egemenliğinin (saltanatının) Gerçekleştirilmesi" konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan tarihi oturumda yapmış olduğu bir konuşması var. Bu konuşma,  gerçekten de Atatürk’ün Türk ve İslam Tarihi’ni, ayrıca Türk-Arap ilişkilerinin geçmişi ile bizatihi İslam Dini’ni derinlemesine incelediğini göstermektedir. Zaten, çocukluğunda öncelikle Mahalle Mektebi'ne gönderilmiş olması da onun, dindar ve muhafazakâr bir ortamda yetiştiğini göstermektedir.

Esasen, incelendiğinde görülecektir ki; Mustafa Kemal Paşa, sürekli olarak dine ve din adamlarına yakın durmuş bir asker ve devlet adamıdır. Onun, en önemli savaş tecrübesi olan Çanakkale cephesindeki durumu anlatırken din unsurunu ve dini kavramları özellikle öne çıkarırcasına kullanmış olduğu şu ifadeler oldukça enteresandır:

"Bombasırtı Olayı ( 14 Mayıs 1915) çok önemli ve dünya harp tarihinde eşine rastlanması mümkün olmayan bir hadisedir. Karşılıklı siperler arasındaki mesafe 8 metre, yani ölüm muhakkak. Birinci siperdekilerin hiç birisi kurtulmamacasına şehit düşüyor. İkinci siperdekiler yıldırım gibi onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz. Bomba, şarapnel, kurşun yağmuru altında öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor ve en ufak bir çekinme bile göstermiyor. Sarsılma yok. Okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor ve Cennete gitmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise, Kelime-i Şahadet getiriyor ve ezan okuyarak yürüyorlar. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. 20 düşmana karşı her siperde bir nefer süngü ile çarpışıyor. Ölüyor, öldürüyor. İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren, dünyanın hiç bir askerinde bulunmayan, tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur."

Sadece Çanakkale Savaşı da değil. Milli Mücadele yıllarında da Mustafa Kemal Paşa sürekli din adamlarına yakın durmuş ve onlarla teşriki mesaide bulunmuştur. 1919 yılında Samsun'a çıktığından itibaren uğradığı her şehir ve kasabada onu karşılayanların arasında, bazen de karşılayanların başında mutlaka şehrin müftüsü veya vaizi bulunmuştur. Esasen din adamları, Anadolu'da kurulan Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin ya kurucusudurlar ya da öncü isimleri arasındadırlar. Bu özellikleriyle Kuvayı Milliye'ye ruh verenler din adamları olmuşlardır.

En başta Anadolu'da sayıları 150 civarında olan din adamlarının ortak imzası ile Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını idama mahkûm eden Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi'nin fetvasını geçersiz kılarak işe başlayan din adamlarımız, sonraki dönemde Milli Mücadele'ye ilimleriyle, ikna kabiliyetleriyle, mallarıyla ve hatta bazen de canlarıyla destek vermişlerdir.

Burada Ankara Müftüsü ve Cumhuriyet’in ilk Diyanet İşleri Başkanı Rıfat Börekçi'yi, Amasya Vaizi Abdurrahman Kâmil Efendi'yi, milislerden ordu teşkil ederek başlarına geçen Denizli Müftüsü Mustafa Hulusi Efendi'yi (Çalgüner) ve Afyon Müftüsü Şükrü Efendi'yi (Çelikalay) anmadan geçemeyeceğim. Savaş sonrasında Atatürk, Milli Mücadele'ye katkılarından dolayı adı geçen din adamlarına hep yakın ilgi göstermiş, onları çeşitli iltifatlarda bulunmuştur. Mesela Mustafa Hulusi Efendi ve Şükrü Efendi'yi mebus olarak meclise sokmuş, Ankara Müftüsü Rıfat Efendi'yi ise bakanların da üzerinde olan bir statü ile Cumhuriyet'in ilk Diyanet İşleri Başkanı olarak atamıştır.

Mustafa Kemal Paşa, sadece İslam'ın Sünni yorumunu temsil eden din adamlarıyla değil, mesela Alevi din adamlarıyla da iyi ilişkiler kurmuştur. Bu sebeple Erzurum'dan Ankara'ya gelirken, 22 Aralık 1919 günü Aleviliğin Anadolu'daki dini merkezi olan Hacıbektaş'a özellikle yol uğratmış ve orada Çelebi Cemalettin Efendi ile görüşmüş ve verilecek Milli Mücadele konusunda Alevi toplunun desteğine dair kendisinden söz almıştır.

Atatü