İLESAM KÜLTÜR EVİNDE “TASAVVUF” TEMASI İŞLENDİ. (08 Aralık 2012)

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM KÜLTÜR EVİNDE “TASAVVUF” TEMASI İŞLENDİ (08 Aralık 2012)

Geleneksel Cumartesi günü etkinliklerinden  biri daha İLESAM Kültür Evinde yapıldı. İLESAM Federasyon temsilcisi Nevzat DOĞANAY’ın konuşmacı olarak katıldığı etkinliğe iştirak oldukça fazlaydı.

İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız tarafından kürsüye davet edilen Nevzat Doğanay,İslam ve tasavvuf çalışmalarında; kalb-i tasfiyede ölü kalp, hasta kalp, gafil kalp, zakir kalp ve uyanık kalp konuları ile nefs-i terbiye başlığı altında, "nefs-i emmare", "nefs-i levvame", "nefs-i mülhime", "nefsi mutmainne", "nefs-i radiyye" ve "nefs-i merdiyye" hakkında açıklamalarda bulundu ve "mükerrem insan" olmanın önemine değinerek konu hakkında şunları söyledi:

“Tasavvuf niçin ilim olarak İslam dünyasında ele alınmıştır? Tasavvufu anlayabilmek insanı iyi tanımak demektir. İnsanın içindeki kudretlerden bahsediyorum, ruh ve nefisten. Ruhu, nefsinden daha güçlü olan insan, iyi insandır. Nefsi, ruhunun önüne geçen ise kötü insan. Kalbin tasfiyesi yani temizliği ve nefsin terbiyesi iki önemli unsurdur. Peygamberler nefisleri doğuştan terbiye edilmiş olarak gelirler dünyaya. Kalbin temizliği, nefsin terbiyesi ile mümkündür. Her insanın günah işlediğinde kalbinde kara bir nokta meydana gelir. Günahına göre büyür. Kalbinin kararması ile merhameti ortadan kalkar. Sürekli günahla iştigal eden bir insanın Allah’a olan imanı bitmiştir. Nefsi öldürmek demek, insanın ölmesi, hücrelerin birbirinden ayrılması demektir. Ruh, bedenden çıkmadan nefis ölmez. Nefsi öldürmek yanlıştır, nefsin terbiye edilmesi gerekir.

Kalb-i tasfiyeyi, ölü kalp, hasta kalp, gafil kalp, zakir kalp ve uyanık kalp başlıkları adı altında beş ana temada gruplandırabiliriz Tasavvufa göre. Ölü kalp ‘Allah’a inancı olmayanları’ hasta kalp ‘İmanlı ya da imansız durumda bulunanları’ gafil kalp ‘İnandığı halde ara sıra unutan insanı’ zakir kalp ise‘Allah’ı her an zikreden hali’  anlatır bizlere.

Tasavvufta vuslata yani Allah rızasına kavuşmuş insan haline gelmek mühimdir.Allah’ın takdir ve tasvip ettiği ‘güzel ahlak’tır.

Allah, affedici kuluna tövbe etmeyi (Seyyidül İstiğfar ) kısmet eder. Ona, kendi hatalarını görmeyi kısmet eder. Başkalarının hatalarını görmesini kısmet eder. Kişi, kendi hatalarını düzeltmeye çalışırken başka insanların kusurunu görmeye fırsat bulamaz.

Bir uğurda çalışarak kendinizi Allah’a sevdirebilirsiniz. Vuslat, kendinizi Allah’a sevdirmektir. Bu bir usul ve metot işidir.

Yaratılmışın en üstünü insandır. İnsan demek, aciz ve eksik yönü olan demektir, o yaratılandır.Yanlışı olmayan sadece Allah’tır. Allah’ın kulundan razı olması yada olmaması tamamen nefisle ilgilidir. Nefsin terbiye edilmesi bir mürşit tarafından sağlanır. Tek başına kişinin kendisinin nefsini terbiye etmesi mümkün değildir. Hacı Bayram Veli ile Somuncu Baba’yı, Mevlana ile Tebrizli Şems’i, Yunus Emre ile Taptuk Emre’yi anabiliriz burada.

Bu dünya Müslüman’ın cehennemidir. Müslüman, bu dünyadan gitmeye can atar.  Müslüman, ümit ve korku arasında yaşar. Cennete gitmeyi umut eder ancak cehenneme gideceği içinse korku duyar. Korku içinde yaşanmazsa Allah’tan uzaklaşılır.”

Tasavvuf teması hakkındaki konuşmasını tamamlayan Nevzat Doğanay’a Teşekkür Belgesi takdim eden İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız “Bu dünya sonludur. Asıl hedef sonsuzdur. Mutlak mutluluk yoktur. Hep bir şeyi elde etmek için çalışırız. İnsan, daima iki yönüyle, akıl ve nefsi ile mücadele halindedir. Gönlün kendisidir elde edilmek istenen şey. Madde ve manaya, güzel olana, başka bir gözle bakmalı.Kalpteki kara nokta. Ki ona Süveyda da deniliyor. Gönle hangisi hakimse odur. Kalubela, ikinci evre ve biz, şimdi ikinci evredeyiz. Hadîs-i kudsîde, ‘Yere ve göğe sığamam. Fakat mümin kulumun kalbine sığarım.’ buyurur.” cümleleri ile konu hakkındaki düşüncelerini paylaştı katılımcılarla.