İLESAM KÜLTÜR EVİNDE “ŞİİRİMİZDE YABANCI HAYRANLIĞININ AKİSLERİ ” HAKKINDA KONUŞULDU. (16 ŞUBAT 2013)

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM KÜLTÜR EVİNDE “ŞİİRİMİZDE YABANCI HAYRANLIĞININ AKİSLERİ ”

HAKKINDA KONUŞULDU. (16 ŞUBAT 2013)

Gelenekselleşmiş Cumartesileri sayesinde edebiyata gönül vermiş tüm dostlarına kapısını açan İLESAM Kültür Evinde bu hafta “Şiirimizde Yabancı Hayranlığının Akisleri” konusuna yer verildi.

Açılış konuşmasını yapmak üzere kürsüye gelen İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız söyleşi konusu hakkındaki fikirlerini paylaşarak konuşmasını yapmak üzere Prof. Dr. Ali İhsan KOLCU’yu kürsüye davet etti.

“Osmanlının gücünü her bakımdan hissettirdiği asırlarda Batı’nın Türk hayranlığı doruğa ulaşmış ve başta İtalya’da olmak üzere neredeyse bütün Avrupa’da ‘Alla Turca / Türk gibi’ kavramı ortaya çıkmıştır.” cümlesiyle konuşmasına başlayan Prof. Dr. Ali İhsan KOLCU, sözlerine şöyle devam etti:

“Osmanlının zamanla gücünü kaybetmesiyle bu anlayış tersine dönmüş bu kez Batı’ya öykünme, taklit etme, Batılı gibi olma anlamına gelen ‘Alla franga’ kavramı ortaya çıkmıştır.


Gazete ve mecmuaların sayısının artması, hemen her alanda bir çeviri cennetine dönüşen Osmanlı kültür hayatının Batılıları daha yakından tanıma imkanını doğurmuştur. Böylece Batı mucizesini gerçekleştiren şahsiyetler hakkında merak ve ilgi artmaya başlamıştır.

On dokuzuncu asırda Türk edebiyatında özellikle Fransız edebiyatının her yönüyle edebiyatımıza olan etkisinin sanıldığından daha fazla olduğunu söyleyebiliriz.
Başlangıcından bugüne geldiğimizde Batılı şair ve yazarlara, devlet adamlarına, kaşif ve bilim adamlarına ve sanatkarlarını konu alan çok sayıda şiir yazılır. Bu aşamada ortaya konulan şiiri ‘hayranlık hisleriyle kaleme alınanlar ve nefret, yergi hisleriyle kaleme alınanlar’ olmak üzere iki ana başlık altında toplayabiliriz.

Sadullah Paşa, Şinasi, Mehmet Tahir, Tevfik Fikret, Hafız İsmail Müşfik Efendi, Mehmet Rif’at, Süleyman Nazif, Ali Ekrem Bolayır, Osman Fahri, Cenab Şahabeddin, İhsan Raif Hanım, Nazım Hikmet, Mehmet Emin Yurdakul, Cahit Külebi, Edip Cansever, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Salah Birsel, Faruk Nafız Çamlıbel, İlhan Berk, Ahmet Telli gibi edebiyatçılar da bu anlamda eser veren isimler arasındadır.


Sonuç olarak; edebiyatımızda Batılı şahsiyetlere yazılan şiirlerin genel bir değerlendirilmesi yapılacak olursa şu çarpıcı sonuçlar çıkacaktır:

* Bizim şairlerimiz başlangıçta Batıyı tanımamaktadır.Bu yüzden ilk metinlerin çoğu bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir hayranlık duygusuyla yada özenti hissiyle yazılmıştır.

* Şairlerimiz aynı zamanda ilk çevirmenlerimizdir. Bu yüzden eserleriyle haşır neşir oldukları yazar yada sanatkarların etkisinde kalabilmektedirler. Bunun en iyi örneği Victor Hugo, Alfred de Musseti Lorca, vb.dir.

* Şairlerimiz Batı’nın gerçek yüzünü Birinci Dünya Savaşı ve Çanakkale Harbi’nde görmüştür. Bundan sonra kaleme alınan şiirlerde daha temkinli oldukları görünür.

* Batılı şahsiyetlerin üzerindeki sis dağıldıkça ve gerçek kişilikleri ortaya çıktıkça hayranlık yerini eleştiri, öfke hatta kine bırakabilmektedir.

* Cumhuriyet devrinde bizim şairlerimiz kendi ideolojilerine yakın Batılı şahsiyetlere şiir yazmışlardır. Karşıt ideolojilerin figürlerine yazılan şiirlerde ise aşağılama ve yergi vardır.

* Türkiye’nin ve Türklerin fenalığını isteyen ve bunu eserlerine yansıtan Batılı şahsiyetlere tepki eskiden olduğu gibi yurtsever şairlerimizden gelmiştir.

* Edebiyatımızda kendilerine en çok şiir yazılan kişiler Che Guavara ve Lorca gibi Marksist şair ve devrimci figürlerdir. Özellikle Lorca’nın İspanya iç savaşında faşistlerce kurşuna dizilmesi bizim Marksist şairlerimizi derinden etkilemiştir. Siyasal figür olarak Che Guavara neyse onun edebiyattaki yansıması da Lorca’dır.


Sözlerimi içinde yaşadığımız yüzyılın Türk asrı olması ve bizim sanatkar, bilim adamı, politikacı, asker, mucit ve kaşif figürlerimize Batılıların hatta bütün Dünya şairlerinin hayranlık dolu şiirler yazması ve yeniden bir ‘Alla Turca’ rüzgarının esmesi dileğiyle tamamlamak istiyorum.” diyerek noktalayan Prof. Dr. Ali İhsan KOLCU ’ya İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız tarafından bir Teşekkür Belgesi takdim edildi.


 

Etkinliğin ikinci ayağını oluşturan “Şiir Dinletisi” Orhan Vergili tarafından sunuldu. Dinletide sevgi, Ankara, güzel kız, geçmiş-gelecek, sevgiliye çağrı, unutulmayanlar, aşk, özlem, geç kalmamak, adam olmak, hayatı görmek, hasret, Sevgililer Günü, yaşamanın güzelliği, sokak çocuğu, umut, söyleyememek, okumak- öğrenmek, Bozkırın tezenesi, insanı insanda görmek, anne, kadına şiddet temalarını içeren şiirler, şairlerinin sesinde can buldu.Ayrıca; Victor Hugo’dan, Mevlana’dan, Karacaoğlan’dan da şiirler seslendirildi. Füheyda Biner ise Barış Manço hakkında kaleme aldığı bir yazıyı paylaştı katılımcılarla.


 

Selçuk Küçükkalıpçı, Rıfat Kaya, Niyazi Bali, Sibel Unur Özdemir, Nur Ersen, Sevinç Güven, Hayriye Çitoğlu, İbrahim Yaman, Aşık Sevdai, Tuncer Ulusoy, Nevzat Taşkıran, İlter Yeşilay, Aşık (Çoban) Hüseyin Çemrek, Nurettin Gür Ozanoğlu, Vedat Fidanboy, Necati Özdenkoş, Ertuğrul Yılmaz, Şakir Susuz, Necati Aslan, Fevzi Gökalp, Füheyda Biner, Kazım Kara, Orhan Vergili etkinliğe katılan isimler arasındaydı.


 


Bir öykücü olarak şiirimi okumadan önce “Hayat anlardan oluşur. Her insan bir öyküdür aslında. Kaç milyar kişi nefes alıyorsa yeryüzünde hepsinin bambaşka bir hikâyesi vardır. Her insan hayattır çünkü. Ve her hikâye farklı bir insan. Yalnız insanın değil, romanın, şiirin, güftenin kısaca hayatın her anında öykü potansiyeli vardır. Şimdi neden bunları söylüyorum, diye düşünen gönül dostlarımız olabilir. Geçtiğimiz Perşembe günü takvimlerimiz 14 Şubat tarihini gösteriyordu. Bu tarih daha çok ‘Sevgililer Günü’ olarak bilinir, tabii işin ticari boyutu da bunu gündeme taşır.Ama aynı zamanda 14 Şubat ‘Dünya Öykü Günü’dür. An, gelip geçer ama öykü kalıcıdır. Aynı sevginin kalıcı olduğu gibi. Belki Sevgililer Günü’nün de aynı tarihte kutlanması bu yüzdendir. ‘Öykü’ de ‘sevgi’ gibi paylaşılır ve güzel olan yanı budur. Paylaşıldıkça yayılır dalga dalga yüreklere. Dileğim ‘Öykü Günü’nün daha coşkulu kutlanması, içinden öykü geçen etkinliklere yer verilmesidir.” şeklinde öykü ve Öykü Günü hakkındaki düşüncelerimi paylaştım.


 

 

Şiirimizde yabancı hayranlığının akislerinin konuşulduğu, pek çok güzel şiirin seslendirildiği, dostların birbirleriyle buluştuğu, soğuk bir Ankara gününde içleri ısıtan çayların yudumlandığı, fikir alışverişinde bulunulduğu bir Cumartesi günü etkinliği daha dimağlarda ve gönüllerde yerini aldı.

HABER METNİ: SİBEL UNUR ÖZDEMİR
FOTOĞRAFLAR: NUR ERSEN -SİBEL UNUR ÖZDEMİR
YAYINA HAZIRLAYAN:NUR ERSEN

 Okunma Sayısı : 803         18 Şubat 2013

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 889480

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.