İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve ŞİİR DİNLETİSİ (28 Aralık 2013)

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve ŞİİR DİNLETİSİ
(28 Aralık 2013)

Takvimler 28.12.2013 tarihini gösteriyordu.İLESAM Kültür Evi yılın son cumartesi etkinliğine daha imza atmak için hazırlanmış konuklarını bekliyordu. Derken konukları gelmeye başladı birer, ikişer. 

Konukları yerlerini aldıkça yüzü güldü, yüreği ısındı İLESAM Kültür Evinin.Öyle ya ev, yaşayanları ile, paylaşılan sohbetleriyle, gönülden gönüle akan şiirleriyle büyüyor, büyüyor, büyüyordu. Dostluk kokan bir bardak çayda, gülen gözlerde, beyitlerde, dörtlüklerde, satır arası sohbetlerde çoğalıyor, çoğalıyor, çoğalıyordu. İmbikten süzülüyordu her mısradan bir iki söz yüreklere akıyor, akıyor, akıyordu. Yeri geliyor gülümsetiyor, an oluyor göz pınarlarınızı dolduruyor, kimi zaman boğazınızda düğümleniyor, bazen de yüreğinizde tarifi imkansız duygular uyandırıyordu.

Bir de söyleşi konusu ve konuşmayı gerçekleştirecek bir konuğu vardı İLESAM Kültür Evinin, Doç. Dr. M. Can DOĞAN. 


İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız’ın yaptığı açılış konuşmasının ardından kürsüye davet ettiği Doğan “Şiir ve Şiir Dili" hakkındaki bilgilerini katılımcılarla paylaştı. 

Doç. Dr. M. Can DOĞAN “Şiir dili ile iletişime bilgi aktarmaya dönük dil arasındaki fark nerden doğuyor, neden ortaya çıkıyor, ayrıştırmak gerek. Aşk, mühür, gül gibi sözcükleri hepimiz biliriz. Ama “Gülüm benim, mühür gözlüm” deyince kelimeye yüklenen mana değişir yani özgün kelimelere anlam yüklenir. 

Ahmet Hamdi Tanpınar “Şiir dilin çiçeğidir.” der. Burada “çiçek” çağrışım alanıdır, dilin özelliklerini anlatan bir durum söz konusudur. 

Dil ve söz. Dilin sınırları çizilmiş, kuralları belli, söz dizini bellidir. Söz, dilin içinde yer alan insanların özgür tutumlarıyla belirlediği söylemlerdir. Dili etkinlik biçimine dönüştüren iletişim süresidir. 


Bazı görüşler şiirde kullanılan dilin “söz” olarak adlandırılmasına dairdir. Dilin işlevsel kullanımı sekiz başlıkta farklılık gösterir ki şiirin işlevi sözcüklerin bir araya getirilmesinden doğan farklılıklar olarak gösterilir. 

“Yan anlamların, mecaz anlamların, deyimler”in kendi başlarına anlamları yoktur. Bunu kullanış amaçlarında görürüz. Argo da dil içidir ama bağlam içerisinde.

Kelimeler anlamlarını bağlamları içerisinde kazanırlar. Nasıl insanların bağları varsa (anne-babalık, konuşmacı-dinleyici, satıcı- müşteri, doktor-hasta, öğretmen-öğrenci) ve ilişkileri bulundukları konum itibariyle farklılaşıyorsa kelimeler de birbiriyle farklı ilişkilere girdiğinde başka başka anlamlar kazanırlar. 

Divan şairi sözün farkında mıydı değil miydi ama söylüyordu. Şiir, dalını ayrıştıran öz olarak ortaya çıkıyor. Mübalağa ve söz sanatın içindedir. Kabullerle de ilgilidir bu durum.İnsan, eşref-i mahlukattır. Düşünen insan kabullenir. 

Şiirin kumaşı her şairin elinde, dilinde başkalık gösterir, göstermesi de gereklidir. Nasıl herkes aynı elbiseyi giymiyorsa herkesin söylediği şey de farklı olmalıdır. 


Kültürel değerlerde şifreler vardır. Kültürün içinden gelmiş bazı insanlar ve şiir dünyasının içinde olan şahıslar tarafından ya da o konuda inceleme-araştırma yapmış bireyler tarafından not düşülmesi şeklinde söylenir. Sözü şiirin içinde taşıyan, tasvir eden şifreler, semboller bilinmezse çözülmez. Divan Edebiyatında da böyledir. Mazmun dünyası bilinmezse okunan şiir çözülmez.

Bir söz sanatı olan “istiare” Batı dilinde “metafor” olarak adlandırılır. Bu sanat “eğretileme” şeklinde de söylenmiştir ancak sıcak bir kelime değildir ve yapılan sanatın tam da karşılığı değildir.

Türkçe fiil ağırlıklı bir dildir.Kapalı istiare da fiil ağırlıklı söylenir. Kapalı istiare beraberinde metaforu getirir. Açık istiarede ise sıradan sözcükler vardır. Düz ve açık, söyleşi kolaydır. “Gülüm benim” örneğinde olduğu gibi.

Şiir yoğunlaştırılarak söylenir aynı meyvenin özü, nektarı gibi. Biz onu içebilmek için nasıl sulandırırsak şiiri de öyle ayrıştırırız işte özümseyebilmek için. 

Türkçe zengin bir dildir. Mecaz olarak söylenmesi, kapalı istiarelerin kullanılması zenginliğindendir. Fakat başka dillerle karşılaştırmak doğru değildir çünkü dillerin yapıları farklıdır.

“Hani şurada bir imaj oluşturayım” düşüncesinden hareketle yazılan şiirler, ne yazık ki parça tesirli şiirler değildir. Şiir, çocukça bir etkinliktir çünkü şair kelimelerle oynar. Saflığı oradan gelir. Şiir, ileri düzeyde bir bilinç getirir. Şiiri çözmek oyun dünyasında var edilen kelimelerin yine bu dünyada çözülerek kendimizin var edilmesidir. Post-modern dünyada dil zekasının ileri düzeyi şiirdir.

Şair, dile inanmış, dile iman etmiş insandır. Şairin dilini çözerken şiirin içindeki anahtar ve kilitleri bulmamız gerekir çünkü o söylemleri günlük dilde kullanmayız. Mesela “ Dün gece bütün anılarımı açık bıraktım” söyleminde “neyi açık bıraktın?” diye sorarız. Musluk, ışık, bilgisayar, kapı vb. şeyler açık bırakılabilir. Gece boyunca açık bırakılan musluk ne yapar? Ortalığı ıslatır. Uyku uyuyamayan birinin anılarını düşünerek ağladığını, rahatsız olduğunu, o kişinin üzerinde kötü etki bıraktığını anlayabiliriz buradan yola çıkarak. Nesnel bağlılaşırlık söz konusudur burada. Okuyanın nasıl algıladığı, ne mana çıkardığı. İyi mi kötü mü duygu ilettiği. Şiir dili okurdan katkı bekler. Görsel dünyada olaylar hızla akar. Dil de akar ve bunun kavranacağı bilinir, bilinmese zaten söylenmez. 

Peki, bunu söyleyen şair tüm bunları düşünmüş müdür? Bunu bilemeyiz. Ancak şiirin içindeki anlamları bulabiliriz. Burada asıl olan dilin nasıl bir dünyada okuyucuya yansıtıldığıdır. Dil yapısını kuran insan dile inanarak yazar. Böylece bizler de o dile yaklaşır, o dili anlayabiliriz. Şairi görmemiz, konuşmamız mümkün değildir.Burada önemli olan şiiri anlamamızdır. Mutlak yorum olmasa da dil, bize getirdiğimiz yorumun doğruluğunu gösterir.”dedi.

Necip Fazıl’dan, Yahya Kemal’den, Ahmet Haşim’den de örnekler veren Doç. Dr. Mehmet Can DOĞAN, Yahya Kemal’in ‘Şiir en milli sanattır.’ sözünü de paylaşarak “Kabuller şiir her okunduğunda güncellenir. Kabullerde ruh dinginliği söz konusudur.” cümlesiyle konuşmasını noktalayarak katılımcıların sorularını da cevapladı. 


Doç. Dr. Mehmet Can’a katılımlarından dolayı İLESAM Kadın Komiteleri Başkanı İlter Yeşilay tarafından bir “Teşekkür Belgesi” takdim edildi. 


Ankara Şubesi Başkan Yardımcısı Nalan İlhan’ın sunumuyla gerçekleşen “Şiir Dinletisi”nde her bir şairin dilinden bambaşka bir şiir döküldü İLESAM Kültür Evinde. 

Atatürk’ün Ankara’ya gelişi, Amasya sevdası, toplumdaki sorunlar, gece ve ışık, hicran, ayrılık, ölüm, şair, zenginlik-fakirlik, açlık-tokluk, insanlık, vicdan, Allah, mahşer, hak, marifet, dirlik-düzenlik, çınar ağacı, kul hakkı ve daha pek çok duyguyu içinde barındıran birbirinden kıymetli şiirler hayat buldu şairlerinin sesinde. 

Etkinliğe katılan isimler arasında Celal Oğan, Vedat Fidanboy, İsmet Bora Binatlı, Hanifi Işık, Mehmet Eruzun, Arif Balcı, Sevinç Doğancan Güven, Suna Güvel, Selçuk Büyükkalıpçı, Cihat Solmaz, Ahmet Tahsin Çınar, Nuh Ali Berg, Nazlıhan Hasköylü, İbrahim Yaman, Necati Özdenkoş, Osman Öcal, Ahmet Çetin Ertürk, Özgür İldeş, Veli Zor, Talat Gençosmanoğlu, Sibel Unur Özdemir, Cemal Tuzcuoğulları, Aşık Bayrami, Süleyman Altın, Necati Aslan, Mustafa Firengiz ve Yılmaz Erdoğan da vardı.

Değerli bilgileri içeren sohbeti ve birbirinden güzel şiirleri ile bu etkinlik, 2013 yılının son cumartesi faaliyeti olmasının ayrıcalığını yaşadı katılımcılarının yüreklerinde.

2014 yılının sağlık, mutluluk ve huzur getirmesi ve sonraki yıllarda da güzel olanı paylaşabilmek ve hep bir arada olabilmek dileğiyle.
 

 

 

 

 

 

 
 

 



Haber Metni ve Fotoğraflar: Sibel Unur Özdemir
Yayına Hazırlayan: Nur Ersen

 Okunma Sayısı : 593         06 Ocak 2014

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 944006

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.