İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ VE ŞİİR DİNLETİSİ (8 MART 2014)

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ VE ŞİİR DİNLETİSİ
(8 MART 2014)

“AHMET MİTHAT EFENDİ ANLATILARINDA KİMLİK İNŞASI VE MODERNİZM”

Geleneksel Cumartesi günü toplantılarından biri daha İLESAM Kültür Evinde 08 Mart 2014 tarihinde yapıldı. Doç. Dr. İbrahim TÜZER’in konuşmacı olarak katıldığı etkinliğe iştirak oldukça fazlaydı. 

İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız İLESAM ve AKÇAĞ Yayınevi’nin ortaklaşa düzenlediği Roman, Hikâye ve İnceleme-Araştırma (Kitap Dosyası-2013) Yarışma sonuçlarını açıkladı. Roman Alanında Kubilay ÖZ “Kızılelma-Kurgan’ın Sırrı” Hikâye Alanında Mıkdat Suat GÜLŞEN “Acemi Cambaz” İnceleme-Araştırma Alanında Şamil YEŞİLYURT “Ahmet Mithat Efendi’nin Romanlarında Yapı ve Tema” isimli eserleriyle birinciliğe layık görüldüler. Parmaksız, birinci olan eserlerin Akçağ Kitabevi tarafından kitap olarak basılacağını, bugüne kadar bu yarışma ile edebiyat dünyasına on yedi eser kazandırdıklarının da altını çizerek ödül töreninin Mayıs ayı içinde yapılacağını da sözlerine ekledi. 

Kadınlar Gününün anlam ve önemi hakkında kısa bir de konuşma yapan ve bayan üyelerinin 08 Mart Dünya Kadınlar Gününü kutlayan Mehmet Nuri Parmaksız bu Cumartesi söyleşisini gerçekleştirmek üzere Doç. Dr. İbrahim TÜZER’i kürsüye davet etti. 

Doç. Dr. İbrahim TÜZER “Ahmet Mithat Efendi Anlatılarında Kimlik İnşası ve Modernizm”i hakkında bilgiler verdi.

HOCAMIZDAN KONUYLA İLGİLİ KONUŞMASININ ANA HATLARINI BELİRTEN BİLGİLERİ RİCA ETTİK. KENDİSİ BİZİ KIRMAYARAK DEĞERLİ BİLGİLERİNİ PAYLAŞTI. KENDİSİNE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYOR ve VERDİĞİ BİLGİLERİ AYNEN AKTARIYORUZ:

AHMET MİDHAT EFENDİ KONFERANSI: 

BİR KİMLİK İNŞASININ HİKÂYESİ


“ Merhaba Ey Karî...

19 yaşında yazı hayatına başlayıp yarım yüzyıl "yazı makinesi" unvanını hak edecek biçimde durup dinlenmeden her sahada yazan Ahmet Mithat Efendi, malumat sahibi olduğu her şeyden okurlarının da haberdar olması için özellikle çaba sarf etmiştir. 

Abdülaziz tarafından 1873 yılında Rodos’a sürgüne gönderildiğinde bile, Tanpınar’ın ifadeleriyle söylersek, sanki "menfaya değil, şehrin imarına veya tenvirine" gitmiş gibidir. Şartların olumsuz oluşuna aldırmadan Rodos’ta kısa sürede "Medrese-i Süleymaniye" adını verdiği okulu kurarak alfabeden başlayıp "kozmografya"ya kadar çevresinde toplanan insanları eğitmeye başlar. 

Yazar, sadece ortaya koymuş olduğu muazzam külliyatıyla değil, genel tarih, dinler tarihi, felsefe, pedagoji gibi dersler verdiği Darülfunun’dan Darülmuallimat’a oradan da 28 Aralık 1912 senesinde öğrencilerinin kolları arasında son nefesini verdiği Darüşşafaka’ya kadar varoluşuna dair kimliğinin tüm unsurlarını içerisinde oluşturduğu Osmanlı toplumunu eğitmeye çalışmıştır.

"Osmanlı Toplumu" diyoruz çünkü Ahmet Mithat, herhangi ırkî, dinî ya da başkaca mensubiyetleri gözetmeden Osmanlı coğrafyasında bir araya gelen tüm farklılıkları "Osmanlı" üst kimliği altında değerlendirmeye çalışmıştır. Fakat milliyetçilik hareketleri hız kazanıp farklılıkların iyice koyulaştığı dönemde "Osmanlı"nın ana unsuru olan Müslüman Türklerin, "mefkûresinden, terbiyesinden, ananesinden hiçbir zaman ayrılmama" azmi içerisinde olmuştur. 

Onun bu eğitmen tavrı bilhassa Batı dünyasıyla yüzleşen ve kimlik bunalımıyla ne yapacağını bilemeyen dönemin "okur"u için tam da başvurulacak bir kaynak olarak karşılanır. İsmail Habib Sevük’ün belirttiği gibi "iri yarı, güçlü kuvvetli, sağlam bünyeli Ahmet Mithat’ın kafası da sıhhatlidir. Bu sayede hafızası dinç ve hatırası boldur." Bu özelliklerine bir de sınır tanımayan merakını eklersek yazarımız, dönemin arayışta olan insanı için tam bir cazibe merkezi konumuna yükselmiştir. 
Ahmet Mithat, destanlardan, masallardan, âşık hikâyelerinden ve meddah anlatılarından sonra roman, hikâye, tiyatro gibi anlatma ve gösterme esasına bağlı yeni türlerin henüz örneklenmeye başlandığı bir zamanda, "merhaba ey karî", "karîni kiram efendilerim", "evliyayı nimetim karîlerim efendilerim" diyerek seslendiği okurunun zihinsel seviyesini, her açıdan yükseltmeye çalışmıştır. 

Kimi zaman kurmaca, kimi zaman da didaktik metinler içerisinden formasyona yönelik olarak yükselen bu samimi ve içten sesleniş, elbette edebî metinleri zaafa uğratmakta; diğer bir ifadeyle, Ahmet Mithat Efendi’nin roman ve hikâyelerinin edebî değerini düşürerek kurguyu zayıflatmaktadır. Burada Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, edebî bir eserde olması gereken estetik değer açısından bakıldığında haklı olarak yapmış olduğu "nasıl tulûat tiyatrolarını aktörün devamlı surette seyirci ile konuşması öldürmüşse, Midhat Efendi romanını da muharrirle okuyucunun daima münasebeti öyle bozar" şeklindeki tespitine katılmamak mümkün değildir.

Fakat akılda tutulması gereken yazarın, tarihten gelen anlatı geleneği içerisine Batı’da ortaya çıkan bu yeni türü/romanı zaman, mekân, şahıs kadrosu ve vaka birimleri gibi unsurlarıyla dâhil etmeye çalışmış olmasıdır. Nitekim Ahmet Mithat, bir taraftan el yordamıyla da olsa bunu yapmaya çalışırken diğer taraftan da anlatılarında yönlendirmeye çalıştığı çatışma alanlarıyla, henüz her hususta çocukluk çağını yaşayan okuru için, "eğlendirici", "öğretici", "gerçekçi" ve "romantik" olmaya gayret göstermiştir. 

Diğer taraftan anlatıların yapısı ve anlam alanı üzerine modern edebiyat kuramları çerçevesinde yapılan okumalarda, Ahmet Mithat Efendi’nin meydana getirmiş olduğu eserleriyle çağının çok ilerisinde olduğu da ortadır. Estetik bütünlüğe aldırmadan, fakat okuru metnin içerisine çekecek her türlü üslup ve kurguyu deneyen yazar, bu yönüyle de Türk Edebiyatı’nda romanın kurucusu kabul edilebilir. 

Hayatın orta yerinde tüm yaşanmışlıklarıyla duran insanın, her türlü halini anlatısına konu edinmeye çalışırken Ahmet Mithat’ın okuyucuyla adeta yan yana yürümesi, "yeni" ve "yabancı" olan ne varsa hepsinin, kendi değer ve kabulleniş tarzından sıcak ve samimi bir biçimde meşrulaştırılarak muhatabına aktarmak istemesiyle yakından ilgilidir. 

Bundan dolayı zaman zaman romanlarının kurgusuna şahıs kadrosunun bir ferdi olarak bizatihi dâhil olup sadece bilinmeyenler hakkında değil, sorduğu sorular ve yönlendirmeleri ile vakanın seyrine de müdahale eder. Kendisinin de kahramanları arasında yer aldığı Müşâhedât adlı romanının yanı sıra kimi eserlerinde de bu gün bile çok orijinal ve post modern olarak kabul edilebilecek türden anlatım ve kurgu tekniklerine müracaat ettiği görülür. Böylelikle yazar tüm metin evrenini saran, kendine has bir bakış açısı ve anlatım tekniği meydana getirmiş olur.

“Teşhis”ten “teklif”e Ahmet Mithat Efendi’de kimlik algısı

Batı medeniyetinin 19. asra gelindiğinde ulaşmış olduğu yer hususunda, okurlarına teferruata varan malumat veren Ahmet Mithat Efendi, onlarda ilimden tekniğe, iktisadî algıdan hayatı kolaylaştıracak şehir ve ev düzenine, eğitim öğretimdeki yeni usullerden beşerî münasebetlerdeki davranışlara varıncaya kadar bir bilincin oluşmasına katkı sağlamış olur. 

Diğer taraftan anlatıların kurmaca dünyasından hareketle örneklediği fikrî altyapısı olan birçok hususu, gazete köşesinden ve ilmî esaslı kitaplarından da okurlarına ulaştırmaya çalışır. Romancının tüm yazı evrenini dolduran bu gayreti, girilen yeni medeniyet dairesinde Osmanlı toplumunun nasıl yer alması gerektiğine yönelik olarak şekillenmektedir.

Nitekim özellikle İmparatorluğunun yapısında barındırdığı farklı ırk, millet ve din mensubiyeti olan halkların kimliklerine dair bilinçlenmeleri, devletin omurgasını oluşturan Müslüman Türklerin de kendilerini fark etmelerine imkân tanımış; fakat modernleşmenin geri dönülemez bir sürece girdiği dönemde kimliğin esas unsurları muhafaza edilerek Batı ile nasıl intibak edileceği tam manasıyla belirlenememiştir. Tanzimat devrinin diğer aydınları gibi Ahmet Mithat da evvela bu bilinmezliğin şaşkınlığını yaşamış ancak sonrasında tüm gayretini, kimlik inşa sürecinin orta yerinde kalan okurlarının Batılılaşma ve modernleşme hususunda bilinçlenmesi için ortaya koymuştur.

Dikkat çekmeye çalıştığımız hususu Tanzimat devri bürokrat ve sanatkârları içerisinde Ahmet Mithat özelinde ele aldığımızda ortaya çıkan en önemli nokta ise yazarın Batılılaşma ve modernleşme meselesini, sadece tek bir cephesinden değil bütünlüklü olarak karşılayıp değerlendiriyor olmasıdır. Diğer bir ifadeyle Ahmet Mithat, Batı ve medeniyetinin felsefesinden eğitimine, ekonomisinden sosyal hayatına kadar tüm yönlerini bir sistem dâhilinde ele almaya çalışmaktadır. 

Bunun için de evvela tutku derecesine varan araştırma iştiyakıyla bu medeniyeti meydana getiren her türlü unsuru öğrenmek ister. Sonrasında bu öğrendiklerini kalemiyle faaliyet gösterebileceği tüm sahalarda halka ulaştırmaya çalışır. Bu gayret, Ahmet Mithat Efendi’nin ’merak’ ettiklerinin niteliğiyle derinleşerek halkın anlayabileceği bir tarzda özellikle anlatılarda işlenir.

Daha sonra yazar, içerisinde yaşadığı toplumun tarih ve kültüründen damıtarak medeniyet haline getirdiği değerlerini, yenileşirken kesinlikle göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünür. Bunun için de anlatılarını, "eski" ile "yeni"nin mukayese edildiği bir belirginlik alanı olarak kullanır ve yine halkın yanlış Batılılaşmaması yahut kimlik kargaşasına düşmemesi için "teşhis" ettiği hususlarla tam olarak kimliklerine dair bilinçlenmelerini ister. 

Nitekim romancının tüm metin evrenini saran bu bakış açısı ve anlatım tekniği, mukayese alanına çekilen iyi - kötü, doğru - yanlış, eski - yeni, üretim - tüketim, alafranga - dengeli batılılaşma gibi daha birçok tema değeri üzerinden hatları kalın çizgilerle belirginleştirilerek teklif ettiği kimlik inşasında birer alt unsur olarak okurlarının dikkatine sunulur.

Son olarak ise Ahmet Mithat Efendi, modern dünyanın gerektirdiklerini doğru anlayabilmiş ve Müslüman Türk kimliğine has değerlerin de özüne ilişkin bilinci olan "yeni insan" adını verdiğimiz terkibi, bir "teklif" olarak işaret eder. Dolayısıyla kimlik inşa sürecinde "merak-teşhis-teklif" üçgeninde kurgulanan Ahmet Mithat anlatıları, Tanzimat dönemi okurunun karşı karşıya kaldığı şaşkınlık içerisinden kendini/kendiliğini bulabileceği birer dayanak olarak da kabul edilebilir. Yazarın "yeni insan"ın kimliğinin nasıl şekillenmesi gerektiğine dair anlatılarında ortaya koyduğu vaka kurgusu ve şahıs kadrosunun hususiyetleri bu açıdan değerlendirildiğinde “yeni insan”ın da resmi ortaya çıkmaktadır.

Ahmet Mithat Efendi ve varlık alanı/mız…

Ahmet Mithat, üzerinde yaşadığı topraklar için kırılma sayabileceğimiz kendi yüzyılındaki "yenileşme"yi, gelecek adına esaslı bir kimliğin inşası için fırsat olarak görmüştür. Bu kimliğin özünü ise Batı dünyasının özellikle ilim ve teknik sahada insanlığa kazandırdıkları ile asırlar boyu Doğu medeniyetinin temel dinamiği olan adalet, ahlak, insan sevgisi gibi değerler oluşturmaktadır. Tüm bunları bir sentez haline getirerek anlatılarındaki kimi kahramanlarına hayat veren yazar, okurlarının da buradan hareketle şekillenmesini ve "yeni kimlik"e ilişkin insanî değerlerle yüklenmesini istemiştir.

Fikrî yazılarından hikâye ve romanlarına, öğretime yönelik kitaplarından tiyatrolarına kadar hemen her yazdığı eserde, girilen yeni medeniyet dairesinde nasıl yer alınması gerektiğine dair modeller ortaya koyan Ahmet Mithat, toplumda yanlış Batılılaşma ya da alafrangalaşmanın yaşanmaması için büyük uğraş vermiştir. Bu yönüyle yazar, "Yenileşme/Batılılaşma/Modernleşme" meselesi üzerine sistemli önermelerde bulunun ilk Tanzimat aydınıdır. Anlatılarında kurguladığı vaka birimleri incelendiğinde bu meseleyi okurlarıyla nitelikli bir biçimde paylaştığı görülmektedir. Böylelikle Tanzimat’ın ilanından 5 yıl sonra dünyaya gelen "hâce-i evvel"in kimliğini inşa etme sürecini yaşayan bir topluma, "yeni insan" adını verdiğimiz "model" ile neleri teklif ettiği de anlaşılmış olur.

Her insan hayattaki tüm eylemini kendisi için yapar. Buna kitap okumak ve yazmak da dâhildir. Esas olan kendi insanîliğimizle yüzleşmek ve eksikliklerimizin farkına varabilmek adına ortaya koyduğumuz gayretlerdir. Ahmet Mithat Efendi de sadece üzerinde yaşadığı toprakların değil, asırların birikimine ev sahipliği yapan bir medeniyetin dağılmakta olduğuna şahitlik ederken, tehdit altında gördüğü varlığını/insanîliğini sanatkâr muhayyilesiyle güvenli bir alanda/kimlikte var kılabilmek için çaba sarf etmiştir. 

Her şeyden evvel kendisi için ortaya konulmuş olan bu gayret, modern dünyanın inşa edildiği bir zaman diliminde öze ilişkin değerleri yitirmeden "yenileşebilmek" adına bütün bir toplumu muhatap alarak dalga dalga yayılmıştır.

Bu dalgaların sesi bizlerin bulunduğu sahilden bugün de duyulmaya devam etmektedir.”


Doç. Dr. İbrahim TÜZER konu hakkındaki sözlerini tamamladıktan sonra katılımcıların kendisine yönelttiği soruları da cevapladı. 

İLESAM Kadın Komisyonları Başkanı İlter Yeşilay katılımlarından dolayı bir Teşekkür Belgesi sundu Doç. Dr. İbrahim TÜZER’e.

Etkinliğin ikinci yarısını oluşturan “Şiir Dinletisi” İLESAM Ankara Şubesi Başkanı Durak Turan Düz tarafından sunuldu.
İLESAM Kadın Komiteleri Başkanı İlter Yeşilay kadınların sorunlarına değinen ve bu özel günün anlamına vurgu yapan bir konuşma yaparak bayan üyelerine küçük hediyeler sundu.

İlter Yeşilay “Ben kadın şairlerin sorunları olduğunu Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonunda da bizzat dile getirdim. Bu komplike bir konu ve çok yönlü çalışmalar gerektiriyor. Umarım gerekli imkânları bulurum ve bunları hayat geçiririm. Özellikle kadın şairler üzerinde durmamın bir nedeni var. Roman vb diğer alanlarda uluslararası başarılar kazanmış bir kaç kadın yazarımız olmasına rağmen halen ne ülke ne de dünya çapında bir kadın şair çıkartabilmiş değiliz. Bu böyle bir şairimizin olmadığından değil, konuya karşı yeterli hassasiyeti ve fırsat eşitliğini gösteremediğimizdendir. Çok yaralanıyorum. Kime şu soruyu sorsam: ‘Bana ülkemizdeki tanınmış şairlerimizi sayar mısınız?’ dile getirilen isimler hepimizin bildiği önemli erkek şairlerimizdir. Bir tek kadın şairimizin adı geçmiyor. Bu ezberi artık bozmak lazım diyorum. Yoksa kadın-erkek ayrımcılığı gibi bir niyetim asla yoktur. Her alanda olduğu gibi sanat alanında da kadınlarımızla erkeklerimizin omuz omuza çalışması gerektiğini düşünüyorum ben… Bir de, kadın zarafetinin, analık hasletinin dizelere kattığı o muhteşem duygu güzelliğini insanlara hakkıyla ulaştırabilmeyi.” dedi.

Kemal Arslan, Mahir Ünat, Ergun Veren, Ozan Sevdai, Mehmet Sevinç, Ali Kemal Parıldar, Bekir Yeğnidemir, Orhan Vergili, Sevgi Yücebaş, Erol Özdemir, Necati Aslan, Köksal Özenç, Hanifi Işık, Necati Özdenkoş, Prof.Dr. Abdurrahman Küçük, İsmet Bora Binatlı, Cansın Erol, Sibel Unur Özdemir, Nur Ersen, Berran Yalçın, İbrahim İlkyaz, Süleyman Altun, Fevzi Gökalp, Hatun Tülin Şenel, Leyla Fatma Yurtsever, Şükrü Anat, Ayten Gülçınar, Âşık Behrami, İlter Yeşilay, Cemal Tuzcuoğulları, Fatma Kalkan, Yrd. Doç. Dr. Cengiz Karataş etkinliğe katılan isimler arasındaydı.

Bu Cumartesi etkinliğine Kemer’den gelerek ayrı bir değer yükleyen Cansın Erol şiirleriyle ve o tatlı söyleşisiyle güne bir başkalık kattı.

Ağırlıklı olarak Kadınlar Günü ile ilgili şiirlerin okunduğu bu güzel günde edebiyata sevdalı yürekler bir İLESAM Cumartesisinin daha keyfini çıkarmanın mutluluğunu yaşadılar. 

Unutmayın! İLESAM Kültür Evi, üyesi olsun - olmasın edebiyata, şiire, sanata gönül vermiş tüm dostları gelenekselmiş Cumartesi sohbet toplantılarına bekliyor.

Haber Metni ve Fotoğraflar: Sibel UNUR ÖZDEMİR
Yayına Hazırlayan: Nur ERSEN

 

www.ilesam.org.tr

 Okunma Sayısı : 1196         11 Mart 2014

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 688221

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.