HATALI KULLANILAN DEYİMLER VE ATASÖZLERİ PROGRAMI 22 MART 2014

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ VE ŞİİR DİNLETİSİ
(22 MART 2014)

HATALI KULLANILAN DEYİMLER VE ATASÖZLERİ


Edebiyatın, sanatın ve kültürün konuşulduğu, güncel konuların dile getirildiği, şiirlerin okunduğu bir Cumartesi etkinliği daha İLESAM Kültür Evi’nde gerçekleştirildi. 

İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız 13. Olağan Genel Kurul toplantısının 26 Nisan 2014 tarihinde saat 10.00’da Türk Tarih Kurumu Konferans Salonunda yapılacağı bilgisini yineledi ve şehir dışından gelecek üyelerini düşündükleri için saati öne çektiklerini, resmi davet yazılarının üyelerine gönderildiğini sözlerine ekledi. Telif hakları ile ilgili kısa kısa bilgiler paylaşan Parmaksız “Telif hakları ile ilgili olarak bugüne kadar açtığımız her davayı kazandık. Henüz devam eden davalarımız da mevcut.” diyerek bu davaların neye dair olduklarına dair örnekler de verdi.

Mehmet Nuri Parmaksız “Hatalı Kullanılan Deyimler ve Atasözleri” hususunda zaman zaman anlatmak istediğimiz şey farklıdır kafamızın içindeki farklı.Kelimeleri, deyimleri yanlış kullanırız. Gündelik yaşantımızda deyimleri ve atasözlerini de kullanırız ama bunların ne kadarını doğru bir şekilde anlarız. Üniversite sınavlarında da öğrencilerin en çok zorlandığı sorular bu türde sorular oluyor çünkü Türkçe adına zorlandıkları sözler ve deyimler öğrencileri zorlar.” diyerek günün söyleşi konusuna giriş yaptı ve konuşmasını yapmak üzere İLESAM Haysiyet Kurulu Başkanı İsmet Bora BİNATLI’yı kürsüye davet etti. 

İsmet Bora BİNATLI “Konuşma, Allah cc. ın insanlara verdiği en değerli vasıflardan birisidir şüphesiz. İnsanlar konuşarak, hayvanlar koklaşarak anlaşırlar sözü de biraz buradan geliyor olmalı. Birçok tarif arasında insan konuşan hayvandır gibi bir ifade geçer ama bu hayvanların konuşmadığı manasına gelmez. Çünkü bütün mevcudat lisanı hal üzre konuşur, anlaşır. Bazen insanların hayvanlar veya bitkilerle konuştuğu bile vakıadır. Nitekim Yunus Emre’nin “Sordum sarı çiçeğe sen beni bilir misin/Çiçek eydür derviş baba sen Yunus değil misin?” dizelerinde bunu görmek mümkündür. 

Hani bir şarkı var; “Konuşuyoruz ama nece konuşuyoruz” diye. Bazı kereler konuştuklarımızın mutlak doğruyu yansıtmıyor olması da mümkündür. Hatta bazen bilerek, isteyerek konuşmalarımız, olayları bizim arzu ettiğimiz yönde anlaşılsın diye farklı yorumlarımıza tabi olabilmektedir.

Basit bir örnekleme yaparsak; Allah cc. Adem’i yarattı, onu eşrefi mahluk olarak nitelendi ve meleklere secde etmelerini emretti. İblisin dışındakiler bu emre riayet ederlerken İblis, beni ateşten onu balçıktan yarattın, ben ondan üstünüm ona secde etmem diye isyan etti, lanetlendi ve kıyamete kadar kovulmuşlardan oldu. 

Cenab-ı Hak, Kuran-ı Kerim’de bunu kullarına bildirirken enaniyetin, kibrin, gururlanmanın, böbürlenmenin ne kadar yanlış olduğunu, kötü olduğunu ve zatının bundan hoşlanmadığını haber veriyor olmasına rağmen bu olayı bir ırkçılık iddiası gibi yorumlayıp Şeytan ırkçılık yapmıştır öyleyse ırkçılık şeytandandır diye insanlara sunan anlayış ve yorumu zaman zaman gördük, duyduk hatta sessizce dinledik.

Bu da göstermektedir ki insanoğlu konuşurken bazen olayları bazen deyimleri atasözlerini, Hadisi Şerifleri hatta Ayet-i Kerimeleri bile kafasındaki düşünceye hizmet edecek şekilde yorumlayabilmektedir.Bu yanılmalar/yanıltmalar, bu saptırmalar kimi zaman bilerek isteyerek kimi zaman bilinçsizce, derinlemesine düşünülmeden yapılmaktadır ne yazık ki.

Öncelikle atasözlerinin yüzde yüz doğruları yansıttığı ve asla tevil edilemeyecek sözler olup olmadığını irdelememiz gerekmektedir.Atasözleri az ve öz söylenen sözler olması bakımında bir sanat değeri taşır elbette. Şinasi “Ata sözleri halkın hikmetleri, felsefesidir, dilinden çıktığı milletin nasıl düşündüğüne, düşüncelerinin içeriğine tanıklık eder” der. Atasözleri bir ulusu oluşturan insanların, halkın ortak yaratımıdır, ortak ürünüdür. Onların ortak deneyimlerinden süzülüp ortaya konulmuş, her yönden onları yansıtan söz değerleridir.

Atasözlerinin, uzun bir deneyim ve gözleme dayandığı, anonimleşme sürecinden geçtikleri için aynı kültürü paylaşan insanların ortak malı haline geldiği, kısa ve özlü sözler, kalıplaşmış ifadeler olduğu, geleneksel eğitim süreci içinde öğüt verici, yol gösterici birer genel kural niteliği taşıdığı açıktır. Bütün bunlara rağmen birbirlerine zıt atasözlerinin varlığı milletin genel olarak benimsediği bir yargı taşımadıklarının göstergesidir. Prof. Dr. Pertev Naili Boratav birbirleriyle çelişen atasözleri için kısaca “Atasözleri arasında çelişkili yargıları bildirmiş olanların bulunması, onları söyleyenlerin her zaman belli bir konu üzerinde aynı kanıda olmadıklarını gösterir.” demektedir. Elbette değişik din, mezhep, kültür, coğrafi farklılık, sınıf bilinci, kadın veya erkek egemen yapılanmalar birbirine ters düşen atasözlerini ortaya koymuş olabilir.

Bazı atasözleri ilk söylendiğinde ters bir anlam çıkarılsa da arizamik düşünüldüğünde onlardan da çıkartılacak derslerin olduğu görülür. Birkaç örnek verecek olursak; “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar. / Yağmur yağarken küpünü doldur./ Ben öldükten sonra taş taş üstünde kalmasın. / Altın anahtar ile kale kapıları açılır. / Yiğitliğin silahı inkardır.” mealindeki atasözleri yalancılığı, bencilliği, çıkarcılığı, rüşveti, umursamazlığı, namertliği, mubah gösterir, kötülüğe teşvik eder gibi görünse de alt manasında bazı hikmetler olduğu görülebilir.

“Allah’ın sopası yok” sözü mesela. Haşa.Allah yokluktan müstağnidir. Bir insan bir başkasına herhangi bir haksızlık yaparsa mutlaka bir şekilde onun karşılığını görür. O zaman işte Allah’ın adaleti budur, herkes ettiğini bulur ve Yüce Yaradan bu şekilde ibreti alem olsun diye onu böyle bir sıkıntıya duçar eder denilir elbette.

“Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözü; insanların doğruları gizleyip yalan söylemesini teşvik edici bir fonksiyon icra eder mi diye endişe verdiği için ters geliyor bana. Çünkü yalan söylemek inancımızda da yasaklanmış ve günahlar içinde sayılmış bir eylemdir. “Dost acı söyler” sözü ile de çelişiyor kanımca.

“At ile avrata inan olmaz” ve “Avrattan vefa zehirden şifa umulmaz” sözlerinde bir pozitif ayrımcılık söz konusudur.Bu gün bazı ilaçların zehir özlü olduğunu da bildiğimize göre her iki sözün de geçersizliği konusunda haklı bir kuşku beslemekteyim.

“Ana gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz” sözü insanın kulağına çok hoş gelen bir sözdür. Ana gibi yar olmaz, doğrudur da Bağdat gibi diyar neden olmasın, diye düşündüğümüzde olayı farklı irdeleme ihtiyacı gündeme geliyor. Asılında söz zamanla değişmiş bu haline gelmiştir. Aslı “Ane gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz”dır. Ane, Bağdat yakınlarında bir uçurumun adıdır.
“Su uyur düşman uyumaz” burada da akan sudan bahsedildiği görülmektedir ya da öyle kullanılmaktadır. Halbuki “u”nun üzerinde uzatma işareti vardır ve “asker” demektir. Yani asker uyur ama düşman uyumaz onun için dikkatli olmak gerekmektedir manasında söylenmiş bir sözdür.

Şimdi de “Eşek hoşaftan ne anlar” sözüne bakalım şimdi de. Sadece hoşafla sınırlandırılamayacağına göre yiyeceklerimizin hepsi sayılabilirdi. Oysa sözün doğrusu “Eşek hoş laftan ne anlar” şeklinde olduğu için doğal olarak yemek adlarını saymak ihtiyacı da ortadan kalkmaktadır. “Hoş laf” değiştirilip “hoşaf” olarak kullanıldığından ve böyle kullanılmaya devam edildiği için kimse arkasını düşünmek ihtiyacını duymamıştır.

“Aptala malum olur” sözü aşağılama, hakaret babında kullandığımız bir deyim olmakla beraber aslı “aptal” değil “abdal”dır.(Pir Sultan gibi)

“Her Allah’ın Günü” olarak kullanılıyor ama “Allah’ın her günü” olmalıdır doğrusu.Zira “her Allah” kelimesi Allah’ı çoğul yapar ki bu fevkalade yanlış bir söylem biçimidir.

Bu ve benzeri kullanımlar ahlak, örf, adet ve inanç sistematiğimiz içinde hatalı kullanışlara birkaç örnektir. Bir de zamanla mana sapmasına uğramış ifadeler, deyimler vardır. Birkaç örnek verelim.

“Haydan gelen huya gider” sözü günümüzde havadan bir şey elde emiş isen yani emek sarf etmeden, o elde ettiğin şey gereksiz harcamalarla elden çıkar manasında kullanılmaktadır. Oysa ki ‘Hay ve Hu’ Allah’ın isimlerindendir ve sözün özü “Allah’tan gelen yine Allah’a gider” şeklindedir.

“Güzele bakmak sevaptır” sözüne bakalım şimdi de.Allah güzeldir ve güzeli sever. Bu noktadan bakarsak söz doğrudur, güzeldir. Fakat sözün aslı “Güzel bakmak sevaptır” şeklindedir. Günümüzde kullanıldığı şekilde ‘kadına bakmak sevaptır’ şeklinde algılamak şeytani bir yaklaşımdır.

“Acıyan acınacak hale düşer” ya da “Merhametten maraz doğar” ifadelerinin inancımız açısından makul görülür bir yanı yoktur. Zira “Merhamet ediniz ki merhamet edilesiniz” hadisi ve “Ana babanız yanınızda yaşlandığı zaman onlara merhametle yaklaşınız ki onlar siz küçükken size öyle davrandılar” mealindeki ayeti kerime ile taban tabana zıttır. dedikten sonra “Bu anlattıklarımız elbette saydığımız örneklerle sınırlı değil. Ama hazırcılığa alışmış toplum önüne konulanı kullanma alışkanlığındadır. O yüzden düşünmeden konuşan bir topluluk haline geldiğimizi söyleyenler haksızlık etmiş olmazlar.

Bütün bu yanlış anlaşılmaların ve söylemlerin düzeltilmesi mutlaka halledilmeli, yerlerine doğruları kullanılmalıdır. Konuşma dilimizi adeta oyun haline getiren dizi senaristlerin mi, eğilimlerinde yöresel ağzı kullanacağım diye aslı astarı olmayan ağızlar uyduranlar mı?

Görevin en büyüğü kimdedir; Türk Dil Kurumu mu, okul kitaplarını yazanlar mı, spikerler mi bu konuya ışık tutacaklar? Kim bilir, umalım, bekleyelim ve görelim” diyerek konuşmasını sonlandıran İsmet Bora Binatlı kendisine yöneltilen soruları da cevapladı. 

İLESAM Kadın Komiteleri Başkanı İlter Yeşilay tarafından İLESAM Haysiyet Kurulu Başkanı İsmet Bora Binatlı’ya bu güzel günün anısına bir Teşekkür Belgesi takdim edildi.

Cumartesi günlerinin vazgeçilmezi olan Şiir Dinletisi etkinliğin ikinci bölümünü oluşturuyordu her zaman ki gibi. Ve bu Şiir Dinletisi de Sibel Unur Özdemir’in sunumu ile gerçekleştirildi..

Özdemir “21 Mart günü baharın başlangıcı, Nevruz Bayramı, Down Sendromu Farkındalık Günü, Dünya Astroloji Günü, Dünya Uyku Günü ve Dünya Şiir Günü gibi pek çok farklılığa ismini vermiş ancak biz burada yeni bir Şiir Dinletisini gerçekleştirmek için bir araya geldik. O yüzden ben bu güne anlam yükleyen tüm özel günlerin içinden çekip çıkardığım Dünya Şiir Günü hakkında kısa bilgiler vermek istiyorum. İlk kez 1999 yılında UNESCO tarafından ilan edilen ve dünya çapında kutlanan Dünya Şiir Günü’nün amacı çeşitli kaynaklarda "farkındalık yaratmak, ulusal, evrensel ve bölgesel şiir hareketlerine taze bir enerji sağlamak" olarak nitelendirilmektedir. Şiirin sorgulayarak çeşitlilik yarattığını belirten UNESCO, dil çeşitliliğini kutlamak için bugünü şiir günü olarak ilan etmiştir.Şiir okumayı, yazmayı, yayınlamayı teşvik etmeyi amaçlayan Dünya Şiir Günü 21 Mart’ta kutlanmaktadır. Biz, şairler söz ustasıyızdır, az kelimeyle pek çok şey anlatırız. Buradan Hakkın rahmetine kavuşmuş tüm şairlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Ve diyorum ki; yüreklerin yangını, kelimelerin anası, âşıkların sevdalısı, ayrılanların gözyaşı, sevinçlerin gülen yüzü, dalga dalga duygu denizi, hayatın ta kendisi değil midir şiir? Şiirlerde acıyı, aşkı, hüznü, mutluluğu, hasreti, kaybetme duygusunu yaşayabilenlerin, dizelerdeki/mısralardaki güzellikleri görebilenlerin Dünya Şiir Günü kutlu olsun.”dedi.

“21 Mart tarihi aynı zamanda değerli ozanımız Aşık Veysel Şatıroğlu’nun ölümünün 41.yıldönümü.Dinletimizi değerli ozanımızı yad ederek onun bir şiiri ile açıyorum.”diyen Sibel Unur Özdemir, Veysel’in “Dostlar Beni Hatırlasın” isimli şiirine de ses oldu.

Çanakkale ve şehitlerimiz, Anadolu, aşk, özlem, sevda, dil, sevgi-saygı, Mevla temalı şiirler şairlerinin sesinde can buldu Aşık Veysel Şatıroğlu’nun “Kara Toprak” isimli eseri Ozan Sevdai’nin sazı eşliğinde Nur Ersen tarafından seslendirildi. 

İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız üyelerinden Tülin Hatun Şenel’in “Çocuk Şarkıları” isimli kitabından “Neşeli Olalım” isimli şiirini yorumladı. Kitapta bulunan on yedi şiirin hepsinin bestelendiği bilgisini de veren Parmaksız kitabı kayıt altına aldıklarını da ifade ederek Şenel’i kutladı.

Hanifi Işık, Ali Kemal Parıldar, Merih Baran, Ozan Sevdai, Ali Taha Özaydın, Müzeyyen Keskin, Bekir Yeğnidemir, Tülin Hatun Şenel, Uğur Bulut, Mahir Ünat, Mustafa Firengiz, Aşık Behrami, Atıf Selçuk, Bekir Yeğnidemir, Durak Turan Düz, Celal Oğan, Hanifi Işık, Necati Aslan, Sibel Unur Özdemir, Nur Ersen, Mehmet Sevinç Ergun, İbrahim Yaman, Ozan Zebuni, Hüseyin Atmacaoğlu, Aşık Dudai, Orhan Vergili, Fevzi Gökalp, Necati Özdenkoş, Sadık Kılıç, Şakir Susuz, Murat Duman, İlter Yeşilay, Cemal Tuzcuoğulları etkinliğe katılan isimler arasındaydı.

Bu güzel günde edebiyata sevdalı yürekler bir İLESAM Cumartesisinin daha keyfini çıkarmanın mutluluğunu yaşadılar. 

Unutmayın! İLESAM Kültür Evi, üyesi olsun - olmasın edebiyata, şiire, sanata gönül vermiş tüm dostları gelenekselmiş Cumartesi sohbet toplantılarına bekliyor.

Haber Metni: Sibel UNUR ÖZDEMİR
Fotoğraflar: Sibel UNUR ÖZDEMİR /Orhan VERGİLİ / Nur ERSEN

 

 Okunma Sayısı : 797         25 Mart 2014

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 929893

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.