İLESAM’IN ANKARALI BESTEKÂRLARLA YAPTIĞI TOPLANTI BU HAFTA DA HER HAFTA OLDUĞU GİBİ MUHTEŞEM GEÇTİ

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM’IN ANKARALI BESTEKÂRLARLA YAPTIĞI TOPLANTI BU HAFTA DA HER HAFTA OLDUĞU GİBİ MUHTEŞEM GEÇTİ

İLESAM’ın 2014-2015 sezonu açılışından sonra bir proje çerçevesinde başlattığı Ankaralı bestekârlarla kahvaltı sohbetleri programı bu hafta da birbirinden özel konuklarıyla tarihe not düşecek fikir ve eleştirilere sahne oldu. Katılımcı konuklarımızdan her hafta aldığımız farklı bilgilerle musikimizin öne çıkan sorunları artık kendisini belli etmeye başladı. 22 Kasım 2014 Cumartesi 10.30 da İLESAM Genel Başkanı Sayın Mehmet Nuri PARMAKSIZ ve Genel Başkan Yardımcısı İlter YEŞİLAY yönetiminde başlayan toplantı için yaptığımız davete icabet ederek bizleri onurlandıran bestekârlarımız Sayın Ali ŞENOZAN, Sayın Osman BABUŞCU, Sayın Celal ABACI ve Sayın Naci TUNCEL’e teşekkür ediyoruz. Değerli bestekârlarımız Türk Musikisi hakkındaki görüşlerini şöyle özetlediler:

SAYIN ALİ ŞENOZAN

Değerli canlar, öncelikle daveti için İLESAM’a teşekkür ediyorum. Önemli bir konuyu kendi şehrinden başlayarak ele almak ve sorunların olası çözümlerine katkıda bulunmak adına çıktıkları yolda başarılar diliyorum. Bütün sanatçıların ve sanatlarının yaşama kaynağı ilhamdır. İlhamsa an ve zaman içerisinde meydana gelen dürtüdür. Bestekârlarımız geçmişten geleceğe kalan eserlerini üretirken ilhamın gücüne ve bilgilerine güvenerek hareket etmelidirler. Bence iyi beste düşünerek değil düşünmeden yapılan bestedir. Şiirin an itibariyle güçlü ilham vermesi an itibariyle melodiyi yakalamamıza neden olur. Musikimiz için içinizde endişeler taşıdığınızı biliyorum. Ama Türk Musikisi bütün haşmetiyle yerindedir ve ona kolay kolay da bir şey olmaz. Musikimizin geçmişine ve geleceğine bakarken şunu aklımızdan çıkartmamalıyız. Her topluluk kendi devresi içinde kendi hareketini omuzunda getirir. Elbetteki zamanın değişimi içerisinde hareket ve tarz da değişecektir. Osmanlı döneminde duygusallık en büyük saltanattı. Saray musikisi halkla bütünleşmiş bir musiki değildi ve zaten başka eğlence de yoktu. Musikiyi halkla bütünleştiren ilk sanatçı Münir Nurettin Selçuk olmuştur. O halkın karşısına çıkarak şarkılarını okurdu. Bütün konserleri huşu içinde geçer insanlar sadece kulaklarıyla değil ruhlarıyla da dinlerlerdi. Çünkü o da kendi musikisine ruhunu katarak besteler ve okurdu. Hocasının öğrettiği tavır ve usullerin dışına çıkmazdı. Bu yüzden yeni başlangıçlar yapmış biridir.

Ben 27 sene TRT de şeflik yaptım. Musikimizi koruyabilmek adına çok titiz ve fedakarca çalışırdık. Sanatta hata yapma hakkımızın olmadığını bilirdik.işi bilen çok kaliteli insanlar vardı. Alttan gelen elemanlar çok donanımlı yetiştirilirdi. Yıllarca repertuvar kurulunda cansiperane görev yaptım aynı titizlik ve özen orada da devam ediyordu.Fakat TRT şimdilerde maalesef musikimizi koruma görevini kaldırdı. Artık orada bizden bir şeyler öğrenen gençler görev yapıyor. Şimdi şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki musikimiz ne geriye gidiyor ne de bitiyor. Böyle bir lagı varsa eğer buna sebep olan bizleriz. Kötü eser yapanlar musikimizi bu hale getirdi. Eser üreten kişi bilgisini, duygusunu ve sanatını vicdanıyla birleştirmelidir. Bu onun gelecek nesillere karşı sorumluluğudur. Bestekârlar ve şairler sadece kendi duygusunu tatmin etmek için beste yapmamalıdırlar. Musikimize neşteri vuran akılsız fikirsiz, duygusuz sahtekarlardır. Bizim musikimize bir şey olmuyor ama onu yapan, icra eden insanlar kalitesiz ve donanımsız oluyor. Bu yüzden böyle hissediyoruz. Şiirsel yapıyla duygusal yapıyı kaynaştıran şarkılar halka yakın geliyor. Eser üretenlerin buna dikkat etmesi gerekir. Toplumumuz kendi içerisinde huzursuzlaştı. Karşılıklı fikir alışverişleri azaldı. Eskiden münazaralar vardı. Bir yerde toplanır nerdeyse kavga edercesine fikirlerimizi tartışır ama sonunda uzlaşırdık. Bu da ileriye doğru gelişmeyi ve fikirde açılımı sağlardı. Fakat çağ değişti eskiden yetinme duygusu vardı. Yetinmenin arkasındaki yokluk hayal dünyasını büyütürdü.Bizler hayal kurmayı bıraktık. İnsanlar artık hayal dünyasını arar oldu. İnsanların ruhunun kabza düşmesi varlık ve yokluk haliyle ilgilidir.

Ben ilkokulu, orta okulu kebapçı ve fabrika köşelerinde çalışarak ve yaşayarak bitirdim. İstanbul’a giderken sırtımdaki ceketi bile bana hocam verdi. Ama Allah’a şükür şimdi geriye baktığımda başardıklarımı görünce o sıkıntılı günlerin yarattığı hayal dünyasının beni ne kadar beslediğini görebiliyorum. En üzüldüğüm şey bazı sanatçıların kişilikleriyle sanat verdiği zarardır. Bilmeliyiz ki duygu bir Allah vergisidir, duygu kazanımlarını şahane hale getirense sanatçıdır. Ben bestekâr olarak okuduğum şiiri öyle sevmeliyim ki şairinden çıkıp benim olmalı cebimde gezmelidir. O zaman o şiiri ruhumla birleşmiş sayarım. Şu sözlerimle konuşmama son vermek istiyorum. Büyüklüğünü başında taşıyanı başında taşırlar. Sıcak ilginiz için ve bu güzel kahvaltı sohbeti için İLESAM yöneticilerine ve İLESAM ailesine teşekkür ediyorum.

SAYIN OSMAN BABUŞCU

Öncelikle İLESAM’a musikimizin değerine verdiği önem için teşekkür ediyorum. Bize bu konu hakkında hitap etme imkanı tanıdınız. Bu önemli bir çalışmadır. Bu toplantılardan gerçek verimi almak ve doğru sonucu çıkartmak istiyorsanız gerçek bestekârları dinlemenizi öneriyorum. Bunun ölçüsü de; çok eseri olması değil, toplumun kaliteli kesimi tarafından kabul görmüş, tanınmış eseri olmasıdır. Beste yapmak hayatın ruhuna varmak gibidir. Eğer bestekârlıkta tartışılamayacak derecede ve topluma mal olmuş eserler vermiş ustaların onayını almışsa o insan bestekârdır. Çıkar ilişkileri, torpil yapma gibi düşünceler, olayları farklı ve yanlış yerlere götürür.Şunu belirtmek isterim ki; “torpil” denilen olay, bizde anlamından sapıp başka mecralara kaymıştır. Amerika’da torpil sistemi çok iyi işler fakat burada kural gerçek yeteneğe sahip insanların bir yere gelebilmesi için ayrıcalık tanınması ve fırsat verilmesidir. Eğer tavassut edilen (torpil yapılan) kişi beklenti seviyesinde çıkmazsa, tavassutta bulunun (torpil yapan) kişinin bütün itibarı gider. Bizdeyse bu sadece ahbap çavuş ilişkisiyle yapılıyor. TRT de de durum böyledir. Böylesine büyük bir Devlet Kurumu, Müzik bakımından, ehil olmayan insanların elinde kalmıştır ve bence Devlet’i sömürü aracı olarak kullanılmaktadır. Bunun bu daha önceden beri süregelen bir şanssız dönemdir. Yönetimlerin hatası, hastayı öldüren tabiplere kulak vermeleridir.

Şiire gelince şiirin yaşaması için, ehil eller tarafından üretilmesi lazımdır. Şiiri okuyunca, yazan elin arkasında büyük bir kütüphaneyi görebilmeli insan. Şuan da herkes şair, her yazılan şiir... Bu konuda büyük bir enflasyon var. İktisatta bir kaide vardır” Kötü para iyi parayı piyasadan kovar” şu andaki durum budur... Devlet’in Müziğimiz’i ihya için oluşturduğu kademelerde ipler, uygun olmayan insanların elinde olduğu için kalite düşmüştür.

Ben meşhur olduğumda 38 yaşındaydım. İlk bestemi 1969 yılında yaptım. Şunu da bilhassa söylemek isterim ki, iyi bestekâr olmak öyle kolay değildir. Bunun için bana göre Halk Müziğimiz çok iyi bilinmelidir çünkü Halk Müziği halkın ruhunu yansıtır. Onun duygu ve düşünce dünyasını bizlere anlatır. Kendi halkını tanımayan sanatçı yaptığı eserin ruhunu nasıl tamamlayabilir ki? Sonra dini ve tasavvufi müziği de çok iyi kavramış olmalıdır. İnsanların inanç dünyasının iç sesini duyabilmek çok önemlidir. Sonra Klâsik Eserlerimiz’i ruhuna varacak şekilde geçmiş olması gerekir. Sonra da zamanlarında Musikimizi yeni bir çağa taşımış olan Hacı Arif Bey, Muallim İsmail hakkı Bey, Kaptanzâde Ali Rıza Bey, Nevese Kökteş, Saadettin kaynak, Münir Nurettin Selçuk, Avni Anıl, Erol Sayan, Yusuf Nalkesen gibi bestekârları hatmetmiş olmalıdır. Ama bu kadar da yetmez Batı Müziği’nin klasiklerini ve günümüzde üretilen kaliteli kitlelere hitap eden eserleri de incelemelidirler ki dünyası genişlesin farklı tınıları tanısın ve evrenselleşsin... Her zamanki sözüm şudur: İyi şiir iyi bestekâr yaratır. Bestelenecek şiiri seçmekte bestekârın kalitesini orataya çıkartır. İyi bir şiiri de onu kaldırabilecek omuza sahip bestekâr beslemelidir. Yoksa şiir onu ezer geçer ve şiire de yazık olur.

Bu gün devlet mekanizmalarından şiirin, müziğin, kültürün ihyası için hiç bir destek yoktur. Olmayacağına da inanıyorum. Çünkü zaten yönetenlerde bununla ilgili bir kaygı yoktur. Bunlar, uluslararası bir politikanın yansımalarıdır. Milli değerlerimizin çökertilmesi, toplumu uluslararası ürünlere mahkum eder. Bizim çocuklarımıza kendi müzik kültürünü empoze eden milletlerin sanatçıları yine bizim çocuklarımızın parasıyla malikanelerde oturmaktadır. Bu düşünülmesi gereken bir konudur. Müzik Kültürümüzü çökertmek isteyenler, önce aranjmanları ortaya çıkarttılar arkasından arabesk eserlerle musikimizi çökertmeye çalıştılar. Bizlerin desteklenmemesinin ana sebebi Milli Kültürümüzü çökertme politikalarıdır. Bu yüzden Türk Müziği desteklenmez oldu. Her işin yobazlığı olduğu gibi Müzik yobazları, çapsız insanlar ve makamını kötüye kullanan ruhu bozuklar da farkında olmadan bu çöküntüye yardımcı oldular.

Gelelim müzikte yozlaşmaya, bu yozlaşmanın maddi imkanlar ile ilgisi yoktur. Mesela, Kars’fa, Ağrı’da Erzurum’da, İstanbul’da, bir aşıklar kahvesine gidin, orada günlük yevmiyesiyle zor geçinen bir işçi gelir kahvedeki aşığı dinler ve ruhunu, kendi öz değerleri ile yoğurup dinlendirir ve evine gider. İşte size halkın doğru yönlendirilmesiyle ilgili bir misal... Bence maddi imkanları fazla insanların kendi değerlerinden uzaklaşma ihtimali daha fazladır. Bir sanat dalında kabiliyetle kültür aynı seviyede yükselmelidir. Eğer kabiliyet yükselir kültür yükselmezse zararlı ürünler ortaya çıkar. Eğer kültür yüksek kabiliyet azsa kaideleri doğru ürünler ortaya çıkar ama tadı tuzu olmaz çünkü ruhsuzdur. Her sanatçının eseri kendisini temsil eder. Hiç kimse tesadüfen 150 kg kaldıramaz eğer onu kaldıracak kasları varsa kaldırabilir, yoksa o ağırlığın altında ezilir. Eğer bir insan büyük bir eser çıkartıyorsa kapasitesi vardır. Bu yüzden sanatçı yarattığı eserden daha büyüktür. Herkes bir şekilde müziğin gerilemesine kendince bir sebep buluyor. En büyük sebep ortadadır. Müziğin ihyası için devletten para alan insanların kültür ve bilgi seviyesi çok yüksek olmalı, makamını hak edebilmelidir.

Her devrin hayata bakış açısı değişiktir. Bu tabiatın kaçınılmaz kaidesidir. Bu değişme zamanın şartlarını gözeterek oluyorsa o toplumda ilerleme olur. Bu ruha uygun insanlar şiir ve müziği ileriye taşır. Son olarak söylemek istediğim şey, bakmakla görmek arasındaki fark gibidir yani müziği bilmek başka anlamak başkadır.

Teşekkür eder, İLESAM’ın başarılı çalışmalarının artarak devamını dilerim.

SAYIN CELAL ABACI

Türk Sanat Müziği hakkında içinde bulunduğum TRT ye çok önemli görevler düştüğünü düşünüyorum TRT daha nitelikli programlar yapmalı, bir devlet kurumu olarak reyting kaygısına düşmeden halkın nabzını tutan kaliteli yeni eserlere programlarında yer vermelidir. Türk Radyo ve Televizyonlarında musiki ve kültüre değer veren farklı çalışmalar yapılmalıdır. Hepimiz biliriz ki sanatçılar ürettikleri eserlerle halkın kültür seviyesini yükselten insanlardır. Halk kendisine sunulan güzellikleri anlar. TRT sayıları azalan gerçek bestekâr ve söz yazarlarını ve onların eserlerini tanıtıcı yayınlar yapmalıdır. Eski klasik TSM eserlerinin yanında halkımızın nabzını tutacak yeni eserlere de sık sık yer vermelidir ki, insanlarımız kendi öz müziklerinden uzaklaşıp unutmasınlar Burada değinmek istediğim diğer önemli konu da çocukluktan başlayan ve hakkıyla verilen müzik eğitiminin gerekliliğidir. Kültürü ve musikiyi gelecek nesillere taşıyacak gençlerimiz ve çocuklarımız bizim hazinemizdir. Onlara öz musikimiz seviyelerine göre öğretilmelidir. Şimdilerde kendi öz musikimiz okullarda öğretilmez oldu ve zararlı görülmeye başlandı. Bu son derece vahim bir durumdur. Başka bir sorun da okullardaki müzik öğretmenlerinin konservatuvar değil Eğitim Fakültelerinden mezun olmasıdır.Bunun sebebi de konservatuvar mezunlarına pedagoji formasyonu verilmemesidir. Bu yüzden Eğitim Fakültelerinden mezun öğretmenlerce yetiştirilen çocuklarımız sadece Batı Müziği Eğitimi alabiliyorlar. Elbetteki buna karşı değiliz evrensel düşünebilmek için o müziği de sevsinler bilsinler ama kendi öz müziklerinin de eğitimini alabilsinler. Çünkü konuya hakim olanlar bilir ki batı müziği ile eğitime başlayanlar sonradan Türk Sanat müziği yapamaz fakat Türk Sanat Müziği ile eğitime başlayanlar batı müziğini yapabilir.

Aslında bana göre özellikle yayın ağı çok geniş olan TRT 1 de ve bazı televizyonlarda ana haber ve sabah haberlerinde Türk Sanat Müziği’nin güzide eserleri çalınmalıdır. Günümüzde medyanın gücü TSM’yi gelecek nesillere sağlıklı ve bozulmadan iletecek en önemli unsurdur. Türk Müziği güzel ses, güzel beste, güzel yorum ve güzel güfte ister. Aruz vezninin günümüz Türkçe’siyle yazılmış haliyle yapılan bestelerde çok sevilmektedir.Kaliteyi bozmadan ve halkı da zorlamadan sunulan TSM eserleri ilgiyi çekip zevkle dinlenebilir. Mesela icra de son derece önemlidir duyguyu gözeterek ve şarkının manasını anlayarak okuyan şarkıcılar halkımıza en iyi şekilde hitap etmiş olurlar. Elbetteki musiki camiasında da zaman zaman sorunlar oluyor bazen çekememezlikler, veya aşırı muhafazakar davranışlar sergilendiğinde sanata aykırı bir hal ortaya çıkıyor bunlar hoş şeyler değildir. Sanat değişen gelişen bir olgudur, bu yüzden zaman içerisinde ruh, zevk ve icra değişir önemli olan zamanın ruhunu yakalayabilmektir. Ben burada medyanın gücüne tekrar vurgu yapmak istiyorum geniş yayın ağıyla ve büyük seyirci kitlesiyle bilinen TRT 1 de Türk Sanat Müziği programları sık sık yapılmalıdır. Benim 70 tane bestem var biliyorum ki iyi söz iyi besteyle buluşursa halk bunu sever.Benim de bu eserlerimden biri halkımızın beğenisine mazhar olmuştur ve sevilmektedir. Bir de bir çok bestekârın aksine ben iyi bestekârlardan sipariş eser istenebileceğini düşünüyorum bence bunun bir sakıncası yoktur. Tarihte Osmanlı İmparatorluğu döneminde padişahlar bunu yaparlardı. Çünkü sanat himaye ister şu anda devleti yönetenler bunu gerçekleştirmeli ve sanata sanatçıya sahip çıkmalıdır. Devlet ben bu müziği dinliyorum derse halkta dinler. İdareciler aynı zamanda hedef kitlelerin yönlendiricisidir.Bu yüzden devletimiz Türk Halk Müziğimize ve Türk Sanat Müziğimize sahip çıkmalıdır.

Bir diğer sorun da bizler halkımızın ayağına az gider olduk eskiden sık sık halk konserleri düzenlenir sanatçıyla halk buluşup kaynaşırdı.TRT bunu yapıyordu o zamanlar. Şimdi maalesef bunlar gerçekleşmiyor. Devletin musikimizi geliştirme yoluna gitmesi lazımdır. Yoksa karşılaşacağımız sonuçlar hiçte iç açıcı olmayacaktır. En basit örneği vermek gerekirse 30 yıl önce Ankara Radyosunda 13 erkek kemancı vardı şimdi 3 erkek kemancı kaldı.40 erkek sesi vardı şimdi 8 erkek sesi kaldı. Ölen, giden, sanatçının kadrosu da gidiyor ve kadro kalmıyor, en acısı yerine de yenisi alınmıyor. Hatta o güzelim usta çırak ilişkisi de atık bitmektedir. Ben suni solunumla sanatın yaşayabileceğini asla düşünmüyorum. Özellikle TRT bunun için gayret sarfetmeli musikimizi gözetmelidir. Keşke mümkün olsa da Fransa’da ki gibi bir sanat akademisi kurulsa ve kendi konusunda duayen olan ehil insanların oluşturduğu bir kurulla devletin sanat politikalarına yön verse ne güzel olurdu. Düşünüyorum da o “yurttan sesler”, “beraber ve solo şarkılar” Edirne’den Kars’a kadar bütün halkımız tarafından nasıl da keyifle dinlenirdi. Bir milleti millet yapan ozanı, şarkısı, türküsü, kültürüdür bu yapıştırıcı bir unsurdur yok edildiği zaman her şey tepetaklak gider. Ben İLESAM’ın musikimiz konusundaki samimi girişimlerinin bazı konular üzerinde etkili olabileceğini düşünüyorum. Devletin kültür politikalarına yön verecek bir çalışma olmasını diliyorum. Bu tip çalışmaların sayısının artarak devam etmesini gerçekten arzu ederim. İnşaallah devlet adamlarımız konserlere daha fazla giderler, sanatçılarıyla daha haşır neşir olurlar herkes bilir ki “marifet iltifata tabidir iltifat görmeyen meta zayidir.” Çok acıdır ki devletin eli sanatın üzerinden kalktı ve sanatımız çökmeye başladı... Biraz geç katılabildiğim samimi toplantınız için teşekkür eder çalışmalarınızda başarılar dilerim.

SAYIN NACİ TUNCEL

 

İLESAM’a musikimize olan katkılarından dolayı gönülden teşekkür ediyorum. Yeni bir bestekâr olarak en önemsediğim konu şudur: Bestekârlar ve seçtikleri güfteler anlamında bazı zorluklar çekilmektedir. Bazı bestekârlarımız kendi yazdıkları şiirleri güfte gibi sunuyorlar. Eğer şairseler bu çok güzel fakat değillerse maalesef eğreti duruyor. Bilinmelidir ki her şiirin güfte olması mümkün değildir. Güfte şiirinin farklı özelliklere haiz olduğu bir gerçektir. Şimdilerde genelde hece ölçüsüyle yazılan şiirlerin, mısra ve kafiye uyumu, bütünlüğü, açık ve kapalı hecelere dikkat edilmesi ve akılda kalıcı orijinal buluşların yapılması gerekmektedir. Bunlar besteciye usul anlamında büyük kolaylık sağlayan teknik ögelerdir. Bu şekilde bestelenmiş güfteler bestenin melodik yapısıyla da uyum içinde olup dinleyenler tarafından sevilirler. Bir şarkının ortaya çıkmasındaki en önemli faktör olan güfteler bu kadar önemliyse İLESAM’dan şöyle bir hizmet bekleyebiliriz diye düşünüyorum: İLESAM, kendi içindeki şairlere güfte yazımı konusunda destek verecek işin uzmanlarından oluşan bir kurul oluşturup yazdıklarının kontrolünü sağlasa eksiklerinin giderilmesine ve düzenlenmesine yardımcı olsa ne kadar yararlı olurdu. Hiç değilse ehil ellerden geçmiş güfteler bestekârlara ulaşırken bir kontrolden geçmiş ve onaylanmış kabul edilirdi. Ortada herkesin eline bir şiir alıp bestecilerin peşinden koşması ve sonunda iki tarafın da yaşadıkları hayal kırıklıkları biter, söz yazarları elindekinin bir güfte mi değil mi olduğunu anlarlardı. Benimde hocalarımın konuşmalardan büyük fayda sağladığım bu samimi ve sıcak kahvaltı sohbetine katılmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyorum. İLESAM’ın elini attığı her işte olduğu gibi bu konuda da farkındalık yaratacağına inanıyorum.

 Okunma Sayısı : 1298         26 Kasım 2014

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 649737

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.