İLESAM Genel Başkan Yrd. İlter YEŞİLAY’ın Kazakistan Programı’ndan…

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM Genel Başkan Yrd. İlter YEŞİLAY’ın Kazakistan Programı’ndan… 

TANRI DAĞLARININ ÜZERİNDE YILDIZLAR KAYARKEN…

GEZİ/ANI

Kazakistan, çocukluğumdan beri dedelerimden dinlediğim ve hayallerimde şekillendirdiğim bir masaldı benim için... Sisli ve görkemli dağlarında efsanelerin yazıldığı kıvrak atların geniş ovalarda dörtnala koştuğu, renkli, müzikli gizemli bir ülke...

Dört mevsimin dördünde de doğanın eşsiz güzelliklerle donattığı bu geniş toprakların üzerinde yaşayan kan kardeşlerimin yüreklerinde şekillenen yüce sevginin manasını hissedebilmek benim için çok önemlidir. Aynı göğün altında, fakat ayrı ülkelerde kök salmış kardeşler olmamıza rağmen nesillerimizi ileriye taşıyan ortak kültür miraslarımıza sahip çıkarak geleceğimizi şekillendirmemiz üzerinde önemle durduğum bir diğer konudur. İsmail Gaspıralı’nın dediği gibi dilde, fikirde, işte birlik olmak, uğrunda seve seve emek verebileceğim ve kendimi adayabileceğim yüksek değerlerin en başında gelmektedir. 

Rahmetli dedem yüzlerce sene önce Anadolu topraklarına göç eden atalarından bir masal gibi aktarılan Tanrı Dağları’nın görkemini bizlere anlatırken, bir gün onları görmenin umudunu hep yüreğinde saklı tutardı. Fakat o zamanlarda bu mümkün değildi. 

Kazakistan Yazarlar Birliğinin 80. Kuruluş yıldönümü kutlamaları dolayısıyla yapılacak etkinliklere katılmak için Yazarlar Birliği Başkanı Sayın Nurlan Orazalin tarafından davet edildiğim zaman gerçekten çok mutlu oldum. TÜRKSOY’un Kazakistan Temsilcisi Sayın Malik Otarbayev’le tanışmamız ve benim “Zeytinin Tuzu Gibi” isimli kitabımın çevirisini yapmaya karar vermesiyle gelişen diyaloglarımız benim ata topraklarına yol almamın zeminini hazırlayan önemli gelişmelerdi. 

Genel Başkan Yardımcılığını yaptığım İLESAM’ın Genel Başkanı Sayın Mehmet Nuri Parmaksız’ın, Yönetim Kurulumuzun ve üyelerimizin de selamlarını kalbimin üzerine koyarak 2 Kasım 2014 günü TÜRKSOY’da tercümanlık yapan Yasemin Vaudable ile yola koyulduk. İstanbul aktarmalı uçağımızla yaklaşık beş saat süren rahat bir yolculuktan sonra gün henüz ışımaya başladığı sıralarda muhteşem Tanrı Dağları’nın üzerinden Almatı’ya doğru inişe geçtik. Büyük bir hayranlıkla ve huşu içinde dağları seyrederken onlara dedemin de gözleriyle baktığımı hissediyordum. İşte o anda müthiş bir şey oldu. Tanrı dağlarının alaca karanlık gökyüzüne uzanan dorukları üzerinden bir kaç yıldız sağa sola doğru kayıverdiler. Manzara harikaydı ve bu bir insanın hayatında yaşayabileceği en özel anlardan biriydi. İçim tarifsiz bir mutlulukla dolmuştu.

Bizi havaalanında Malik Otarbayev karşıladı ve Almatı şehir merkezindeki Aiser Otel’e götürdü. Biraz uyumamızı böylece iki ülke arasındaki dört saat farktan doğan Jet Lagı atlatacağımızı söyledi. Daha sonra güzel bir sürprizi vardı. Bizi o gece yapılacak olan Kazak köy düğününe götürecekti Bu harika bir haberdi. Gelir gelmez otantik köy düğününe misafir olmak sanki hediye almak gibiydi. Rahat odalarımızda bir kaç saat dinlendikten sonra otelin lobisinde buluştuk. Malik bey bizi önce Almatı sokaklarında dolaştırdı. Daha sonra yöresel ürünlerin satıldığı büyük bir kapalı pazara götürdü. Orada Kazakistan’ın bereketli ve hala organik gıda ürünlerini, kendi kültürlerine has folklorik desenlerini, muhteşem renk ve lezzetleriyle tanıma imkânı bulduk. Fazla vaktimiz yoktu bu yüzden hızlıca bizi köye götürecek olan Nurgali Oraz beyle buluşacağımız noktaya doğru hareket ettik. Nurgali bey Kazakistan’ın önemli yazarlarından biri. Duyguları dantel gibi işlediği muhteşem hikâyeleri ve romanlarıyla Kazakistan’ın edebi hayatına adını altın harflerle yazdıracak bir yazar olarak tanımlanıyor. Avrasya Yazarlar Birliği’nin Kaşgarlı Mahmut Hikâye yarışmasının Kazakistan ayağında birincilik alması da bunun ne kadar gerçek olduğunu gösteriyor. Hep beraber Tanrı Dağları’nı seyrede seyrede yaptığımız bir saatlik yolculuktan sonra sevimli bir köye ve onun gerçekten görülmeye değer renklerle bezenmiş düğün salonuna varmıştık. Bizi inanılmaz bir sevgi ve ilgiyle karşılayan düğün sahipleri, hemen en özel masalarına oturtup Türk konukseverliğinin bilindik sıcaklığıyla ağırlamaya başladılar. Orada adını daha önceden duyduğum Kazakistan’ın en yetenekli ve usta şairlerinden Davletbeл Baytursınulu ile de tanışmak beni çok mutlu etti.

O gece, Almatı’nın ünlü radyo programcısı Gülnur Omarhankızı hanımın annesinin 60. yaş töreni ve yeğeninin sünnet merasimi bir düğünle kutlanıyordu. Salonun havası tarif edilemez güzellikteydi. Gelen konukların çoğu son derece modern ve özenli kıyafetleri içinde salınırken diğer yanda köyün yaşlıları, dedelerinden kalan geleneği devam ettirerek kalpaklı sırmalı yöresel kıyafetleriyle göz kamaştırıyorlardı. Onlara baktığımda kendimi zamanda geriye doğru gitmiş gibi hissettim. Simli, tüllü, parlak işlemeler, yerdeki muhteşem desenli devasa el dokuması halılar insanların yüzündeki doğallık, mutluluk ve o bitmeyen samimiyet beni derinden etkiledi. Kazak Türkleri her kelimeleri ve hareketleriyle uzakta yaşayan biz kardeşlerine olan sevgi ve hasretlerini dile getiriyorlar, binlerce kilometre aşıp gelen konuklarını yüreklerindeki saf ve temiz duygularla kucaklıyorlardı. Kendimi sanki evimde ailemle birlikteymişim gibi hissettim.

Orada adet olduğu üzere gece boyunca düğüne katılan konuklar gruplar halinde sahneye çıkıp tören hakkındaki duygularını özenli kelimelerle aktardılar. Bu seremoniye biz de katılıp yüreğimizden geçenleri onlara söyledik Malik bey’in tercümesiyle ne dediğimizi anlayan ev sahiplerimiz samimi kutlamamızdan dolayı çok mutlu oldular.

Bu arada Kazak sofralarının görkeminden de bahsetmeden geçemeyeceğim doğrusu. Gece boyunca hiç bitmeyen ikramlarla donatılan soframızda, ilk defa “beşparmak” denilen özel et yemeğini yeme şansına sahip oldum. İncecik kesilmiş ve et suyunda haşlanmış hamurlar üzerine lokum gibi pişmiş at etinin döşenmesiyle oluşan bu yemek sayesinde at etinin ne kadar lezzetli olduğunu da keşfettim.  Burada yemek için kesilen atların özel besi çiftliklerinde yetiştirildiğini üzerine asla binilmediğini ve yük taşıtılmadığını da belirtmek isterim.

Kazaklar doğal ve organik beslendiği, ülkelerindeki tarım ve hayvancılık son derece gelişmiş olduğu için sağlıklı bir halk. Yaptığım gezi boyunca gerçekten kilolu bir tek Kazak Türk’üne rastlamadım. Sofra adaplarını da çok doğru bulduğumu belirtmek isterim. Kazaklar genelde ekmek yemiyorlar. Yemek boyunca soğuk su içmiyor geniş kâselerde ikram edilen ve “kök çay” denilen ılık yeşil çaydan içiyorlar. Henüz tanışmadıkları ve hiç tanışmamalarını dilediğim hormonsuz ve GDO’suz meyve, sebze, kuruyemiş ve salatalar sofralarının vazgeçilmezi. Genelde protein ağırlıklı beslenmeyi tercih ediyorlar. Bu yüzden az ve sık yiyor ve çabuk doyuyorlar. Fakat misafirlerini iyi ağırlama konusunda nasıl titiz olduklarını anlamak için donattıkları sofraların görkemini ve özenini yaşayarak görmek gerekir.

Almatı’da ki ilk günümüz gecenin ilerleyen saatlerinde neşe içinde otelimize dönüp istirahate çekilmemizle güzel bir şekilde son buldu.

Ertesi sabah iyice dinlemiş olarak kalktığımda ilk işim penceremden görünen uzaktaki Tanrı Dağları’yla selamlaşmak oldu. Kahvaltıdan sonra Türk Dünyası ülkelerinden gelen diğer konuklarla tanışıp birlikte bizi almaya gelen bir otobüse bindik. Kazakistan Yazarlar Birliği’nin 80. Kuruluş Yıldönümü törenleri Kazakların ünlü şairi Abay anıtına çelenk konulmasıyla başladı. Yazarlar Birliği Başkanı Nurlan Orazalin’in açılış konuşmasını dinledikten sonra bütün katılımcılarla birlikte anıtın önünde fotoğraf çektirip Milli Kütüphane salonundaki fotoğraf sergisi ve açılış resepsiyonuna katılmak üzere oradan ayrıldık.

Milli kütüphane salonundaki tören çok özenle organize edilmişti. Yerel kıyafetleriyle göz kamaştıran müzik grubu Kazak Müziğinin eşsiz örneklerinden oluşan repertuarlarıyla tören boyunca kulaklarımızın pasını sildiler. Kurdele kesimiyle açılan sergide kurulduğundan bu yana Yazarlar Birliğine Başkanlık yapmış değerli şahsiyetlerin ve onların çalışmalarından örneklerin sunulduğu fotoğraflar yer alıyordu. Resepsiyonda Türk dünyasından gelen konuklar ve Kazak yazarlar, şairler birbirleriyle tanışıp kaynaşarak yeni dostlukların kapısını açmış oldular. Daha sonra görevliler bizlere büyük emek vererek hayata geçirdikleri ve üzerine titredikleri kütüphanelerini gezdirdiler. Bu yıl itibariyle kütüphanelerinde 6 milyon adet kitaplarının olduğunu ve bunların tamamının dijital ortama geçirildiğini öğrendik.. Gezdiğimiz her bölümde özenli çalışmalarını haklı bir gururla bize gösterdiler. Yazarlarına, Şairlerine, Bilim Adamlarına büyük önem veren ve destekleyen Kazakistan yöne