ANKARA’DA YAŞAYAN BESTEKÂRLARIMIZLA SOĞUK BİR KIŞ SABAHINDA SICAK BİR MUSİKİ SOHBETİNİN TADINA DOYULMAZ...

 / ETKİNLİKLERİMİZ

ANKARA’DA YAŞAYAN BESTEKÂRLARIMIZLA SOĞUK BİR KIŞ SABAHINDA SICAK BİR MUSİKİ SOHBETİNİN TADINA DOYULMAZ... 

İLESAM’ın Ankara’da yaşayan bestekarlarla yaptığı 20 Aralık 2014 tarihli  kahvaltı toplantısında bu hafta da kendi alanında haklı bir üne sahip olan müzik insanları yer aldı. Yıllarını Türk Musikisinin gelişmesi ve ivme kazanması için harcayan ve birbirinden güzel sayısız eserlere imza atan bestekarlarımızla yapılan kahvaltı sohbetleri programı yine samimi ve neşeli bir ortamda geçti. Bu haftaki konuklarımız sırasıyla, Sayın Cemil Derelioğlu, Sayın Yalçın Mıhçı, Sayın Kenan Günel ve Sayın Suat Yıldırım’dan oluşuyordu. Soğuk bir kış sabahında yapılan sıcacık sohbette bestekarlarımız, Türk Musiki’si hakkındaki görüş, fikir ve önerilerini şu sözlerle dile getirdiler: 

SAYIN CEMİL DERELİOĞLU: 

İlesam’ın bizim için önemli olan bu konuda yaptığı çalışmaları takdirle karşıladığımı belirterek sözlerime başlamak istiyorum. Yıllarını Türk Musikisi’ne adamış biri olarak yaşadığım ve edindiğim tecrübelerin ışığında durduğumuz noktaya bakınca elbetteki artık kolları sıvamanın ve şarkılarımız için neler yapabileceğimizi konuşmamnın zamanı geldi diyorum. Söz yazarlarımızın yazdığı güzel güftelerin bestelenip de yıllarca kimse tarafından duyulmamasını biraz da üreticilerinin sunum ve koordinasyon eksikliğiyle bağlantılı buluyorum. Bence şarkıların tanınması bir ekip çalışmasıyla gayet güzel yapılabilir. Mesela ben 1985 yılında Erdoğan Berker’le tanıştığımda onun böyle bir ekip çalışması yaptığına ve çok da başarılı olduğuna bizzat şahit oldum. Bu nasıl olmuştu? Sayın Berker, şairi, besteciyi ve solisti bir sac ayağı şeklinde ortaya çıkartmıştı yani üçlü bir ekip... Dr. Bekir Mutlu’nun sözleri Berker’in besteleriyle hayat bulurken, Samime Sanay’a bu şarkıları söylettti ve onu da destekleyerek tanınmasını sağladı. Bu arada Selçuk Tekay gibi bir müzik insanı da şarkıların alt yapısını ve aranjesini yapıyordu. O zamanlar TSM alanında çok sesli çalışmaları yapılıyordu ve şarkılarda bu ruha uygundu. Dolayısıyla sevildi ve insanlar tarafından çok beğenildi. Görüldüğü gibi iyi bir ekip çalışmasıyla ortaya çıkarılan bu eserler sunumun da güzel yapılmasıyla hak ettiği yeri buldu. 

Gelelim şarkı sözü yazarlarıyla bestekarların ortaklığına, ben bunun için çok çalışma yaptım. Yani ikisini aynı platformda ortaya çıkartacak ve eserlerini tanıtacak bir çok programlar... En önemlisi geçmişte Hilton otelinde yaptığım büyük organizasyondu. Orada bir çok güftekarı ve bestekarı bir araya getirdim. Birbirleriyle koordine olmalarını aynı ortamda aynı sanatsal havayı solumalarını ve eserlerini birlikte dinlemelerini sağladım. İnanın bu programlar için bir ev parası harcadım diyebilirim. Maksadım sadece musikimize ve onun mimarı olan sanatçılarımıza destek olmaktı. Şimdilerde de keşke böyle organizasyonlar sık sık yapılabilse diyorum. En son geçen sene Sayın Ayşe Taş’la beraber bestekar ve güftekarların aynı konserde buluştuğu bir çalışmamız vardı.. Ben dediğim gibi üçlü kombinasyonla sağlanan sac ayağı dediğim çalışma stilinin başarılı olacağına inanıyorum. 

Şu an da TRT repertuarında binlerce duyulmamış yeni eser var onlar geleceğe bırakacağımız kültür mirasımızın önemli bir parçasıdır. Fakat insanların da bunları duymaya beğenmeye ve dinlemeye hakkı vardır. Ben geçmişte 20 yıl önce  TRT de bu çalışmaları yapmıştım biz koro şeflerine bu yönde talimatlar verip yeni eserlerin ortaya çıkması için çalışmalarını söylerdik. Şu anda böyle bir çalışma var mı bilmiyorum. 

Son olarak söz yazarlarına ve bestekarlara bir çift lafım olacak: 

“Unutmayalım şiir ve beste Tanrı’yla sanatçı arasındaki ilham alışverişidir. Bu iyi kurulursa başarı yakalanır. Şarkı şiirden doğar eğer şiirin ruhu varsa bestenin de ruhu olur.Yani şiir kendi melodisini ve gerçekliğini içinde taşımalıdır”

İLESAM’a yakından takip ettiğim değerli çalışmalarının tümünde başarılar diler yolunun açık istikbalinin daim olmasını temenni ederim.

SAYIN YALÇIN MIHÇI:

İLESAM’ın bütün değerli üyelerini sizin şahsınızda selamlayarak ve davetiniz için teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Müzik benim yaşam kaynağım, hayatımın değerli bir amacıdır. Yani musiki benim içimde ben de musikinin içinde yaşıyorum diyebilirim. İşte bu yüzdendir ki, yaptığım her programda, müziğin orada anılmasına vesile olur, buna fırsat tanırım. Çünkü sanatçılar öz kültürlerinin ve sanatlarının gelecek nesillere taşınması için bu ülkeye ve kendilerine karşı borçludurlar. Bunu böyle hisseden ve yaşayan kişi kendisine sanatçıyım diyebilir çünkü sanatçı sanatı üreten kişidir.

Ben bu kavramın içinin boşaltılmasına da son derece karşıyım. Herkes sanatçı olamaz. Maalesef bizim ülkemizde bu konuda bir enflasyon var mesela şarkı söyleyen kimseye “şarkıcı” denmesi gerekirken o da sanatçı diye anılıyor. Oysaki sanatçı hiçten varı yaratır. Bu işler öyle kolay değildir. Üretmek olmadan sanat olmaz.

Türk Sanat Musikimiz şu an da TRT yüzünden kötüye gidiyor diye düşünüyorum. Çünkü denetimden geçmiş binlerce eser, arşivlerde bekliyor TSM ise bilindik şarkıların etrafında dönüp duruyor. Dolayısıyla koskoca ülkeye yetmiyor bu tabii ki... Böyle olunca da halk kendi ihtiyacını arabeske yönelerek gidermeye çalışıyor.

Burada TSM ile uğraşan herkese büyük görevler düşüyor, bunların başında da kolaya kaçmamak geliyor bunu neden söylüyorum? Konserlerde vb, yeni eserleri çalışıp öğrenmektense zaten bilinen ezberlenmiş eserleri tercih ediyorlar, yani çalışmak istemiyorlar.

Oysa ki herzaman çalışmak ve yeniliklere kucak açmak ülkemizin kültürünü sanatını çok yönlü  bir bakışla ileriye taşıyan en önemli unsurlardır.

Mustafa Kemal ATATÜRK, kendi döneminde “ Bizim musiki eserlerimizi dünyaya sevdirin” demiştir. Fakat bu yanlış anlaşılarak dünya eserleri bize sevdirilmeye çalışılmış, radyolardan Bach, Mozart, vb. Gibi büyük üstadların eserleri çokça çalınmaya başlanmıştır. Evet dünyanın kabul ettiği bu müzik dehalarını  elbetteki seveceğiz bileceğiz dünyaya açık olacağız bu ana felsemiz olmalı ama Atatürk’ün dediği bu değildi.

Bunun şu hatıratıyla daha iyi anlaşılacağını sanıyorum.

“Atatürk bir gün Vasfi Rıza Zobu’ya:

“ Dellalzade’nin Isfahan makamındaki / o güzel gözlerine hayran olayım/ şarkısını okur musun?” Diyor. Şarkı bittiğinde herkesin hayranlıkla alkışlaması sonucunda orada bulunanlara dönerek:

“ Beyler şarkıyı beğendiniz mi?” diye soruyor alkışların karşısında da: 

“ Avrupalılar bu şarkıdan bizim kadar zevk alabilir mi? Bizim müziğimizi dünyanın seveceği hale getirin diyorum siz gidip Avrupa’lıların eserlerini çalarak bunu yapmaya çalışıyorsunuz.” Diyor.

İşte o günden sonra TSM eserlerine ağırlık verilmeye başlandı.Türk Sanat Musiki’si tek seslidir ama ben Atatürk’ün önerdiği gibi çok sesli çalışırım. Onun bu konudaki hedefi benim de hedefimdir.

Bu doğrultuda hazırlanmış eserlerimle Amerika’da Beyaz Saray’da konser verdim. Mesela Gypsy Girl adlı 9/8lik caz-hicaz rep karışımı bir şarkım orada müzik listelerine girdi.

Yani ben Atatürk’ün dediğini yaptım ve bunun başarılı olduğunu gördüm. Türk Sanat Musikisine beş yüz eser kazandıran bir müzik insanı olarak çok geç olmadan ileriye dönük farklı ve kaliteli eserler bırakmanın önemini tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum. Kaliteli ve özüne sadık olarak evrenselleşmiş bu eserlerle dünyanın bizi daha iyi tanıyacağına inanıyorum.

TRT Repertuar kurulunun varlığını da çok önemsediğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Orada mutlaka böyle bir kurul olmalıdır.

Bir denetim mekanizması olmazsa herkes aklına geleni yapar ve bunun musikimize zararı çok büyük olur. Fakat repertuardaki yeni eserlerin çalınması halkımızın beğenisine sunulması da çok arzu ettiğim ve beklediğim bir konudur.  Mesela benim TRT repertuarına girmiş güzel bir mahur saz semaim var ve bunun çalınmasını duyabilmeyi çok isterdim. Böyle şeyler sanatçıya yaşarken verilen en güzel ödüldür diye düşünüyorum.

İLESAM’ın çatısı altında yapılan bu çalışmaya katılmaktan dolayı çok mutluyum. Türk Musikisine emeği geçmiş herkesi gönülden selamlıyor. İLESAM’ın başarılarının da artarak devamını diliyorum.

SAYIN KENAN GÜNEL:

İLESAM’a daveti için teşekkür ediyor musikimiz adına eksikliğini hissettiğimiz konuların ele alınması ve çözümüne yönelik çalışmalarda bulunulması için yaptığı programları takdirle karşılıyorum. 

Aslında sorunun kökenine gidecek olursak Türk sanat Musikimizi geliştirmek için öncelikle toplumumuzun kültür ve eğitim seviyesini yükseltmenin ne kadar gerekli olduğunu görürüz. 

Bu da beraberinde çok tartışılan kült bir felsefeyi getiriyor doğal olarak, yani “ sanat sanat için mi halk için mi yapılmalıdır?” Bu konuda Sayın Çinuçen Tanrıkorur “ Benim müziğimi anlayan dinlesin” derdi. Fakat biz eğer TSM’nin kitlelere sevdirilmesi, gelişerek devamını düşünüyorsak bu alanda yeni açılımlar yapmalıyız. Şunu unutmamak gerekir ki her çağ kendi ritmini içinde taşır. Geçmişi korumalı ama geleceğe gelişerek uzanmalıyız. Bakın zamanın ritmi ve hızı değişti. Bizler de bu ruhu yakalamalı eserlerimizi bu çağın gerektirdiği özellikleri temel alarak yapmalıyız. Elbetteki usulüne uygun ve bozmadan ama farklı ve yeni...

Sanatçılarımız eserlerini paradan ziyade etik değerleri gözeterek yaparlarsa her şey farklı olur. Bu konudaki bakış açımızı da musikimiz gibi güncellememiz lazım. Tıpkı aslını bozmadan yeni usul ve yapılar geliştirebileceğimiz gibi... 

Ben yıllarımı TRT kurumuna verdim.Neler gördüm neler yaşadım. Çok çalışırdık o zamanlar, yeni eserleri de okurduk. Şimdilerde öyle değil her şey bir zorlamayla yapılıyor ama sanatta zorlama olmaz bu sadece bir gönül işidir. Eski klasiklerimiz çok güzel ve muhteşemler. Fakat insanlara bunu zorla beğendiremeyiz ve onların hoşlanmalarını sağlayamayız. Demek istediğim artık zamanın ruhuna uygun şarkılar ortaya çıkartmalıyız çünkü bu ihtiyaç gittikçe daha çok kendisini belli ediyor.

Şarkıların en önemli unsuru sözlerin sanatsal ve teknik özellikler taşıması ve bestekarın şiirin iç melodisini yakalayabilmesi lazımdır. Yani şiir kendi melodisini içinde taşırsa o beste çok güzel olur. Ben söz ve bestelerin de zamana uygun olması fikrimi burada yinelemek istiyorum.İlesam’ın Türk Sanat Müziğimiz hakkında yaptığı bu çalışmayı destekliyor ve başarılar diliyorum.

SAYIN SUAT YILDIRIM:

İLESAM’a daveti ve musikimizin sorunlarına değinen bu toplantıları gündeme getirdiği için teşekkür ediyorum.Müzik kültürümüzün geçmişten geleceğe doğru ve sağlam aktarılması açısından bu işe gönül vermiş ve hayatlarını bu yola adamış insanlar olarak elimizi taşın altına koymalıyız ve birlikte çalışmalıyız diyorum.

Fakat herkesin bildiği bir şey var ve buna ben de katılıyorum; bu konuda gerekli çalışmaların yapılabilmesi ve projelerin hayata geçirilmesi için bir çatı gereklidir. İLESAM bu çatı görevini alanında uzman sanatçılarla pek ala başarıyla yürütebilir. 

Fotoğraf: 20 Aralık 2014 İLESAM’daki Bestekârlar Toplantısı’ndan 12...

Türk Sanat Musikimizin geliştirilmesini, yaygınlaştırılmasını ve gençlere sevdirilmesini çok önemsiyorum. Bunu başarmak için sistemli ve uygulamalı bir çalışma gerekmektedir. Bestekârlar olarak gençlere uygun ve zamanın şartlarını, beğenisini göz ardı etmeden yapacağımız şarkıların onları çekeceğini ve yepyeni bir kuşağın musikimizi nesillere taşıyacak hedeflere ulaşmak için gönlünü ve emeğini ortaya koyacağını düşünüyorum.

Fakat yapılacak projelerde medyanın gücünü de kullanmak gerekmektedir. Çünkü kitlelere ulaştırmak istediğimiz mesaj ancak bu yolla amacına daha çabuk ulaşabilir. Kısacası büyük prodüksiyonlar yapılmalı ve medyatik bir projeyle halka sunulmalıdır.

Ben ülkemizin bir çok yerinde yapılan ses yarışmalarında jüri üyesi olarak bulundum  ve bizzat yaşayarak gördüm  ki gençlerimiz Türk Sanat Müziği’ne o kadar da ilgisiz değiller. Hatta bu yarışmalarda Türkiye çapında sesler çıktığına çok şahit oldum. Bu çocuklarda potansiyel var ama eksikler yüzünden ortaya çıkamıyorlar. Nedir bu eksikler? Çalıştıran hocaların yeterlilik  eksikliğinden dolayı, öğrencilerin yanlış eğitilmeleri, maddi ve manevi şartların baskısı, imkan bulamamaları,müzikle ilgili okulların her bölgede yaygın olmaması, en önemlisi de medyatik sanatçıların yaptıklarını doğru kabul edip onları örnek alarak aslında yanlış yapmaları... Daha çok şeyler sayabilirim ama burada takdir edersiniz ki; en önemli şeyin toplum tarafından kabul görmüş sanatçıların doğru örnek olmalarının önemine yaptığım vurgudur.

Özel radyo ve televizyonlar çoğaldıkça denetim mekanizmasının işlememesi doğru-yanlış her şeyin sunulması bence yozlaşmaya yol açıyor. Tabii ki burada ticari kaygıların ön plana çıktığını ve reyting uğruna yanlışların yapıldığını da belirtmek isterim. 

Bizim Türk Sanat Musikimiz usül ve makam zenginliğiyle çok güçlüdür, hatta dünyanın en zengin müziğidir diyebilirim. Onun içinde bulunan makamlar, usuller melodiler ve köklü bir tarihin süzgecinden geçip bugünlere ulaşan her şey hayranlık uyandıracak kadar derin ve anlamlıdır. Sanat Müziğimiz bu gün bazı zorluklar karşısında zorlansa da başını eğmiş değildir, çünkü Atatürk:  “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarında biri kopmuştur” diyerek o damarı kopartmamamız için hedefimizin çalışmak, üretmek ve evrenselleştirmek olduğunu anlatmıştır bize.

Şimdi yapacağımız iş, önce doğru teşhisi koymak sonra da doğru tedaviyi yapmaktır. Bu da İLESAM’ın da içinde olduğu bir ekip tarafından kotarılıp hayata geçirilebilir.

Yani, eskilerin deyimiyle un var, yağ var, şeker var helvayı yapan yok. Biz hepimiz o helvayı beraberce yapmalıyız. 

Değerli arkadaşlarım ben İ.T.Ü Türk Müziği Devlet Konservatuarı mezunu ve TRT Anakara Radyosu ses sanatçısı, koro şefi, bestekar ve aranjör vasfımla bir müzik adamı olarak sanatın hem sanat, hem de toplum için yapılmasını doğru buluyorum. Hem sanatımıza katkıda bulunacağız hem de en büyük jüri olan halkın beğenisini göz ardı etmeyeceğiz. Maalesef günümüzde sanat para için feda edilmektedir.

Türk Sanat Müziği bir sevgi ve gönül işidir. Hatta ben ülke genelinde yaptığım çalışmalarda şunu gördüm: Bu sevgi bölgelere göre farklılık gösteriyor. Özellikle doğuya doğru gidildiğinde Halk müziğimiz öne çıkmış durumda,Türk Sanat Müziği diye nitelendirdiğimiz müzik onlara nedense daha soğuk geliyor, görüyoruz.Halbuki ikisi de bizim müziğimiz.Neden bunları aşamayalım? 

Son olarak söz yazarlarına söylemek istediğim şeyler de şunlardır: Her söz şarkı olmaz, estetik gerekir. Hece ve aruz vezninin bütün özelliklerini öğrensinler, duygusu ve tekniği doğru orijinal sözler yazsınlar. Öyle ki bestekârlar bu şiirleri okuduğunda mısralardan süzülen melodiler gönül tellerine damlayıversin. Türk Sanat Müziği icra eden yorumcularımız da bu şarkıları en doğru ve güzel haliyle yorumlasınlar çünkü yorum şarkıyı ön plana çıkartan en önemli unsurlardan biridir. Zira şarkıcı farklı, yorumcu farklı, sanatçı farklı vasıflarda insanlardır.Yani herkes yorumcu olamaz. 

İLESAM’a bizleri ortak bir paydada buluşturan bu samimi ve anlamlı çalışmaları için teşekkür ediyor. Başarılar diliyorum.

 Okunma Sayısı : 1177         23 Aralık 2014

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 43829

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.