İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ VE ŞİİR DİNLETİSİ (14 ŞUBAT 2015) “AŞKA DAİR DÜŞÜNCELER”

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ VE ŞİİR DİNLETİSİ (14 ŞUBAT 2015) “AŞKA DAİR DÜŞÜNCELER”

“Aşk bitti mi dünya kelebek ömrü kadardır”

Mehmet Nuri Parmaksız

“AŞKA DAİR DÜŞÜNCELER”

Edebiyat, sanat ve kültür etkinliklerinin aktif olarak devam ettiği şehirlerden birisi Başkent Ankara. Ne mutlu ki edebiyat ve sanat dünyasında oldukça büyük bir yelpazeye sahip. Onlarca sanatseveri barındırıyor bağrında. Ülkemizin kültürel dokusunu kucaklayarak varsıllaşmasına ön ayak oluyor. Edebiyat doğası gereği edebi ilişkileri ve toplulukları kendine çekiyor. İşte bu mekanlardan biri de her cumartesi günü bünyesinde barındırdığı edebi sohbetler ve şiir dinletileriyle İLESAM Kültür Evi.

Takvimlerin 14 Şubat’ı gösterdiği ve Sevgililer Günü olarak benimsenmiş bu özel günün konuşmacısı İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız idi. Aşka dair pek çok eseri bulunan ve çalışmalarının birinde “Aşkı bir dava bildik sahiplendik biz onu” diye okuruna seslenen Parmaksız, konuşmasına “Kelebek Ömrü” isimli şiirini okuyarak başladı ve bakın nasıl anlattı aşka dair düşüncelerini…

“Şeyh Galip ‘Cennet gibi görünen cehennemin adıdır aşk.’ demiş.

Vâsıf “Görsem seni helâk olurum görmesem helâk!” diyerek Türk şiirinin en güzel tezat sanatını ortaya koymuş.

Ben de “Aşk vazgeçmemektir, aşk beklemektir, aşk sonsuzluk duasını sevgilinin avuç içlerinden her şeye rağmen şükürle içebilmektir.” diyorum.

Aşk ne cismani varlığınızla ne de bedeninizle ilgilidir. Cinsellik bir noktada biter.Aşk bedenin değil ruhun yaşadığıdır. Ruhla yaşanan aşk sonsuzdur. Yunus “Aşk gelecek cümle dertler bitecek.” der. Aşkın kabul etmediği tek şey şikayetin kendisidir. Aşıksanız şikayet etmemeli, sitemkâr olmamalısınız.

Divan edebiyatında sevgilinin dudakları nokta, boyu selvi, saçları kömür gibi simsiyah olarak tanımlanır. Bu tanımlamaya bakınca sevgili sanki bir ucubeyi andırır; öyle ya uzun bir boy, nokta dudaklar. Divan şairlerince sevgili hiçbir şeye benzemeyen sevgiliydi, Allah’tı.O yüzden onu şekillendiremezlerdi.  Derslerimde Divan edebiyatını anlatırken akıllarda kalıcı olması ve biraz da öğrencilerimi şaşırtmak için özellikle kız öğrencilerime “Gün de kaç kez aynaya bakarsınız?”diye sorarım. Aslında burada sormak istediğim “Neden aynaya bakarız/bakıyorsunuz?”dur.Aldığım cevaplar hiç de yabana atılır gibi değildir. Bunun  aşkla ilgisi vardır; çünkü biz kendi güzelliğimizi görmek için aynaya bakarız. Allah kendi güzelliklerini insanlarda görmüştür. Yaratılan hiçbir şeye çirkin diyemeyiz.Aslında onun yarattığını göremeyiz.Mesela Leyla ile Mecnun(Kays).Onların hikayesini bilirsiniz. Mecnun’a Leyla’da aşık olunacak güzellik olmadığı söylenince verdiği cevap  “Siz, onu bir de benim gözümle görün.” olmuştur. Aşk gözün gördüğü değil; aşık olanın aşık olduğunda görebildiğidir.

Aynı dili konuşuyoruz. Aşkın dili biraz da sükûttur. Aşkı anlayabilmek için aşkın tamamını bilmek gerekir. Beşeri olanı sevmeden ilahi boyuta çıkmak mümkün değildir. Bu dünyada nefsi öldürmek kolay değildir hatta imkansızdır bile denebilir. Bu dünyada  maddi ve manevi olmak üzere çok zorluk var.

Bir gün arkadaşıma “Eşini seviyor musun?”diye sordum.Cevabı “Elbette çok seviyorum oldu.” Bu sefer “Eşini mi, eşinin ailesinin parasını mı seviyorsun?”diye sordum. “Eh, biraz da parasını seviyorum.”oldu bu kez yanıtı. Sevdiğinin hiçbir şeyi olmayabilir.Onun ruhunu sevebiliyorsanız, her şeyiyle kabul edebiliyorsanız işte bu gerçek aşktır. Aşk, tahttır. Bu taht tehlikelidir herkes oturamaz. Aşkım sonsuzca sürecek deyip o aşkın bittiğine şahit olan aşıklar/aşklar var. Aşk bitmez, sevgi biter; ben buna inanıyorum. Aşk farklı bir duygu halidir, aşk özlemekle ilgilidir. Aşk bir serüvendir, maceradır, bilinmezlere yolculuktur. O bilinmezlik onu cezp edici kılan, onu merak unsuru haline getirendir. Aşk korkudur; sevdiğini kaybetme korkusudur. Aşk kıskançlıktır, onu her şeyden kıskanmaktır. Aşk ait olma duygusudur, sahip olma değil. İnsan, insanın bedenine sahip olabilir, ruhunaysa ancak ait olabilir. Aşk dudakların değil, ellerin değil hatta gözlerin bile değil; aşk aslında ruhların konuşmasıdır. Aşkı yaşayan yürekler ruhlarıyla birleşirler.Aşk, sevgiden farklı bir duygu halidir; sevgi her şeye duyulabilen aşk ise özel  olandır. Ruhların birleştiği noktada o aşkın sonsuzluğundan bahsedebiliriz.

Aşkın Kalubela ile ilgisi olduğunu düşünüyorum. Cenab-ı Hak, ruhları yarattığı zaman, “elestü birabbiküm” buyurdu. Ruhlar da “bela” diye cevap verdiler. Ruhlar "evet" dedikleri andan itibaren - “evet” çok yavan kalır burada; aslında  buradaki evet “elbette, şüphesiz ki” demek anlamına gelir- verdikleri sözün kendisi Aşk’tır. Aşk dünyada başlamaz, aşk mahşerde başlar. Kalubela’dan getirdiğimiz tek olgu, tek duygu, tek sözdür aşk. Orada verdiğimiz sözün bizim için nimet oluşudur aşk. Bu noktada imtihanı kazanacak mıyız, yeminimizde, sözümüzde durabilecek miyizdir asıl olan.  Bu yüzden aşk, Kalubela ile ilgilidir. İlk önce aşk beğeni anlamında başlar.Biz yaratılmış olanı severiz aslında ve sonraki merhalelerde biz onu, Yaradan’ı görmeye başlarız. İşte tam da o anda beşeri aşk ilahi aşka dönüşmeye başlar. Bu mücadelede irade söz konusuysa da aşkı yaşayan yüreklerin seçilmiş insanlar olduğunu düşünüyorum.

Şairlerin, yazarların, ressamların, kısaca sanatçıların aşk noktasında yelpazeleri açıktır ve onlar bu yeteneklerini kullanırlar. Aşk sandala benzer.  Bu sandal (dünya) bizi mahşere götürecek sandaldır.

Ölümü fiziki olarak bedenin ruhtan ayrılması olarak  tarif edersek; beden dünya boyutunda, ruh ise ahiret boyutunda kalandır.Eş, evlat vb. bize ait değil; bizim olan sadece ruh. Ruh ölmediği için, maddi olanları burada bıraktığı için ruhu bize vereni unutmayacağız.

“Beni ne kadar seviyorsun?” sorusu ile zaman zaman hepimiz karşılaşmışızdır. Verilen klasik cevaplardır ‘seviyorum, sonsuzca seviyorum’ gibi. Bense klişeleşmiş şeyleri sevmem. Benim bu suale cevabım “Ruhumun ömrü kadardır.” olmuştur.

Aşık olan yürek, Don Kişot’un yel değirmenleriyle savaştığı gibi korku, kıskançlık vs. ile savaşır. Sevdiğini kıran, üzen olamadığı için öfkeyle başkalarını kırabilir. Aşık olmayan yürek atmaz. Aşık olan yürek duruyorsa eğer özlemlerin şahına ulaşmıştır. Özlemlerin şahına ulaşan o ruh için aşk, şikayet konusu olabilir mi, olmamalı.

Aşık, ister ki sevgili her dem yanında olsun. Yanında olmayınca yalnızdır.Ruh onunla konuşmayınca her şey durgundur. Yanındayken bile kendi arasında konuşur ruhlar; bakış, duruş  iki gönül arasındaki köprüdür. Diller de konuşmaz, gözler de konuşmaz, Ruhların içinde bizi yaratan bir şey olduğunu düşünüyorum. O ruhun içinde bize söylemek istediği bir şey olmalı. Bunun farkında olmak lazım. Allah “hiçbir yere sığmam, gönüllere sığarım,” buyurmuş. Mevla sığarım dediyse o kalbin ne kadar büyük olduğunu ölçmek mümkün müdür?

Öte yandan aşkın bir tarafı da çirkindir. Hatırlayınız “Ya benim olacaksın ya kara toprağın.” söylemini.Başka biri gidip vurabiliyor sevdiğini ya da intihar edebiliyor. Bu ancak hastalıklı ruhlarda ortaya çıkabilir. İnsan hırçınlaştığı anda öfkesine yenilebilir. Seven insan aklıyla değil kalbiyle düşünür. Kalbiyle seven kendine zarar verir.

Aşkı dağların doruklarına benzetiyorum. Yüce dağların başı dumanlıdır, kütlesi büyüktür.Aşkın kendisi sıcakken derinliği soğuktur. O soğuklukta siz üşümüyorsanız aşkın gerçek manası tecelli etmiştir. Aşk her gönülde farklı tecelli eder. Herkesin aşkı kendisine göre büyüktür.Ateş düştüğü yeri yakar. Öyle bir an gelir ki “Benim yaşadığım da neymiş? O adam, o kadın neler yaşamış.” da dedirtebilir.

Zordur aşk, kolay aşk yoktur. Kişi şükür ve huzurdan uzaksa sevemez. Bizler çoğunlukla duayı yanlış telakki ediyoruz. Mesela Allah’ım bana bir ev, bir araba ver, diye dua ediyor ama dileğimiz gerçekleştiğinde verdiğin güzelliklerden beni mahrum etme, diye dua etmiyoruz. Duanın sonsuza gittiğini unutmamak ve sahip olunan şeyler için şükretmek gerekiyor.

Aşkın devamı iki kişinin isteğiyle olur.Tek başına olmaz.Hani duyarız bazen; gördüm ve aşık oldum, denir. O kişiyi pek çok kez görmüşsünüzdür zaman içerisinde ama o an, yani aşkı hissettiğiniz an kalp kapılarının belli bir  süre için açıldığı andır.

İmkansızsa aşktır, zorsa aşktır. Aşığın beklemesi, delirmesi, beşeri olarak başlayan aşkla Mevla’ya ulaşması… Mevla sevdiği kullarına dert verir, kendini türlü dertlerle hatırlatmak ister. Kendine bir adım gelene daha çok adım atar. Aşkta Mevla’nın rızasını unutmamak gerek. Mevla’nın sevdiği kullarını koruduğunu biliyorum. Eşref-i mahlukatın en şereflisi Hz. Peygamber. “Onun için yarattım,” diyor Allah “beni, ondan sonra onu sevin.” diyor.

Dünyada başlayan, dünya olan her şeyi dünyada bırakacağız. Asıl olan Kalubela, benim felsefem bu.

Daha önce tanışmadığımız birine “Ben seni daha önce görmüş gibiyim.” deriz bazen. Bu durum kalbimiz, inancımız, ruhlarımız aynı olduğu içindir.

Batılılar için durum farklı. Onlar aşkın cinsellik için ortaya çıktığını düşünüyorlar. Üreme için bir araya geliyorlar.

Ruhun erkeği kadını yoktur.Ruhun cinsiyeti de yoktur.(Mevlana ve Şems’te olduğu gibi.) Erkeğin kadını, kadının erkeği sevmesi tamamen yaradılışla ilgili. Kalubela’da verilen sözü unutmayın.

Kalp aşkı bulana kadar yalnızdır…

Susmak en güzel konuşmaktır. Duyabilene kendisini gösterir.Sadakat aşkın parçasıdır. Hasret, vuslatı tatma noktasında unutulmaktır.

Aşk yollara, aşk gözlere, aşk yıllara, dağlara aşk acısı vurulmaz; çünkü aşk insanın kalbini tanımasıdır. Aşk insanın ruhunun dalgalarıyla buluşmasıdır.

Aşk çiçeklerin, böceklerin, aşk doğanın,saman yolunun cümle yaratılmışın dile gelmesidir. Aşk öyle hicran zannedilen bir kuyudan vuslat suyunu doyumsuzca içmek gibidir.

Aşk öyle bir haldir ki halin halini yaşar insan. Aşk öyle bir yerdir ki herkesin bulmak, herkesin keşfetmek istediği bir adadır aşk.

 

Kişi delilik mertebesinden geçip gözleriyle, gönlüyle, kalbiyle tasdik ediyorsa, her şeyde Allah’ın varlığını görüyorsa Hallaç’ı Mansur’un Allah’ta eriyip yok olmak anlamında söylediği  “En-el Hak / Ben Hakk’ım” dediği mertebeye ermiş demektir (Her şey Allah’tadır ve her şey Allah’tandır")  lakin bu mertebe kolay kolay ulaşılabilecek bir mertebe değildir.

Aşka olan inancınızı sürdürebiliyorsanız bu hak şereftir. Vuslat suyunu içtikçe daha çok susarsınız; çünkü o zemzem gibi doyumsuzdur.

Aşk aslında sevgili için nefes almaktır. Ben aşka dair her şeyi sözlerime başlarken okuduğum Kelebek Ömrü şiirimin son mısraında söyledim. Dedim ki “Aşk bitti mi dünya kelebek ömrü kadardır.”

Manası derin bu mısraı ile sözlerini tamamlayan İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız Sükûtun Kalbinde  isimli kitabında yer alan “Siz Hiç Aşık Oldunuz mu?” başlıklı o güzel denemesine ses olarak metnin sonundaki “Sahi, siz hiç gerçekten aşık oldunuz mu? sorusunu  dinleyenlerine yönelterek  konuşmasına son verdi.

Genel Başkan Mehmet Nuri Parmaksız’ın konuşma konusu “Aşk”tı Sevgililer Gününde. Ancak konuşmasını iki ayrı bölüm halinde aktaran Parmaksız,  Meslek Birliğinin  günden güne artan çalışmaları hakkında da bir bilgilendirme yaparak bakın neler söyledi…

“Biliyorsunuz geçtiğimiz haftalarda Başkan Yardımcımız İlter Yeşilay ile bazı görüşmeler için Bakü’deydik. Daha önce de bahsettiğim gibi görüşmelerimiz oldukça verimli geçti. Şimdi sizleri projelerimiz konusunda bilgilendirmek istiyorum. Yönetim kurulumuzun aldığı kararla İLESAM olarak Türk Dünyası ülkeleri arasında aynı kökten gelen kültür birlikteliğimizi edebiyat, musiki ve diğer alanlarda geliştirmek için yaptığımız çalışmaların birini de siz üyelerimizin katılımıyla hayata geçireceğiz.

İLESAM ve Azerbaycan Bestekârlar Birliği arasında yapılan uluslararası protokol gereğince şimdiye kadar yapılmamış bir musiki etkinliğini ve buna bağlı olarak yapacağımız konserler dizisinin ilkini kardeş ülke Azerbaycan’da başlatıyoruz.

Bu projemiz için öncelikle burada bir komisyon oluşturacağız, bu kurulda bizler olmayacağız. Bu elemeye bizler, yönetim, haysiyet ve denetleme kurulu üyeleri katılamayacak. Dediğim gibi bir komisyon oluşturacağız; bu komisyon sizlerden oluşacak. Şiirleriniz lirik tarzda yazılmış aşk şiirleri olacak. Hece veya aruz ölçüsü ile yazılacak. En fazla beş dörtlükten oluşacak şiirler. En iyi altı şiiri seçerek oraya göndereceğiz. Onlar da orijinaline dokunmadan besteleyecekler ve bize, kendi şairlerine ait altı şiiri bizim bestekarlarımız tarafından bestelenmesi için yollayacaklar. Bu projenin ilk ayağı Azerbaycan oldu ama Kazakistan, Kırgızistan vb. yerlerde de sesimizi duyuracağız. Kısmet olursa Mayıs ayı içinde Bakü’de konser yapacağız.Konserin devamını ise Ankara’da gerçekleştireceğiz.İnşallah Mayıs ayına kadar yetiştirebiliriz hazırlıklarımızı.

Azerbaycan Yazarlar Birliği ile yapılan anlaşma gereği şartnameye konulan bir başka husus “Aşk Şiirleri”nden oluşan bir antoloji.Bu antoloji komisyonun seçtiği şiirlerden oluşacak. Bu antolojinin bir başka güzelliği ise şiirlerin içinden seçilen on şiirin Prof. Dr. Nurullah Çetin tarafından tahlil edilecek olması. Bu antoloji de Azeri Türkçesi’ne çevrilecek ve kardeşlerimiz de aynı uygulamayı hayata geçirecekler.

Karşılıklı olarak protokoller imzalandıktan sonra onlardan gelen bir teklif oldu. O da şu; ilk çevrilecek kitapların başkanların kitapları olması istendi. Kabul ettik. Bu antoloji edebiyat dünyasında yüz şairimize ait şiirlerle ve şiir tahlilleriyle değerli bir eser olacak.

Bu iki projeye giremeyen üyelerimiz üzülmesinler; çünkü projemiz devam ediyor. Nasıl mı? Bakü’de Atatürk Kültür Merkezi var. Bizde de var. Her iki Merkez de çalışmalarını yürütüyor.Kan kardeşlerimiz Atatürk’ümüz ile ilgili şiirler yazmışlar, hepsi birbirinden güzel.Bu şiirlerini kitaplaştırmışlar. Atatürk’e sahip çıktıkları için biz de onlara sahip çıkmalıyız.Evet, hazırlıklarınıza başlayınız. Atatürk şiirlerinden oluşacak bu kitapta var olabilirsiniz. Yine komisyonumuz en güzel Atatürk şiirlerini seçecek ve seçilen şiirler oraya gönderilecek.

Aslına bakarsanız ben şiirlerin çevirisinin yapılmasını istemiyorum; çünkü şiirin kafiyesi, ahengi bozuluyor.Şiirleri olduğu gibi yayınlayıp dil birliği %80’in üzerindeyse kitabın sonuna bir sözlük ekleyeceğiz ya da o kelimenin anlamını sayfanın altına dipnot olarak koyacağız.

Projelerimiz bitmedi, devam ediyor. AMEA Folklor Enstitüsü halk bilimi konusunda çalışıyor.Akademisyenlerimize yönelik bir projemiz de bu noktada hayata geçecek inşallah. Oradaki Aşık Şemşir Ocağına –onlar Dede Şemşir diyorlar-  da ziyaretlerimiz oldu. Aşık Şemşir ile Aşık Veysel çağdaşlar.Veysel, Azerbaycan’da çok iyi tanınan bir halk ozanı. Akademisyenlerimize Aşık Veysel ile Aşık Şemşir’i birleştirme konusunda iş düşüyor. Bu iki değerli halk ozanı hakkında bir sempozyum/panel yapmak düşüncesindeyiz. Yine bu değerli iki büyüğümüzün eserleri ya aynı kitap altında veya tek tek kitaplaştırarak yayınlansın istiyoruz.

Evet değerli üyeler, hazırlıklarınızı yapınız. Aşk şiirlerinizi, güftelerinizi hazırlayınız.Son katılım tarihi 07 Mart 2015’tir. Şiirler ve istenilen bilgiler Genel Merkezimize elden/postayla teslim edilecektir. Projelerimize sadece İLESAM üyelerimiz katılabileceklerdir.Kimse kusura bakmasın, üye konusunda milliyetçiyim.Önce bizim üyelerimiz tanınsınlar istiyorum.

Yönetim kadrosunda olmasıyla, duruşu, duyuşu ile Bakü’de bayanların idolü olan İlter Yeşilay Hanımefendiye, gerek fotoğraflarıyla gerekse İLESAM için hazırladığı sinevizyon gösterileriyle bizlere destek olan Zeynel Yeşilay’a ve yine çalışmalarımıza katkı sağlayan Volkan Yeşilay’a kısaca Yeşilay ailesine özverili çalışmalarından dolayı teşekkür ediyorum.

Ayrıca Akçağ Yayınevi ile yaptığımız yarışmalarda edebiyat dünyamıza kazandırdığımız on yedi kitapta bize destek olan Akçağ Yayınevi sahibi Ahmet Hikmet Ünalmış beye de teşekkür ediyorum. Biz, Akçağ ile yola beraber çıktık; onlar bizi bırakmadan biz onları bırakmayız.Önümüzdeki günlerde 2014 yılı yarışma sonuçlarını da açıklayacağız ve kitap sayımız on dokuza yükselecek.

Bu arada bir hatırlatma daha yapayım. İLESAM Ansiklopedimiz için bilgilerini ulaştırmayan üyelerimiz var halen. En kısa zamanda bilgilerini İLESAM Genel Merkezine ulaştırmaları gerekiyor. Açıklamıştık ama hala soran üyelerimiz var. İLESAM Ansiklopedisini hediye etmeyeceğiz.Sizlerden basımı için maddi olarak bir şey talep etmiyoruz. Biz ortaya bir eser koyuyoruz. Bu eser, edebiyat dünyasında olması gereken bir eser. Ancak üyelerimize %30-%35 oranında indirim yapılabilir.

İLESAM Kültür Evimizde gerçekleştirdiğimiz etkinlikler herkese açıktır. Bu kürsü hepimizin kürsüsü. Talep eden, konuşmak isteyen üyelerimizin. Bakınız üç bini aşkın üyemiz var. Biz her üyemizin yaptığı çalışmaları tek tek takip edemeyiz, bu mümkün değil. Ancak sizler tarafından  bizlere ulaştırılan haberlerinize web.sayfamızda yer veriyoruz. Üyelerimizce davet edildiğimiz imza günlerine, etkinliklere vakit buldukça bizzat ben katılmaya çalışıyorum; eğer programım yüklüyse İLESAM adına bir temsilcimizi gönderiyorum.Bizler her türlü projeye açığız, sizler de taleplerinizi, düşüncelerinizi bildiriniz, konuşalım, değerlendirelim.

Bizim 81 ilde temsilciliklerimiz var, bunların içinden birkaç tanesi eksik olabilir.Bütün üyelerimiz şair değil. İki bin civarında şair olmayan üyemiz var. Tüm üyelerimizi düşünmek durumundayız hizmet noktasında. Hizmet edince mutlu oluyor insan.Biz hizmet etmeye aşığız.” diyerek  konuşmasının ikinci yarısını da sonlandırdı Mehmet Nuri Parmaksız.

Etkinliğin ikinci yarısını oluşturan Şiir Dinletisi İLESAM  Ankara Şube Başkanı Durak Turan Düz tarafından gerçekleştirildi.

Ağırlıklı olarak sevgi temasının işlendiği şiirler okunurken aynı zamanda 14 Şubat’ın Dünya Öykü Günü olduğuna da vurgu yapan Sibel Unur Özdemir “14 Şubat Dünya Öykü Günü. Aynı zamanda da Sevgililer Günü. Bu iki özel günün aynı tarihe denk gelmesi ne kadar da güzel! Ne der Sait Faik ‘Bir insanı sevmekle başlar her şey.’ Sevmek, işte asıl olan budur. Sevmek anneyi, babayı, çocuğu, eşi, vatanı, çiçeği, böceği, okumayı, yazmayı, şiiri, öyküyü, insanı. İnsan nefes aldığı sürece nice öykülere ev sahipliği yapar yüreğinde. Öyküleriyle uzanır geçmişten geleceğe. Yaşadığı her an bir öyküdür belki de. Kaç milyar kişi nefes alıyorsa yeryüzünde hepsinin bambaşka bir öyküsü vardır. Her insan hayattır çünkü. Ve her öykü farklı bir insan. Yeryüzündeki insanları birbirine yaklaştıran önemli unsurlardan biridir öyküler.” diyerek bu kez şiir değil “Ocak Söndü” isimli minimal öyküsüne ses oldu. Selahattin Dündar ve Aşık Sevdai’nin sazı ve sözüyle şenlenen program oldukça keyifli geçti.

Ali Kemal Parıldar, Songül Dündar, Ozan Zebuni, Mustafa Adanç, Niyazi Bali, Ozan Dudai, Zeliha Altındal, Halil Yazanel, Sibel Unur Özdemir, Sevgi Yücebaş, Necati Özdenkoş, Vedat Fidanboy, Orhan Vergili, Fatma Kalkan, Sadık Kılıç, Selahattin Dündar, Ozan Esrari, Hüseyin Atmaca, Mahir Ünat, Hasan Rüzgar, İbrahim Yaman, Haluk Mahmutoğulları, Abdullah Satoğlu, Ahmet Mortaş, Bekir Yeğnidemir, Mehmet Tamer, Cahit Karaç, Nurettin Gür Ozanoğlu, Tülin Hatun Şenel, İlter Yeşilay, Nizamettin Duran, Cihat Solmaz, Ozan Sevdai, Mehmet Erdinç, Fatma Yangın Ekşioğlu, İbrahim Atasoy, Hayrettin Gültekin, Zeki Dağlı, Müzeyyen Keskin, Erdal Ercin, Ahmet Sandal, Hamza Alıçlıdağ, Tuncer Ulusoy, Ali Haydar Hacıhasanoğlu, Tunahan Yılmazer, Necati Aslan bu güzel Cumartesi etkinliğine katılan isimler arasındaydı.

Bu Cumartesi etkinliği de daha anılardaki yerini alırken bir hoş seda oldu İLESAM çatısı altında ve tabii bir de katılımcıların yüreklerinde.

İLESAM Şiir Dinletilerimize şiire, sanata ve kültüre gönül veren herkesi- üyemiz olsun veya olmasın-bekliyoruz.Unutmayın!!!

HABER METNİ Sibel Unur Özdemir

FOTOĞRAFLAR: Sibel Unur Özdemir-Orhan Vergili

 Okunma Sayısı : 803         21 Şubat 2015

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 105281

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.