İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ VE ŞİİR DİNLETİSİ (4 NİSAN 2015) “MATURİDİLİK” TÜRK TARİH KURUMU KONFERANS SALONU

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ VE ŞİİR DİNLETİSİ
(04 NİSAN 2015)
“MATURİDİLİK”
TÜRK TARİH KURUMU KONFERANS SALONU

Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği güncel konuları kültür evine taşımaya devam ediyor. Bu haftaki Cumartesi Sohbetlerinde “Maturidilik” konusu Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün tarafından anlatıldı. 
Aktüel konuların, edebiyatın, sanatın ve kültürün konuşulduğu, şiirlerin okunduğu program İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız’ın yaptığı açılış konuşması ile başladı.

Mehmet Nuri Parmaksız “Aklın yolu birdir. Cahil bir kişiye ne kadar anlatırsanız anlatın, anlaması güçtür.” diye başladığı sözlerine “Türk Dünyası Konserler dizimizde ‘Mahnıdan Şarkıya’ Ankara-Bakü Konseri Türkiye Şiir (Güfte) Elemeleri ile ilgili çalışmalarımız başladı, komisyonumuz şiirleri inceliyor. İnşallah önümüzdeki hafta sonuçları açıklayacağız. Daha önce de söylediğim gibi komisyonumuzca seçilen en iyi altı şiir Bakü’ye gönderilecek, onlar da orijinaline dokunmadan besteleyecekler ve bize, kendi şairlerine ait altı şiiri bizim bestekârlarımız tarafından bestelenmesi için yollayacaklar. Bu projenin ilk ayağı Azerbaycan. Kısmet olursa Mayıs ayı içinde Bakü’de konser yapacağız.Konserin devamını ise Ankara’da gerçekleştireceğiz.” diyerek devam etti.
Parmaksız “Ve İLESAM Marşımız ile ilgili olarak açacağımız yarışmadan da bahsetmiştim geçtiğimiz haftalarda. Önümüzdeki günlerde yarışmamızın şartnamesini açıklayacağız ama hazırlıklarınızı yapmaya başlamanız için zaman zaman ön bilgilendirme yapmayı uygun buluyorum. İLESAM Marşı için açılan yarışmaya üyemiz olmayanlar katılamayacaklar. Aramızda pek çok şair üyemiz var, elbette üyelerimizden en güzel eserler gelecektir. Yarışmayı kazanan eser sahibi her şeyden önce şeref, itibar kazanacaktır. On yıllık üyelik aidatı İLESAM tarafından karşılanacaktır. Kurumun marşı olan bu eser İLESAM’ın demirbaşı olarak kaydedilecek, İLESAM bu eseri her yerde yayınlama hakkına sahip olacaktır. Eser sahibi telif hakkı istemeyecektir. Öte yandan, İLESAM Marşı gibi kalıcı bir esere imza atan isme ödül olarak; o eser sahibi edebiyatın hangi türünde (roman, öykü, deneme, şiir vb.) yazıyorsa bir kitabını (türü fark etmiyor) büyük bir yayınevine İLESAM bastıracak ve kitap telifi olarak kendisine 100 kitap verilecektir.” dedikten sonra sözü Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün’e bıraktı.

 

Mâturîdîliğin, Müslüman olma sürecinde Türkler üzerindeki öneminden, günümüzde yeteri kadar araştırılmadığından oysa dünyanın pek çok yerinde hayli taraftarı olduğundan bahseden Düzgün, bu mezhebin kurucusu olan İmam Mâturîdî’nin hayatına, eserlerine, düşüncelerine ve günümüze etkilerine de değindi.
Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün’ün Mâturîdîlik hakkında bizlerle paylaştığı makalelerinden derlediğimiz metni sizlere aktarıyoruz. Değerli hocamıza bu paylaşımı için teşekkür ederiz.
“Kur’an’ın Mekke’de indiği, Mısır’da okunduğu, İstanbul’da yazıldığı ve Maveraünnehir bölgesinde, özelde de Semerkant’ta anlaşıldığı söylenir. Bütün dinler gibi İslam da, medeniyetini doğduğu değil göç ettiği topraklarda kurdu. Şam, Endülüs, Bağdat, İstanbul ve Semerkant İslam’ın medeniyet başkentleridir. Farklı merkezlerin varlığıyla birlikte, İslam düşüncesi adına üretilen eserlerin çok büyük bir kısmı Maveraünnehir ve daha özelde de Semerkant’ta yazılmıştır. Hicaz bölgesinde ve Bağdat merkezli Batı İslam dünyasındaki siyasi tartışmaların uzağında, Semerkant bölgesi, kendi aydınlık ortamında yeni bir retorik yaratmıştır. 

 

Bu bölge, İslam düşüncesinin en büyük usulcülerini, kelamcılarını, fakihlerini, muhaddislerini, müfessirlerini ve filozoflarını yetiştirmiştir. Bir şehirde yüzlerce medresenin eğitim verdiğini dikkate aldığımızda, buranın Kur’an’ı en iyi anlayan bölge olarak gösterilmesinde şaşılacak bir şey olmadığı anlaşılır.
Mâtürîdî’nin yaşadığı dönemde bölgeye Sünniliği destekleyen Samaniler hâkimdi. Bu hanedanlığın yarattığı hoşgörü ortamı, İslam düşüncesinin sonraki gelişim tarihine yön veren tarihsel bir belirleyiciliğe sahip olmuştur. Bir taraftan bu bölgenin düşünce üretimi için en verimli ortamı sunması, diğer taraftan İslam dünyasının başka bölgelerinde siyasi kavgaların dini sonuçlara bağlanarak, âlimlere büyük baskıların yapılmış olması, başka bölgelerden buraya bir beyin göçü yaşanmasını sağlamıştır. Bu bölgenin dışındaki İslam coğrafyası, bölgenin kültürel ve dinî olarak canlılığa kavuşmasını ve İslam düşüncesinin ana damarlarından birine dönüşmesini tetikleyen birçok siyasi olay yaşamıştı.
Kur’an-ı Kerim, yorumlandığı farklı kültür ortamlarında ve coğrafyalarda, farklı anlam evrenleri yaratmıştır. Bu aynı zamanda İslam’ın tarihte farklı görünümleri demektir. Mekke ve Medine’de yorumlanıp yaşanan İslam’la Şam, Mısır, Bağdat, İstanbul, Mâverâünnehir gibi bölgelerdeki İslam yorumları, doğal olarak farklılık göstermektedir. Göç ettiği farklı coğrafya ve kültürlerde, ana doktrinini korumak kaydıyla, din farklı şekillerde tezahür etmekte ve çoklu kültürel kimlikler dediğimiz düşünce ekollerini/mezhepleri yaratmaktadır. 
İslam farklı kültürlerle karşılaştığında, insan doğasına ve evrensel ahlak yasasına uygun mevcut uygulamaları kabul etmiş, bunlara aykırı olanları aşama aşama değiştirmiştir. Farklı coğrafyalarda ortaya çıkan düşünce ekollerinin, Kur’an’ı yorumlamak suretiyle elde ettikleri rafine bilgiyi o coğrafyanın iklimine uygun bir formda insanlara sunduklarını görürüz. “Kur’an’ın dünyanın en ücra köşesindeki insana ve tüm zamanlara hitap etmesini mümkün kılacak bir söylemin (belâğ)” geliştirilmesinde, bu farklı kültür ve coğrafya tecrübesi büyük rol oynamıştır.

 

Mâtürîdî, Kur’an’ı anlamanın ve yorumlamanın iki ayrı yöntemi olarak tefsir ve te’vîl arasında ayrım yapmakta ve bu iki yöntemi birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak takdim etmektedir. 
Te’vîl yöntemi, tefsirden farklı olarak, düşünceyi inşa çabasıdır. Sözü söyleyenin kimliğinden çok, söylenen şeyin doğruluk değeri üzerinde durur.
Mâtürîdî’nin tefsir ve te’vîl ayrımı, lafız ve anlam ayrımı demektir. Lafızda rivâyet, anlamda dirâyet esastır. Mâtürîdî’nin Kur’an yorum yöntemi, dirâyet olarak adlandırılan tarzdır.
Kur’an’ın anlam evreninin keşfedilmesini mümkün kılabilecek bir yoğunlukla geliştirilmişti. Dilin bu kadar geliştirilmesi, bu anlam evrenini keşfetme çabasının önünü biraz daha açmıştır.
Madem ki Kur’an’ın yaratmak istediği bir anlam evreni ve gerçekleştirmek istediği bir dünya vardır, o zaman okuyucu tarafından azami derecede anlaşılabilmeyi ve uygulanabilmeyi hedeflemesi de son derece doğaldır. Kur’an’ın muhatabıyla/yorumcusuyla kurduğu bu simetrik ilişkiyi dikkate alan bir yorum yönteminin geliştirilmesi zorunludur. Öyle görünüyor ki Mâtürîdî’nin hem Kur’anı yorumladığı eserine Te’vîlât ismini vermesi hem de bu isimlendirmenin gereği olarak salt rivâyetlere dayanmayıp, Kur’an’ı aklî yorumlara tabi tutması, bu yöntemin önemini çok erken fark ettiğini göstermektedir.
Mâtürîdî’nin eserine adını da veren te’vîl, her şeyden önce bir vahiy/metin algısına sahiptir. Vahyi, okuyucunun zihnine ona rağmen gelip oturan davetsiz bir misafir gibi görmez; aksine vahyin insanı dikkate alarak indiğini kabul eder. Dolayısıyla vahiy süreci tamamlandıktan sonra da insana yorumcu olarak aktif bir yer açar.
Âyetleri yorumunda Mâtürîdî’nin nasıl bir yöntem takip ettiğini örnekleyerek vermek gerekirse, âyetin bütün çerçevesiyle anlaşılmasını sağlamak için Maturidi’nin şu şablonu çok sık olarak uyguladığını görürüz:
1. Nüzûl ortamı,
2. Tecrübî ortam/yorumcunun yaşadığı ortam,
3. Nüzul ve tecrübe ortamından bağımsız rasyonel yorum.
Âyeti yorumlarken Mâtürîdî önce âyetin iniş ortamını dikkate alan bir yorum yapmakta, sonra kendi yaşadığı ortama gelerek âyetin yorumunu bağlamsallaştırmakta, ardından da bu iki ortamdan bağımsız aklî yoruma dayalı çıkarımlarda bulunmaktadır. Bu yorum tarzı, bir yandan geleneğe has iç mantığı göz önünde bulundurmakta, bir yandan kendi çağının bilincini dikkate almakta, diğer yandan da sağduyuya ve akla-mantığa dayalı nesnel yorumlar getirmektedir. 
İnsan, aklı ve sezgileriyle iyiyi-kötüden, doğruyu yanlıştan, faydalıyı-zararlıdan ayırt edebilme yeteneğindedir. Zira “Allah insanın yapısına neyin iyi neyin de kötü olduğunu bilme yetisi yerleştirmiştir.
Mâtürîdî yorumlarında, doğal/sezgisel ahlak anlayışı sergilemektedir. Peygamber gönderilmese bile insanın hakikati kendine verilen doğal yetilerle keşfedebileceğini, Nisa sûresinin 83. âyetine dayanarak temellendirmektedir. 

 

Mâtürîdî, iyi-kötü, adalet-zulüm, cömertlik-cimrilik gibi karşıt anlamların gerçekliğini keşfetmenin aklın doğal yeteneği içinde olduğunu kabul eder. Akıl bu doğal yeteneğiyle, varlığın içine birer ‘anlam’ olarak yerleştirilen özsel nitelikleri keşfeder. İyilik ya da kötülük, birer özsel (zâtî) nitelik olarak varlığın doğasına yerleştirilmiştir. İyi ya da kötüyü keşfetme gücü de aklın doğası içine yerleştirilmiştir. Bu durumda keşfeden güç olarak akıl (süje) ile keşfedilen (obje) arasında bir tekabüliyet vardır. Hakikatin keşfedilmesi bu şekilde mümkün olmaktadır. Aklın bu keşif gücü konusunda Mâtürîdî, Mutezileyle aynı kanaati paylaşmaktadır. Eş’arilerle aynı paralelde düşündüğü nokta ise, teklifin ancak vahyin bildiriminden sonra tahakkuk ettiği noktasıdır. 
Akıl ve vahiy arasındaki bu ilişki kelam, fıkıh ve felsefenin en tartışmalı konularından biridir. Aklın ve vahyin önerdiği iki farklı önerme konusunda hangisinin tercih edileceği noktasında, Mu’tezile tercihini akli olandan yana kullanmaktadır. Bu durumda Mutezile aklı bir hüküm çıkarma aracı olarak değil hüküm kaynağı olarak görmektedir. Mâtürîdî ise aklı hüküm kaynağı olarak değil, hüküm çıkarma aracı, teknik ifadesiyle istinbat aygıtı olarak görmektedir. 
Allah’ın insanlara gönderdiği dinin temel özelliği, sorgulamaksızın kabul etmeyi dışlayan ve söylenenin bir iç tutarlılığa sahip olmasını gerektiren bürhan (kesinlik) ifade ediyor olmasıdır. Üstelik Allah’ın indirdiğinin bu bürhan ve ışık olma özelliği sadece inananlar için değil, görecek gözü, duyacak kulağı ve kavrayacak zihni olan herkes içindir.
Tartıştığı konularda gelenekselleşmiş tartışma şablonunu takip etmemesi ve okuyucusunu her an yeni bir yorumla buluşacağı heyecanına sokması, Mâtürîdî’nin Kur’an yorumunda semantik ve te’vîl yöntemini kullanmasıyla ilgilidir. Kur’an lafızlarının sonsuz bir anlam dünyasını temsil ettiklerini kabul eden te’vîl yönteminde, okuyucu kendi aklının ve tecrübesinin yarattığı yorum gücüyle bu anlam dünyasının kapılarını açma sorumluluğunu omuzlamaktadır.
Kitâbu’t-tevhîd, Te’vîlâtü’l-Kur’ân, Er-Reddü evâili’l-edille li’l-Ka’bî, Er-Reddü ‘alâ usûli’l-Karâmita ve Er-Reddü kitâbi’l-imâme li ba‘di’r-revâfiza, Kitâbu’l-makâlât fi’l-kelam Mâtürîdî’nin eserleri arasındadır.Ancak Mâtürîdî’nin Te’vilâtu’l-Kur’ân ve Kitâbu’t-tevhîd’in dışındaki eserleri maalesef elimizde bulunmamaktadır.”

 

İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız tarafından bir Teşekkür Belgesi takdim edilen Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün “Dinin ritüelleri vardır. Ezanın okunmasıyla birlikte insanların oraya yönelmesi kolektif bir eylem olup çok güzeldir. İbadet de bunun için vardır. Peygamberlerin silahı kelimeleridir; şok edici, uyandırıcı kelimeler.Ne kadar çok kavramınız varsa o kadar çok kavrarsınız.Tutarlılık rasyoneliteyi içerir.Dış dünyada karşılığı varsa anlamlı olur. İnsan, insan inşa edebilir.Akıl, Allah’ın yeryüzündeki terazisidir. Allah’ın insanlara verdiği akıl terazisini kullanmıyoruz. Vahiyi anlayacak, uygulayacak olan insandır.” sözleriyle konuşmasını sonlandırarak konu ile ilgili olarak kendisine yöneltilen soruları da cevapladı.
Etkinliğin ikinci yarısını oluşturan Şiir Dinletisi İLESAM Ankara Şubesi Başkanı Turan Durak Düz tarafından gerçekleştirildi.
Hanifi Işık, Orhan Çınar, Ozan Sevdai, Sadık Kılıç, Bayram Yelen, Aşık Dudai, Orhan Vergili, Tülin Hatun Şenel, İbrahim Yaman, Bekir Yeğnidemir, Selahettin Dündar (Aşık Dündar), Kadir Tuncer, Vedat Fidanboy, İlter Yeşilay, Ergün Veren, Sibel Unur Özdemir, Feyzullah Seçkin, Arif Bük, Şakir Susuz, Prof. Dr. Nurullah Çetin, Ayfer Yılmaz, Muzaffer Karslı, Halil Yazanel, Emine Kaplan, Mehmet İler, Seyfettin Çoban, Hanlar Koca, Talat Gençosmanoğlu, Haluk Mahmutoğulları, Erdoğan Pamuk, Necati Aslan, Hayrettin Gültekin, Fevzi Gökalp, Hamza Alıçlıdağ ve Murat Berk etkinliğe katılan isimler arasındaydı.
Aşka, sevgiye, hayata dair, hayatın içinden pek çok konudaki şiirin süslediği, sazlardan dökülen türkülerin coştuğu etkinlik anılardaki yerini alırken bir Cumartesi güzelliğinin daha sonuna gelindi.
İLESAM Şiir Dinletilerimize şiire, sanata ve kültüre gönül veren herkesi- üyemiz olsun veya olmasın-bekliyoruz.Unutmayın!


HABER METNİ ve FOTOĞRAFLAR : Sibel Unur ÖZDEMİR

YAYINA HAZIRLAYAN: Nur ERSEN

 Okunma Sayısı : 1253         23 Nisan 2015

Yorumlar

Yorum Yap

Adınız Soyadınız

Girilecek rakam : 849757

Lütfen yukarıdaki rakamları yazınız.