MESNEVİ’DEN PEDAGOJİK HİKÂYELER ve TELKİNLER PROGRAMI-30 MAYIS 2015

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ 
ve 
ŞİİR DİNLETİLERİNDE SEZON FİNALİ
( 30 Mayıs 2015) 


“MESNEVİ’DEN PEDAGOJİK HİKÂYELER”

Edebiyatın, sanatın, kültürün ve aktüel konuların konuşulduğu, şiirlerin okunduğu etkinliklere yer veren Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliğinde sezonun son toplantısı yapıldı.
Dönemin son Cumartesi Sohbetlerinde “Mesnevi’den Pedagojik Hikayeler” konusu Doç. Dr. Süleyman Doğan tarafından anlatıldı. 


 

İLESAM Genel Merkezinde gerçekleştirilen program İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız’ın yaptığı açılış konuşması ile başladı. 
Sözlerine Mesnevi’den Rum ressamlarıyla Çinliler arasında geçen bilindik bir kıssayı anlatarak başlayan Mehmet Nuri Parmaksız “Duyguları, kalbi, aklı, ümitleri bir ayna olarak düşünürsek aynaya yansıyandır gözüken. Kimin ne olacağı belli olmaz. Belki bir kıvılcım gereklidir insanın içindeki cevheri dışarı çıkarabilmesi için. Newton’a ilham olan elma gibi, Einstein’ın ‘hepiniz bir gün benim yazdığım kitapları okuyacaksınız.’demesi gibi. 

 

Mevla’nın hepimize hayırlı günler getirmesini umut ediyorum. Dönemin bu son programında tüm üyelerimize iyi tatiller diyor ve yeni sezonda tekrar buluşmayı diliyorum.” diyerek konuşmasını yapmak üzere Doç. Dr. Süleyman Doğan’ı kürsüye davet etti.

Mevlana’nın pek çok bilgiyle harmanlanmış, sayısız yazara ve ozana ilham kaynağı olmuş ve olmaya devam edecek eseri Mesnevi’yi pedagojik yönüyle ele alan Doç. Dr. Süleyman Doğan; O’nun anlatımındaki metaforik anlatımlara değinerek, menkibelerinden, kıssalarından örnekler verdi. 

 

Doç. Dr. Süleyman Doğan “Mevlana veya Mevlana Celâleddin Rûmî olarak bilinen büyük Türk düşünürü Celâleddin Muhammed, 30 Eylül 1207’de Horasan yöresindeki Belh şehrinde doğdu.
Babası, kendi çağının büyük mutasavvıflarından ve din bilginlerinden Bahaeddin Veled’dir. 

Mevlana 1 Aralık 1273 yılında Konya’da vefat etti. Konya’da Mevlana müzesinin içinde bulunan türbesini her yıl Türkiye ve dünyanın birçok ülkesinden yüz binlerce insan ziyaret etmektedir.
Esrarname isimli eser kendisine beş yaşındayken sunulan Mevlana, kendi hikayesini, hikayesinin şikayetini, şikayetinin hikayesini anlatan biri.
Rumi sıfatı şifai bir sıfat olup Batı’yı temsil etmektedir.Mevlana da hem Batı hem Doğu ayağı vardır.

Mesnevi edebiyatta bir türdür. Başkaları da mesnevi yazmışlardır ancak Mesnevi denilince akla Mevlana gelir.
Mevlana, Türk ahlak ve göreneğiyle yetişmiştir. İslam ahlakını Türk geleneği ile boyamıştır. Babası ve dedesi ulemadır. Onlardan ilmi yöntem, ahlak fazileti ve geleneği almıştır. Anadolu’daki yansıması bu üç özelliliği ile olmuş ve yeni bir kanat oluşturmuştur.

Bütün insanlığa seslenen mesajını çağlar ötesine ulaştırmıştır. Sosyoloji, felsefe, tarım, iktisat vb. konuları içeren ve 18 asır önce yazılmış bir İslam ansiklopedisidir Mesnevi. Muhittin Arabi, Nasrettin Hoca ve Mevlana aynı dönemin insanlarıdır. Yaşadıkları dönem baz alınarak bir değerlendirme yapıldığında, Dante ve Mevlana karşılaştırıldıklarında; Dante’nin % 10 ayarında söz söyleyemediği görülür.

Kuran’dan sonra İslami anlamda en çok okunan kitap Mesnevi’dir. Mesnevi de iki metafor vardır. Bunlardan ilki ‘aşk’ ikincisi ise ‘nur’ dur.Aşk, felsefedeki davranış biçimini etiği; nur ise güzellik, varlık yani estetik alanı anlatır.



Pedagoji olarak ne var sorusuna cevap terbiyedir.Eğitim ve terbiye aynı değildir. Kavram kayması vardır. 
Mevlana’nın kaynağı ilahidir. O ‘insanlık ailem, bütün gök kubbede evim’, demiştir.
Mevlana’nın 3A kavramı Allah, Âlem, Âdem olarak tanımlanır. Önemli olan insanlık meselesidir ki bu sorun çözümlendiğinde tüm sorunlar bitecektir. İnsan zaman içerisinde olgunlaşan bir varlıktır olmuş bitmiş bir varlık değil. 

O zamanlar Mevlevilik yok ama tarikatlar var.Mevlana, yaşadığı topraklarda yeni bir kimlik ve kişilik oluşturuyor ki bu kişilik merhametin, hoşgörünün, şefkatin kimliği oluyor.
Bir başka üçlü ise maziyi karartmak, geleceğe hazırlanmak ve bugünü yaşatmak olarak anlamlandırılır. Tasavvufta bu üç eylem çok kullanılır. Mevlana ‘İdrak mazinin tarikatındadır.’ der. 

‘İnsanın kıymeti nedir?’ sorusuna cevap ‘insanın kıymeti aradığı şeydir.” biçimindedir.
Günümüzde eğitimin çıktısı paradır. Çocuklarımız ve ebeveynler para kazanılabilecek meslekler tercih ediyorlar. Oysa eğitimde asıl olan ‘iyi bir insan yetiştirmektir.’Burada insanlık (genel) söz konusu. Büyük boyutlu düşünmek gerek. Sınıf içi asayiş önemlidir, edep mühimdir. “Edeple gelen lütufla gider.”

Sevgi, saygı, hürmet, haksızlığa karşı isyan insanların var olduğundan beri süre gelen davranışlardır.(Büyüklerinin yanında ayak ayaküstüne atmamak gibi.) Bazı değerler değişebilir. Davranışlarda değişiklikler görülse bile değerlerin bozulmasına izin verilmemeli. Toprağa ne az, ne çok su verirseniz kerpiç olmaz. Kararında olmalı. Çocuğa eğitim de ayarında verilmelidir. 

Mevlana, çiçeği, böceği, yılanı konuşturarak çocuklara anlatmıştır. Hayvanlarla anlatım, günümüzde de çocuk eğitiminde önemli araçlardan biridir. Didaktik olmayan bu şekilde, dolaylı yoldan mesaj vermek eğitimde önemlidir

“Haddini bilmeyen zıddına döner.”
Mevlana kültürümüze 2M’yi sokmuştur; mükafat ve müeyyide. 
İnsanın en uzun yaptığı yolculuk iç dünyasına yaptığı yolculuktur.(Nefisle mücadele diyebiliriz.) 

Mevlana insanı, insana anlatabilmek için gözlem metodunu ortaya çıkarıyor. Doğru gözlemin doğru ölçümlerle mümkün olabileceğini söylüyor. Gözlem metodunu metodolojik hale getiriyor. (Kendini tanıma, kendini anlama, kendini gözleme, kendine yön verme ve nefis mücadelesi gibi.) Günümüzde gözlem metodu bütün bilimlerde kullanılıyor. Doğru gözlem, doğru ölçüm, doğru değerlendirme. Doğru gözleyemezseniz doğru ölçemezsiniz. Doğru ölçemezseniz doğru değerlendiremezsiniz.
Gökyüzünde hiçbir söz söylenmemiş değildir. İnsan düşünceden ibarettir. Gerisi et ve kemikten ibarettir.
Batı ile aramızdaki fark; onlar düşünüyor yapıyor, biz ise yapıyoruz düşünüyoruz.