“Türkçe Bilinci” Programı-23 Ocak 2016

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve ŞİİR DİNLETİSİ

(23 Ocak 2016)

“Türkçe Bilinci”

İLESAM Kültür Evinde 23 Ocak 2016 tarihinde gelenekselleşmiş Cumartesi toplantılarından biri daha gerçekleştirildi.

Türkçe konuşmaktan, yazmaktan ve okumaktan büyük keyif aldığını söyleyen İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız “Türkçe konuşurken nefes alır gibi bir ruh hali içerisindeyim. Onun çağrışımlarını hissetmek ve kâğıda dökebilmek muhteşem bir duygu hali. Her insanın mensup olduğu ülkenin dilini konuşurken zevk alması gerekir. Dilimizi iyi öğrenmeli, doğru kullanmalı, doğru öğretmeliyiz. Yazarım/şairim diyen insanların bile yazım yanlışları yaptığını üzülerek görüyoruz. Bu konuda daha dikkatli olmak lazım. Belki Meclis’in ‘dil suçları’na yönelik bir kanun çıkarması gerek. Belki yabancı kelimelerle donatılmış tabelaların kanuna bağlanmasına ihtiyaç var. Belki bu konu, sosyal sorumluluk projelerinde yer almalı. Türkçe bilincinin kavranabilmesi için insanların dil kurslarına gitmeleri de bir yol olabilir belki. Tabii bunlar münferit olan şeyler. Yanılmıyorsam Türk Dil Kurumu’nun bu konuda çalışmaları oldu. Kendi adıma Türkçe olmasaydı kalbimden dünyaya nasıl açılabilecektim, diyebilirim.” şeklindeki duygu ve düşüncelerini katılımcılarla paylaştı.

Parmaksız, sözlerine nokta koyduğunda konuşmasını yapmak üzere Prof. Dr. Ertuğrul Yaman’ı kürsüye davet etti.

 

Prof. Dr. Ertuğrul Yaman dilin bireysel olarak gelişimimizi sağlayan en önemli unsurlardan biri olduğuna vurgu yaparak dilin sadece iletişim aracı olmadığını söyledi.

“Türkçe Bilinci” konusunda çeşitli örnekler vererek konuşmasını zenginleştiren Yaman, dilimizin öğrenilmesi ve öğretilmesi hususuna dikkat çekti.

Prof. Dr. Ertuğrul Yaman’a söyleşi konusu ile ilgili notlarını bizimle paylaştığı için teşekkür ediyor ve notlarını sizlere aktarıyoruz:

TARİHSEL SÜREÇTE TÜRKÇE BİLİNCİ

“Türk dili, tarihi dönemler itibariyle, çok geniş sahalara yayılmış köklü bir dildir. Türkler nereye gitmişlerse, dillerini de oraya götürmüşler ve şartlara göre, dillerine yaygınlık kazandırmışlardır. Dolayısıyla Türkçenin tarihî yayılma alanları günümüzdekinden çok daha geniştir.

Günümüzde ise, Türkçe, Balkanlardan Çin’e kadar uzanan geniş alanda, farklı yoğunluklarda, lehçeler ve ağızlar hâlinde kullanılmaktadır. Meşhur Macar âlimi H. Wambery’nin de belirttiği gibi, Türkçe bilen bir kimse Türkçe konuşa konuşa rahatlıkla Balkanlardan Çin’e kadar seyahat edebilir. Söz konusu alanda yaşayan Türkler, farklı devletler içinde, farklı konuşma biçimlerini geliştirmiş olsalar bile, hepsi de Türkçe konuşurlar. Bu bakımdan “Balkanlardan Çin’e kadar” ibaresi dilimiz için hâlen geçerlidir.

Bu kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış ve çok sayıda kola ayrılmış olan Türk dilini, ne kadar insanın konuştuğu meselesine gelince, bu hususta tam bir sayı vermek zordur. Çünkü adı geçen bölgelerde yaşayan Türklerin bir kısmı bağımsız cumhuriyet, bir kısmı özerk cumhuriyet şeklinde yaşarken bazıları da diğer devletlerin ahalisi olarak hayatlarını sürdürmektedirler.

Bundan dolayı kesin ve yeni rakamlar elde etmek bir hayli müşküldür. Ancak, tahminî olarak bugün dünya üzerinde yaşayan Türklerin toplam sayısının 200 milyonun üzerinde olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Bu rakamı 250 hatta 300 milyona kadar çıkaranlar da vardır. Ortalama bir söyleyişle, günümüzde 250 milyon civarında insan Türkçe konuşmaktadır, denebilir. Bu hâliyle dilimiz dünyanın en çok konuşulan dilleri sıralamasında rahatlıkla ilk beşe girmektedir. O hâlde “Türkçe” denildiğinde, bütün Türklerin kullandığı genel Türk dilinin anlaşılması gerekir. Genellikle, pratik olarak Türkiye’de konuşulan dil için “Türkçe” terimi kullanılmaktadır. Türkiye Türklerinin konuştuğu dilin adı Türkiye Türkçesidir ve genel anlamdaki Türk dilinin bir lehçesi yani, bir koludur.

Tarihsel Süreçte Türkçe Bilinci

Türk dilinin birliği meselesini 8. yüzyıldaki Göktürk Bengü Taşları’na kadar indirmek mümkündür. Daha bu âbidelerde Türklerin kendi adlarını bırakıp Çince adlar almaya başladıklarından şikâyet edilmektedir: “Türk begler Türk atın ıtı. Tabgaçgı begler Tabgaç atın tutupan Tabgaç Kaganka körmiş” (Türk beyleri, Türk adını bıraktı. Çin’de bulunan Türk beyleri Çin adını alarak Çin Kağanı’na tâbi oldular).

1069 yılında Balasagunlu Yusuf (Yusuf Hâs Hacib) tarafından tamamlanıp zamanın Karahanlı hükümdarı Tavgaç Buğra Karahakan'a takdim edilen bu eser 6645 beyitlik bir manzumedir. Balasagunlu Yusuf, eserinde çok büyük oranda Türkçe sözcük ve kavramlar kullanarak Türkçe konusunda ne kadar bilinçli olduğunu göstermiştir.

Dilimiz konusundaki ilk şuurlu çalışma, hiç şüphesiz, Kâşgarlı Mahmut’un meşhur sözlüğü Divânü Lûgâtit-Türk’tür. Kâşgarlı Mahmut, 11. yüzyılda yaşamış büyük bir Türk bilgesidir. Türk illerinin büyük bir kısmını gezmiş, onların dilleri, edebiyatları ve hayat tarzlarına dair pek çok malzeme toplamıştır.  Kâşgarlı Mahmut, Türklük biliminin kurucusu ve büyük bir Türkologdur. Bu eserde Türk dili ilk defa bilinçli bir şekilde ele alınmıştır. Araplara Türkçe öğretmeyi düşünecek kadar ileri görüşlü ve bilinçli bir insanın elinden çıkan bu eserde dilimiz, ayrıntılı bir şekilde anlatılmış ve öneminden bahsedilmiştir. Eserin diğer bir yönü de “Türk” sözünün madde başı yapılarak açıklamaların verilmesidir. Kâşgarlı “Bize ad olarak Türk adını Ulu Tanrı vermiştir” diyerek milletimizin adını yüceltmiştir. Ayrıca Türk milletiyle ilgili iki de hadis kaydetmiştir. Türklerin soylarına dair şu bilgileri de ekler: “Türkler aslında yirmi boydur. Boyların hepsi, Tanrı kutsal kılası, Peygamber Nuh’un oğlu “Yafes”, “Yafes”in oğlu “Türk”e kadar ulaşır...” diye sözünü devam ettirir.

 Türkler, Anadolu’ya girmelerinden sonra, bir süre, burada hazır buldukları Arapça ve Farsçayı kullanmışlardır. Bu durum ise, devletle milletin birbirlerine anlayamaması gibi bir sonuca götürmüştür. Bu olumsuz gidişi yerinde tespit eden Karamanoğlu Mehmet Bey 1277’de şu meşhur fermanını yayınlamıştır :“Bu günden sonra, divânda, bârgâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır.”

Dilimize ö