İLESAM ve İLESAM ÜYELERİNDEN HABERLER (21 Mart 2016)

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM ve İLESAM ÜYELERİNDEN HABERLER

(21 Mart 2016)

  

İLESAM’IN DEV PROJESİ

 “ÇANAKKALE RUHU ve MEHMET AKİF ERSOY SEMPOZYUMU”  

(18-19 MART 2016) 

Çanakkale zaferinin 101. yıldönümünde Ardahan Üniversitesi (ARÜ) ev sahipliğinde, Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) öncülüğünde ve Türk Tarih Kurumu (TTK)’nun katkıları ile “Uluslararası Çanakkale Ruhu ve Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu” gerçekleştirildi.

ARÜ İnsani Bilimler ve Edebiyat Fakültesi (İBEF) Hoca Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda 18-19 Mart 2016 tarihlerinde düzenlenen sempozyumda ünlü edebiyatçılar, akademisyenler ve öğrenciler buluştu.

İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız’ın yaptığı açılış konuşması ile başlayan sempozyumda 18 farklı üniversiteden 30’a yakın akademisyen Çanakkale Zaferi ve Mehmet Akif Ersoy ile ilgili bildiriler sundu.

 görüntüleniyor

İLESAM-KABAKÇI KONAĞI ŞİİR DİNLETİSİ

Bütün sanatseverlerin davetli olduğu İLESAM- Kabakçı Konağı Şiir Dinletisi 14 Mart 2016 Pazartesi günü saat 19.00’da İLESAM Yönetim Kurulu üyelerinden Durak Turan Düz’ün sunumu ile gerçekleştirildi.

Programa katılan şairler değişik konulardaki şiirlere ses oldular.
  görüntüleniyor

ARAŞTIRMACI-TARİHÇİ YAZAR ŞÜKRÜ ALTIN’IN “AŞKIN ADI YAVUZ & CARİYE”  İSİMLİ YENİ ROMANI ÇIKTI;

Araştırmacı-Tarihçi Yazar Şükrü Altın’ın yeni romanı çıktı;

“AŞKIN ADI YAVUZ & CARİYE” (Roman)

Tüm internet sanal marketlerde ve kitapçılarda bulunmaktadır. Bu kitap “Çelik Yayınlarından” çıkmıştır.

KİTAP TEMİN ADRESİ: “kitapyurdu” sitesinden temin edebilirsiniz:

http://www.kitapyurdu.com/kitap/askin-adi-yavuz-amp-cariye/390201.html&filter_name=şükrü%20altı

BU KİTABIN KAPAK ARKA YAZISI

Gümüş eyerli yağız atının üzerinde bir yiğitti Yavuz.

Keskin bakışları ile; “Davranın yiğitlerim” diye haykırışında,

sadece yiğitleri değil sancak ve tuğlar da şahlanıyordu.

Öyle bir saldırın ki diyordu,

“düşman bile düşmanlığına doymasın!”

Büyük bir cengin haberini veriyordu.

Ya o cariye?

Peri yüzlü, dal boylu, kalem kaşlı, alyanaklı cariye.

Konuşunca gamzelerinde çiçekler açan,

susunca gözlerinde doru kısraklar koşan cariye.

Sarayın has odasına girdiği andan itibaren büyük bir aşkın

haberini veriyordu.

Yavuz bir yiğit,  cariye bir dilber…

Biri dünyaya hükmeden bir sultan,

diğeri o sultanın aşkı ile şehadet şerbetini içen bir Çerkez kızı...

Ve ortaya çıkan bu müthiş eser.

Her satırı sürükleyici.

Her satırı etkileyici…

Tüm Türkiye’deki kitapsever okuyucularıma teşekkür ediyorum. Saygılarımla…

İLETİŞİM BİLGİLERİ

Şükrü ALTIN

(Eğitimci-Yazar)

Mail: naksi40@hotmail.com

Web:www.sukrualtin.com.tr

 görüntüleniyor

SENEM GEZEROĞLU’NUN YENİ KİTABI VE İMZA GÜNÜ 

Senem GEZEROĞLU’nun deneme türündeki ilk kitabı “Harflerin Aşkı”ndan sonra ikinci kitabını öyküler oluşturuyor. Kitap “Zaman Dursun İstedim” adıyla İz Yayıncılık’tan çıktı. Kitabın arka kapağında yer alan tanıtım metni ise şöyle:

“Senem Gezeroğlu tuhaf ama sahici karakterlerin tuhaf ama sahici hayatlarını öyküleştiriyor. Yazarın kurmaca ile hayat arasındaki gelgitlerinin temel noktası zaman. Öykülere konu olaylar ve karakterler kadar, zamanın da kırılmalara uğradığı kitapta, yazar okurlarına yeni bir zaman taahhüt ediyor. Okura kalansa bu zamanın neresinde olduğuna karar vermek.

Zaman Dursun İstedim, zamanı durdurmak kastıyla yazılmış öykülerin toplamı…”

Yazar 13 Mart Pazar günü CNR Kitap Fuarı’nda yeni çıkan kitabını imzaladı.
 görüntüleniyor
SADIK TURAL
 

SAĞLIKLI VE PAYLAŞMACI SEVME İLE SEVİLMELER

A

Sevme ve sevilme, hava, su ve yiyecek kadar önemli bir ihtiyaçtır. Bedenin işleyişinin ilk ve görünür ihtiyaçları olan hava, su, yiyecekler gibi, ruhun ilk ve görünebilir ihtiyacı da, sevme ve sevilmedir.

Bedenin oluşum ve gelişiminde, sağlığını koruyarak işlevlerini yerine getirmesinde, temiz hava, temiz su ve temiz yiyecek ile temiz barınak çok önemli ihtiyaç, çok önemli dört etkendir. Bu etkenlere bağlı ihtiyaçların gerektiği zaman ve gerektiği kadar, gerektiği temizlikte karşılanması, insan sağlığının ön şartıdır. Bedene veya ruha ait parçalardan birinin, yaratılış, var oluş sebep ve işlevine uygun olarak  çalışmaması, ve/veya işlememesine hastalık denir.

İnsan, hayatının her ânında başkalarının sevgisine, şefkatine, merhametine ve ilgisine muhtaç olan bir canlıdır. Hangi cinsiyeti taşırsa taşısın, gerektiği zaman, gerektiği kadar ve gereken temizlikte/içtenlikte sevilme ihtiyacı karşılanmamış insanlarda, bedenî ve ruhî rahatsızlıklar görülmektedir. Başta özgüven duygusu bozukluğu ve çeşitli obsesyonlar olmak üzere, biyo-psikolojik hastalıklar, benlik ve kimlik rahatsızlıkları haline ortaya çıkıyor. İyileşmeler ise, uygulanan tedavi yöntem ve araçları kadar, sevildiğini bilmek, sevenlerini daha fazla üzmemek nitelikli özel bir enerjinin, umut ve hayata tutunma olarak ortaya çıkmasıyla mümkün olabilmektedir.

İnsanların büyük çoğunluğu 15-30 yaş arasında, bir kısmı ise -ne yazık ki- her zaman, şu gerçeği öğrenmemiş oluyorlar: Basit, bayağı, geçici ve sıradan bir mutluluk ile yetinmek yerine, özlem, üzüntü, özür ve pişmanlık ile biçimlenen sevgi temelli mutluluğu tercih ederlerse, ruhlarının yaratılış sebebine yaklaşacağını.

Sağlıksız sevgilerin, hastalıklı ilişkilerin yalnızca iki kişiyi değil, onların yakınlarında bulunan, aralarında, kan bağı veya sosyal yakınlık taşıyan insanları da rahatsız edeceği açıktır. Sağlıksız sevgilerin yol açtığı sağlıksız ilişkilerin, toplumdaki sosyal, kültürel, ekonomik birçok hastalığa işaret ettiğini söyleyebiliriz. Bu hastalıkların hem teşhis, hem de tedavisi açılarından, sorumlu, görevli ve yeterli olan meslek sahipleri ile kurumlar, e k s i k s i z   teşhis  koyup, tedavisi için çalışmalıdırlar.

Hekimlerin, hakimlerin, eğitimcilerin  ve psikologların ,ailelerin  görevini vurgulama yanında, her aydın  şu soruları bir kere öncelikle kendisine de sormalı, sonra  yeterli cevabı verecek kişilerin, kurumların, mesleklerin kapısını çalmalıdır:

Toplumun, hem psikolojik dengeli bütünlüğünü bozan; ruh sağlığını yok eden, hem de bedenini hastalandıran olumsuz etki odaklarının ve kişilerin öncelikle tespit ve teşhiri, sonra da etkisizleştirilmesi için kimler ne yapmalı, nasıl yapmalı?

Ahlâk nedir? Ahlâk, insanın kişilerin, beden ve ruh sağlığına; toplumun, özgürlük, uygarlık, adâlet, mutluluk, huzur, refah düzeyine; devletin iç ve dış siyasetinde bağımsızlık ve saygınlığına hangi katkıları sağlamaktadır? Allah’tan korkmayan, kuldan utanmayan atalardan sakınmayan, yarından çekinmeyen insan ahlaklı sayılabilir mi?

Ahlâksızlığın, adaletsizliğin, bayağılığın ve merhametsizliğin, saygısızlığın ve edepsizliğin bazı kişi ve grupların hakkı olduğunu düşündürecek türden görüş bildirme ve uygulamalar karşısında, ortak tepki verme bir geleneğe dönüştürülemez mi?

Sağlıklı ilişkinin öznesi olmak üzere, kadın kavramı ve kadını sevme konusunda, erkekleri yeteri kadar eğittik mi? Erkek ve erkeği sevme konusunda genç kız ve kadınları, sağlıklı ilişkiler kurup geliştirme amacıyla, yeteri kadar bilgilendirip eğittik mi?

Annesi ile kendisi arasında saygının ve sevginin temellendirdiği, sağlıklı, samimi ve sürdürülür ilişkiler kuramamış bir erkeğin, başka bir genç kadınla sağlıklı sevme ölçütlü bağlantılar kurup yürütmesi mümkün mü? Babası ve erkek kardeşi ile sağlıklı sevgiyle temellenmiş olmak şartıyla, dürüstlük, samimiyet ve güvene dayalı ilişkiler kuramayan, annesi ile saygıya ve sabırlı özveriye dayanan güçlü ve karşılıklı vazgeçilmezliği sürdüremeyen genç kız ve kadınların, sağlıklı bir aile oluşumuna katkısı olabilir mi?

Benlik ve kimlik rahatsızlığı, cinsel kimlik arızaları taşıyan genç erkek ve kadınların öncelikle bu problemlerini gidermeleri için, psikolojik ve psikiyatrik yardım/tedavi almaları gerekmez mi?

Türk soylu halklar, son otuz yıldır kentleşmenin sancılarını yaşamakta; önce televizyonun, ardından da ona eklenen bilgisayar teknolojilerine bağlı etkileme ve yönlendirmelerle her açıdan bunalmıştır. Bu bunalmaların doğurduğu, ahlâksızlığa pirim veren her türden kışkırtma ve bencilleştirmeyi, bayağılığı ve kabuktaki sevgiyi, yalanı ve ikiyüzlülüğü ve ihaneti, sağlıksız ve ömürsüz ilişkiyi reddedici türden, hangi kurumlara hangi tepkileri verdim, verilmesine çalıştım?

Bu soruların cevabının oluşturulmasının etkili ve yetkili insanların ana gündemi haline getirilmesi, her vatandaşın hem vaz geçilmez, devredilmez hakkı, hem de görevidir.

Sevmek, içinde şefkat, incelik, merhamet, iyi niyet, kişiliğe saygı, sadakat, güven, adalet, koruma duygusu, anlayış, sabır ve arzulama adlı on iki ögeyi bulunduran, psiko-biyolojik tutum ve davranıştır. Bu on iki temel yapı ögesinden en az ikisinin işlevsiz kalması sonucunda,  sağlıklı sevmenin   eksilerek  yok olma süreci  başlamaktadır.

Sağlıksız sevme ve sevilmeler, birbirleri veya diğer kişi, olay ve durumlarla ilgili tanımlamada ve değerlendirmede olumsuzlukları tekrarlayarak genişleyen; tahammülsüzlük, gerginlik, öfke göstergeleriyle ortaya çıkan, eleştirmenin, küfürlü bir aşağılamaya dönüşmesiyle hastalığı artan durumlarda, sevme/sevilme ç ö k ü n t ü y e uğramaktadır. Sevmenin hastalandığının, sevenlerden birinin sevgisinin sağlıksızlığının son aşaması ise, şiddet uygulama ile son sınırına dayanmış olmaktadır. Hangi türden olursa olsun, bağları çürümeye başlamış ilişkilerin taraflarından biri, diğerine, saygısız,  küçümseyici ve aşağılayıcı türden olumsuz tutum ve davranışlar gösteriyorsa, s e v  gi’nin sağlığını yitirdiği kesindir.

 Bu on iki yapılandırıcıdan en az ikisi sağlıklı işleyişini kaybederek hastalanırsa , sevginin, sağlıklı sevilmelerin sürdürülmesi için –mümkünse-gerekenler yapılmalıdır. Hastalığın ilk aşamalarında psikiyatrinin çok faydalı olacağını özellikle söylemeliyiz. On iki yapılandırıcıdan bazılarının bozulmasıyla oluşan ihanet veya ısrarlı yalancılık yahut para, mal kaçırma/hırsızlık durumları, s e v g i denilen bağlardan bir kısmının ileri derecede hastalanmışlığıdır. Türk toplumunda ihanet, daimi yalancılık ve mal, para hırsızlığı özelliklerinden herbiri, ahlâksızlık sayılmakta  ve boşanma sebebi olmaktadır. Bu üç çirkin durumdan birinin, annesine veya babasına ait olduğunu öğrenen  çocuklar, psikolojik ve sosyolojik travmalar ile boğuşmaktadırlar. Ağır veya ölümcül hastalıklar ve hastalar için yapılacaklar sınırlıdır. Bu on iki kavramla ilgili biyo-psikolojik sağlığını kaybetmiş sevgi sahipleri(?), birbirine çok çirkin, iğrenç ve vahşi biçimde zarar verebilir, öldürebilirler.

Sağlıklı sevgi nedir ve nasıl sürdürülebilir?

İki insan arasında, kesintisiz ilginin, bağlılığın, vazgeçilmezliğin temellendirdiği sevgiye dayalı bağ, bağlantı ve paylaşımlar,temel özellikleri taşımak şartıyla varlığını sürdürür. Sağlıklı sevme ve sevilmeler, şahsiyete bağlı yarışmalara, sürtüşmelere, ’önce ben’ veya ‘sen kimsin’ kavgalarına izin vermeyen bir s a y g ı; yumuşaklığın, inceliğin ve sabrın biçimlendirdiği bir h o ş g ö r ü; şefkatin, merhametin, samimiyetin yoğurduğu bir özveri (fedakârlık) bulundurmalıdır. Bu temel özellikleri koruyamayan,  ilişkiler sağlıklı değildir, paylaşımcı ve ruh eğitici değildir. Sağlıklı olmayan ilişkiler/birliktelikler de, ailenin sağlıksızlığına, ailelerin, sağlıksızlığı ise, sağlıksız toplum olmaya yol açar. 

 Toplumların beden ve ruh sağlığı, hem ortak benlik ve ortak kimliğin, hem de, kişiye özgü benlik ve kimliğin temeli olan bir hazinedir. Beden ve ruh sağlığı yerinde olan bir toplumun, siyaset, kültür ve iktisat alanlarına ait b a ğ ı m s ı z l ı k denilen hazineyi oluşturup, koruyup kollaması mümkün olur. İki insan arasında, taraflardan birinin diğerini vazgeçilmezlik ölçüleriyle sevmesine, tutku ölçüleriyle bağlanmasına aşk diyoruz.  Âşık olduğunu söyleyenlerden birinin diğerine , temiz, içten, şefkat ve merhameti öne çıkaran  bir bağlılığı nasıl sürdüreceklerini de, sağlıklı aşk’ı paylaşmak için, nasıl davranılması gerektiğini de yeterince öğretmiyoruz. Aşk da, öğrenilebilen, arızaları giderildikçe yeni bir evreye geçerek sürdürülen bir insan ihtiyacıdır.

İnsan zekâsının açılım ve dönüşüm başarılarına bağlı olarak, örgün ve/veya yaygın eğitim ve öğretim ile birçok bilgi ve davranış kazanabilen bir canlıdır. Bilgi ve davranış kazancının oluşturduğu birikim ile insan, daha az hata yapan, daha benzeşirlik ve uzlaşmacılık niyeti taşıyan, daha az bencil daha çok merhametli, şefkatli ve duyarlı oluyor, olmalıdır. Ele geçirme, teslim alma, köleleştirme ve işkence etme, acı çektirme sevme ve sevilmenin yapısını bozan hastalıklı eğilimlerdir.

Gençlerin ve orta yaşlıların birbirini severken ortaya çıkan sinerji nitelikli ve sevme ve sevilmenin sağlığı ölçüsünde büyüyen hazineyi görebilmeleri için, Prof. Dr. Cengiz Güleç’in şu cümlelerini alıntılamalıyım:

Kişiler arası ilişkiler hiçbir zaman tek başına özsevgi, özsaygı ve değerlilik duygusu veremez. Ancak, olgun bir sevgi ilişkisi kendimizde var olan olumlu özelliklerimizi keşfetmeye elverişli duygusal ortam sunar.”

Hem aşk, hem de, kadın kavramına bağlı duygu, düşünce hayal ve davranışlarda sağlıklı olmayı vazgeçilmez ilke ve hedef saymak bu anlayışı yerleştirmek için, toplumdaki, kadın, aşk, cinsiyet ve aile kavramlarına ait bilgi ve kanaatlerin, zihniyetin değişimine ihtiyaç olduğu açıktır. Kadın kavramına ait zihniyet değişikliğinin sağlanması ise, yalnızca psikologlara, psikiyatrlara, yalnızca savcı ve yargıçlara, yalnızca kadın derneklerine bırakılmayacak kadar çok boyutlu ve çok paydaşlı bir seferberlikle zafere ulaşabilir. Bu yöndeki zihniyet değişiminin doğruyu, güzeli, olumluyu, sağlıklıyı ısrara ve tekrara dayalı fakat farklı uyarıcılarla yapılan çalışmalar ile gerçekleşeceğine inananlardanım.

Örnek yaşantılara dayalı gerçek hayatlara ait belgesel ve dramalar yapılması yanında aile terapi merkezlerinin sayıca ve kalitece artırılması ilk yapılacak işlerdendir. Değer ve davranış aktarımını, aile sağlığına ilişkin kültürlemeyi güçlendirmek üzere, öncelikle örgün eğitimin bütün kademe ve türlerinin, sonra da, cami, cemevi ve kışla ile TV ve bilgisayar ortamlarından yararlanılmalıdır…

Medyanın karton kız, kadın ve erkeklerine ait, sağlıksız ilişkiler,hiçbir şekilde örnek olamaz. Hangi kesimden olursa olsun sağlıksız ilişki yaşayanların dışlanması unutulması sağlıklılığı destekleyen bir tutumdur. Kadına veya erkeğe gösterdiği sevginin, saygının, hoşgörünün ve fedakârlığın yüzeyde, göstermelik, reklamlık kısaca hastalıklı olduğu, aşağılama yahut şiddetin görüldüğü kişi ve olayların, özendirici çekici değil iğrendirici, itici yan ve yönlerinin gösterilmesi yeterli olacaktır. Belirli bir eğitim aldığı, saygın bir mesleği bulunduğu halde, kadına şiddet uygulayanlar veya cinsel kimlik sapması gösterenler de az değil… Bu eğilimdeki –aslında sağlıksız sevmeler yüzünden iç dünyası hasta –insanlar da dâhil, sevgiyi de, ona bağlı davranışları da iyi yöne yönlendirmek için kimler neler yapmalı?Yaşları 15-30 aralığındaki insanları çılgın ,hastalıklı,derinliksiz ve altaltıcı duygularını aşk/sevgi saymaktan kurtarmak üzere  hangi etkinlikler düzenlenmeli?  Örgün eğitim kurumları ile yaygın eğitim veren başta dini kurumlar ve sivil toplum örgütleri neler yapmalı, nasıl yapmalı? Sağlıklı sevgi anlayışının sinema, TV, filim ve dizilerine, tiyatro eseri ve müzik eserlerine yansıması için neler yapılmalı?

B

Kadın ve/veya dişi kavramına bu cinsiyeti taşımayanların bakışı, tarihin çeşitli devirlerinde ve farklı toplumlarda birbirinden ayrıdır. Bu ayrılık, bu farklılık, bir uçta, kadını, saygısızca veya ilgisizce dışlayan, aşağılayan bir tutumdan diğer uçta, daha özel ve üstün bir varlık olarak kabullenmeye kadar farklı değer ve davranışlara yol açmaktadır.

Tarih içinde, kültürler arasında, kadının yeri ve konumuna ilişkin bilgiler,  yüzlerce cildi oluşturacak bir araştırma ile ortaya konabilir. Diğer yandan inanç, din ve felsefe alanlarıyla sanatın kadına bakışı da, sosy