“DEDE KORKUT HİKÂYELERİNİ NASIL OKUMALI? ”

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve ŞİİR DİNLETİSİ

(02 Nisan 2016)

“DEDE KORKUT HİKÂYELERİNİ NASIL OKUMALI? ”

İLESAM Kültür Evinde 02 Nisan 2016 tarihinde edebiyatın, sanatın, kültürün ve aktüel konuların konuşulduğu, şiirlerin okunduğu Cumartesi toplantılarından biri daha gerçekleştirildi.

Program İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız’ın yaptığı açılış konuşmasıyla başladı.

İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız “26 Mart’ta yapılan Genel Kurul’dan sonra gerçekleştirdiğimiz ilk Cumartesi etkinliğimizde sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum. İLESAM'ın 14.Olağan Genel Kurulu’nda bizlere 4.defa yeniden 2 yıllık yetki veren Genel Kurul’a katılan bütün üyelerimize şahsım ve Yönetim Kurulu'ndaki arkadaşlarım adına ayrı ayrı teşekkür ederim. Yolumuza devam edeceğiz. Yanlış ya da eksik bulduğunuz, beğenmediğiniz unsurlar olabilir, bizler görememiş olabiliriz. Bunları bizimle paylaşın ki sevgi ve saygı çerçevesinde çözüm bulabilelim. Projeleriniz varsa bizlere iletin, inceleyelim, görüşelim; uygun görüldüğü takdirde hayata geçirelim.

Bu yıl içerisinde Meslek Birliğimizin otuzuncu yıldönümünü büyük bir törenle kutlayacağız. Ödüller vereceğiz, üyelerimizi takdir edeceğiz. Kutlama ile ilgili olarak ne /neler yapabileceğimiz noktasında görüşme halindeyiz.

Geçtiğimiz günlerde üyelerimizin katıldığı kahvaltılar düzenledik. Bu kahvaltılar esnasında otuz altı üyemizle yaptığımız görüşmelerde ‘İLESAM’ın neden bir dergisi yok?’ sorusunda birleşildiğini gördük. İlerleyen zaman içerisinde İLESAM’ın bir dergisi olacak. İlk dergi üç ay içinde çıkacak. Başlangıçta üçer aylık periyotlarla çıkarmaya başlayacağımız dergi süreç içinde iki ya da ayda bir çıkartılabilir. Seksen sayfa olarak düşünülen dergide yayın kurulunun seçtiği yazı/şiir vb. ürünlere yer verilecek. Basım hususunda uygun gördüğümüz bir yere isim hakkı vereceğiz. Kaliteli bir dergi olması noktasında siz üyelerimizin de katkı ve desteklerini bekliyoruz.

Dede Korkut hikâyeleri ne kadar çok okunursa okunsun o tunç kapıları önümüze açacaktır. Dede Korkut hikâyelerine on iki bölümden oluşan bir roman da diyebiliriz. Bazı eserler vardır ki –mesela ben Peyami Safa’nın ‘Yalnızız’ isimli kitabını dört kez okudum-  her okunuşta farklı bir şeyler görmenizi sağlar. O eserlerle bilgi vadisinden sanat vadisine ulaşabilirsiniz.” dedi.

İLESAM’ın en yaşlı üyelerinden Ali Kemal Parıldar  kısa bir konuşma yapmak isteyince Parmaksız tarafından kürsüyü davet edildi.

Ali Kemal Parıldar “Genel Kurul’da tek liste ile seçime gidildi. Başkanımız Mehmet Nuri Parmaksız’ın karşısına çıkamadılar. Üç dönem boyunca fevkalade başarılar gösterdiler. Burayı yaşattılar. Teknik ve ekonomik şartları anlayan ve kullanan bütün kadro buraya gönülden bağlı. Onları takdir etmemek mümkün değil. Sesimizi yurdumuzda duyurdukları gibi yurt dışına da taşıdılar. İLESAM’ın eski üyelerinden olarak başarı ve tebriklerimi sunarım.” dedi.

Günün konusu “Dede Korkut Hikâyelerini Nasıl Okumalı? ” idi. Konu,  İLESAM Yönetim Kurulu Üyelerinden Prof. Dr. Nurullah Çetin tarafından detaylı bir şekilde anlatıldı.

Sayın Prof. Dr. Nurullah Çetin beyefendiye konuşma notunu bizlerle paylaştığı için teşekkür ediyor ve aynen aktarıyoruz:

“DEDE KORKUT HİKÂYELERİNİ NASIL OKUMALI?  ”

“OĞUZ BEYLERİNE NE KAZA GELSE UYKUDAN GELİRDİ”

Türk’ün başyapıtlarından biri olan Dede Korkut Hikâyelerinde Türk milletinin evrensel sorunlarına da yer veren motifler vardır. Bunlardan birisi, Türk’ün dış tehditler ve tehlikeler karşısında gafil olması, önceden ileriye dönük tedbir almaması, öngörülebilir tehlikelere ve eksikliklere karşı hazırlık yapmamasıdır. Bu bizim iflah olmaz, ezelî sorunlarımızdan birisidir. Kan Turalı Hikâyesinin bir yerinde şöyle bir cümle geçiyor:

“O zamanda Oğuz beylerine ne kaza gelse uykudan gelirdi. Kan Turalı’nın uykusu geldi, uyudu. O uykuda iken içleri kara donlu, dıştan gök demirli 600 kâfir gece gündüz at sürerek ansızın gelip Oğuz obasını basar. Kan Turalı’nın eşi beyine şöyle seslenir:

“Gafil olma, kara başını kaldır yiğit!

Ala kuyma (çekik göz), güzel gözlerini açsana yiğit!

Arkandan ak ellerin bağlanmadan,

Ak alnın kara yere tepilmeden,

Habersizce görklü başın kesilmeden,

Alca kanın yeryüzüne dökülmeden,

Yağı (düşman) yetti, düşman erdi,

Ne yatarsın, kalksana yiğit!

Yüksek kayalar oynamadan, yer obruldu (çöktü),

Karı (yaşlı) beyler ölmeden el boşaldı!

Karmakarışık dağdan indi,

Sıralanıp üzerine yağı geldi.

Yatacak yer mi buldun, yurt mu buldun, ne oldu sana?” (s.157-158)

Demek ki tarih boyunca başımıza ne kaza gelse uykudan geliyor. Bugün de aynı durumdayız. 

         Dede Korkut’un torunlarından Başbuğ Mustafa Kemal de atası gibi vaktiyle bizi uyarmıştı. Demişti ki: “Uyuyan milletler ya ölür, ya da köle olarak uyanır.” 

Efsane komutanımız Osman Pamukoğlu’nun ünlü sözü: "Astsubayım uyursan ölürsün" idi ve “Nefes Vatan Sağolsun” filminde de bu cümle, vurgulu olarak söylenmişti. 

Atatürk uyumadı, çalıştı. Türk’ün geleceğinin emin ellerde olması için ölmemek ya da köle olarak uyanmamak için gerekli altyapı tedbirlerini sağlam olarak önceden almıştı. Ama ondan sonra ipler uyuyanların ya da bilerek uyuyor gibi yapanların eline geçti. Uyuyanlar, gafil Türk yöneticileri idi. Bilerek uyuyor gibi yapanlar ise Türk’ü bilerek perişan etmek isteyen, Türk’ten intikam almak isteyen, kendini Türk olarak tanımlamayanlardı. Bu 2 tip yöneticilerin elinde bugünlere geldik. Bugün ölmek ya da köle olarak uyanma arifesindeyiz. 

Atatürk, ölmememiz veya köle olarak uyanmamamız için siyasi manada bağımsız millî bir Türk devleti kurdu. En önemli tedbir buydu. Yani anayasamızı ve kanunlarımızı kimseye sormadan ve kimseden emir almadan kendimiz yaptık. Avrupa, Amerika ya da başka bir devletten talimat almadan ülkemizi kendimiz yönettik. Ama onun ölümünden sonra idareyi adeta emperyalist Batı adına ele alanlar, ilk iş olarak Türkiye’yi Amerika’nın emrine verdiler, NATO’ya soktular, şimdi de Avrupa Birliğine sokmaya çalışıyorlar. Kademe kademe bizi sömürge devleti haline getirdiler. Hâlâ da öyle. Yani Atatürk’ten sonraki dönemlerde köle olarak uyandık.

Atatürk, en zor şartlarda bilim, teknoloji ve kalkınma hamlesini başlattı. Onun döneminde uçak bile yapmaya başlamıştık, ama ondan sonra yerli ve millî bilim ve teknoloji çalışmaları yok edildi, uykuya yatırıldı, Türkler de uyutuldu. Ta ki ya ölsünler ya da köle olarak uyansınlar diye. Nitekim bugün Amerika’nın ve Avrupa’nın bilimde, teknolojide, silah sanayiinde kölesi durumundayız.

1930'dan 1950'ye kadar 15 farklı modelde uçak ürettik ve bunları, Danimarka ve Hollanda gibi ülkelere de ihraç ettik.

Amerika’nın 1981’de Körfez Savaşı’nda uçurduğu Hayalet Uçakların bir benzerini daha önce biz 1948'de yapmış ve Etimesgut'ta denemesini de yapmıştık. Türk’ün bilim ve teknolojide ilerlediğini gören Amerika, hemen içimizdeki yerli ajanlarını ve Marshall Planını devreye soktu, sizin uçak üretmenize gerek yok, biz üretelim size de yardım olarak veririz dediler. Biz fabrikalarımızı kapattık, onlar da bize hurdalarını sattılar.

Hâlâ da öyle. Yani bilim ve teknolojide köle olarak uyandık. Bugün Suriye olayları karşısında Amerika’ya köleliğimiz ayan beyan ortaya çıkıverdi. 
Atatürk, ekonomik olarak ölmememiz ya da yabancılara ekonomik anlamda köle olmamamız için sömürgen yabancı şirketleri, fabrikaları, işletmeleri büyük oranda devletleştirdi, millileştirdi. Aşağı yukarı her ihtiyacımızı karşılayan fabrikalar kurdu ve daha da kurulmasının yolunu açtı. KİTler diye bilinen bütün bu yerli ve millî ekonomik kaynaklarımız, kademe kademe tasfiye edildi, yabancılara satıldı ve bugün ekonomik anlamda emperyalistlerin kölesi olarak uyandık. 

Atatürk, kültürel olarak ölmememiz ya da köle olarak uyanmamamız için Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kültür kurumları kurdu. Türk, kendi tarihini, dilini, kültürünü, kimliğini, dinini iyi ve sağlam kaynaklardan öğrensin ki sonra yabancı milletlerin kölesi bir mankurt sürüsü haline gelmesin dedi. Ama onun ölümünden sonra Devletten, eğitim, basın yayın, kültür ve sanat kurumlarından Türk kültürünü kaldırıp yerine Amerika, Avrupa, hatta Rus kültürünü koydular. Bugün kültürel anlamda köle olarak uyandık.

Bu durumda Dede Korkut Atamızın uyarılarına tekrar bakalım. O bize “Gafil olma, kara başını kaldır yiğit!” demişti. O halde bugün Türk gençliği, bir bütün olarak Türk milleti istiklalci bir kıyamla siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda başını kaldırmak durumundadır. 

Korkut Atamız “Ala kuyma (çekik göz), güzel gözlerini açsana yiğit!” demişti. O halde biz, bugün çekik gözlerimizi dört açarak bizimle ilgili olan biten bütün olayları, bize dönük bütün fitne fesatları, alavere dalavereleri, oyunları, tezgâhları, Büyük Orta Doğu Projesi tuzaklarını, emperyalist Haçlı Siyonist odakların bize dönük bütün plan ve projelerini görmek ve ona göre tedbir almak durumundayız. 

Korkut Atamız “Arkandan ak ellerin bağlanmadan,” demişti. O halde biz, ellerimiz arkamızdan bağlanmadan tedbirimizi almak durumundayız. Ellerimizin arkamızdan bağlanması demek, kendi vatanımızda özgürce ve bağımsız olarak hiçbir iş yapamaz hale getirilmemiz demektir. O halde gâvurun siyasi, ekonomik, kültürel ve askerî anlamda ellerimizi kollarımızı bağlamasına izin vermeyeceğiz. Ellerimizi kollarımızı bağlamış olan zincirlerimizi de kırmak durumundayız.

Korkut Atamız “Ak alnın kara yere tepilmeden” demişti. Yani ak, temiz, saf, özgür, hür, soylu, şerefli, namuslu, haysiyetli alnımız gâvurun ayakları altında çiğnenmeden gerekli tedbirleri almak durumundayız. Kendi vatanımızda, kendi devletimizde, kendi ellerimizle efendi edindiğimiz bize yabancı ve düşman olan siyasetçi ve patronların ak alnımızı kara yerde çiğnemesine daha fazla izin vermemeliyiz.  

Korkut Atamız “Habersizce görklü başın kesilmeden” demişti. Yani gâvur bizi kendi vatanımızda ya bizzat kendisi ya da içimizden ayarladığı çavuşları kanalıyla yok etmeden görklü başımızı dik tutmalı, çalıştırmalı, bağımsız, hür ve millî devletimizi ve milletimizi dahilî ve haricî bedhah ittifakının tasallutundan kurtarmalıyız.

Korkut Atamızın şu uyarılarını tekrar okumanın vaktidir: “Ne yatarsın, kalksana yiğit! Yatacak yer mi buldun, yurt mu buldun, ne oldu sana?”

Prof. Dr. Nurullah Çetin’e katılımlarından dolayı İLESAM Genel Başkan Yardımcısı İlter Yeşilay bir Teşekkür Belgesi takdim etti.

 Etkinliğin ikinci yarısını oluşturan Şiir Dinletisi Yönetim Kurulu Üyelerinden Durak Turan Düz tarafından sunuldu.

Etkinliğe katılan isimler arasında Ozan Dudai, Merih Baran, Ali Kemal Parıldar, Selahettin Dündar, Bekir Yeğnidemir, Nurettin Gür Ozanoğlu, Bekir Aksoy, Seyfettin Çoban, Durak Turan Düz, Niyazi Bali, Sevgi Yücebaş, Bayram Yelen, Orhan Vergili, Nevin Balta, Ahmet Afacan, Aydın Nikbay, Hanlar Koca, Sefa Yüce, Servet Gürcan, Rıfat Çakır, Halit Ceylan, Sibel Unur Özdemir, Akozan Mustafa, Muammer Duman, İbrahim Yaman, Mustafa Sever, Hikmet Özdemir, Binali Kılıç, Şemsettin Güneş, Âşık Yaşar Danacıoğlu, Kemalettin Kalkan, Nevzat Taşkıran, Mahir Ünat, Prof. İbrahim Arslanoğlu, Şakir Susuz, Leyla Yıldırım, Murat Duman, Salih Kozan, Sadık Kılıç Ve Âşık Sadık Kıyak da vardı.

Diriliş, vatan, toprak, şehit, özlem, sitem, aşk, Dede Korkut, hak, hukuk, adalet, dağlar, barış, sevgi, Muhsin Yazıcıoğlu temalarını içeren şiirler günü güzelleştirdi. 

Seçim sonrası İLESAM çatısı altında gerçekleştirilen ilk Cumartesi etkinliği de gönüllerde yerini aldı. 

İLESAM Şiir Dinletilerimize şiire, sanata ve kültüre gönül veren herkesi- üyemiz olsun veya olmasın-bekliyoruz. Unutmayın!

 HABER METNİ ve FOTOĞRAFLAR: Sibel Unur Özdemir


TÜRKİYE İLİM ve EDEBİYAT ESERİ SAHİPLERİ MESLEK BİRLİĞİ

İLESAM GENEL MERKEZİ

Adres

:

İzmir 1.Cad. No: 33/16  Aydın Apartmanı, Kat:4  Kızılay / ANKARA

Tel

:

0 312 419 49 38

Faks

:

0 312 419 49 39

Web

:

www.ilesam.org.tr

E-Posta

:

ilesam@ilesam.org.tr

 Okunma Sayısı : 903         04 Nisan 2016

RESİM GALERİSİ