İLESAM ve İLESAM ÜYELERİNDEN HABERLER (6 NİSAN 2016)

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM ve İLESAM ÜYELERİNDEN HABERLER

(6 NİSAN 2016)

 görüntüleniyor  

ESERE SAYGILI KORSANA KARŞIYIZ 2. ULUSAL SLOGAN ve LOGO YARIŞMASI KAPSAMINDA ORTAOKUL VE LİSE SEMİNERLERİ BAŞLADI…

İLESAM GENEL BAŞKANI MEHMET NURİ PARMAKSIZ KIRKLARELİ’DE…

ESERE SAYGILI KORSANA KARŞIYIZ 2. ULUSAL SLOGAN VE LOGO YARIŞMASI”  kapsamında Nisan ayı içinde Kırklareli, Gaziantep, Düzce/Akçakoca, Kırşehir, İzmir, Antalya ve Erzurum'da Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcileriyle seminerler düzenlenecektir.

“Bu yarışmayla Türkiye'de her türlü korsanın azalacağına inancımız tamdır. Yarışmamızla ilgili geniş bilgiye http://www.korsanakarsiyiz.com sitemizden ulaşılabilir.” diyen İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız ilk semineri Kırklareli’nde verdi.

Cumhuriyet Ortaokulu ve TOBB Anadolu Lisesi’nde Telif Hakları ve Korsan Yayın konusunda seminerler veren İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız resmi ziyaretlerde de bulundu.

Bu organizasyonlar İLESAM Kırklareli temsilcisi Alaeddin İkican ve Fuat Ertuğrul tarafından hazırlandı.

 görüntüleniyor

KÜLLİYE ŞİİR AKŞAMLARI’NDA ŞEHİTLERİMİZ YÂD EDİLDİ…

Şehitlerimizin yâd edildiği Külliye Şiir ve Sohbet Akşamları Nisan-2016 ayı etkinliği İLESAM Amasya İl Temsilcisi Şair Mustafa Ayvalı’nın organizasyon ve sunumunda gerçekleşti.

Beş yıldır düzenli olarak her ayın ilk haftası Cuma günleri Sultan Bayezıt Külliye’sinde bulunan Belediye Çay-Sohbet ve Okuma Evi’nde Amasya Belediyesi’nin katkılarıyla TDED adına düzenlenmekte olan Külliye Şiir Akşamları’nın Nisan ayı etkinliğinde şehitlerimiz yâd edildi.

Şair Mustafa Ayvalı’nın “Kırk Kırmızı Gül” isimli Çanakkale konulu şiirini yorumlamasıyla başlayan programda; Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Amasya Şube Başkanı Hüseyin Menç, Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim görevlisi İsa Çolaker ve Suluova Akdağlılar Derneği Başkanı Yılmaz Keten söz alarak yapmış oldukları konuşmalarında özellikle son günlerde yaşanan terör olaylarına değinerek geçmişten bu güne şehitlerimize Allah’tan rahmet dilediler.

Bestekâr Burhan Özbakır ve Tiyatrocu Ekrem Çakırer’in anılarını paylaştıkları programda şairlerimizden Neşet Karaçaltı, Ahmet Yiğittop, Hasan Buldu, Orhan Bol ve Rıdvan Yılmaz’ın vatan konulu şiirlerini yorumlamaları esnasında duygulu anlar yaşandı.

Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenlik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Recep Kürkçü ve şiire sevdalı konukların katıldığı programın kapanış konuşmasını yapan Şair Ayvalı; “Beş yıldır büyük bir özveriyle devam ettirmeye çalıştığımız Külliye Şiir Akşamları’nın bir sezonunu daha yüzümüzün akıyla sona erdirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Ekim ayında başlatmayı düşündüğümüz 2016-2017 sezon etkinliğinde buluşmak üzere hepinize teşekkür ediyor, şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum” dedi. Program geleneksel hale gelen toplu fotoğraf çekimi neticesinde sona erdi.

 görüntüleniyor 

SÖZLERİ ÜYELERİMİZDEN VEDAT FİDANBOY’A AİT ÜÇ BESTE  “ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ  1.ALTIN NOTA BESTE YARIŞMASI’’ NDA FİNALE KALDI… 

Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzelenen  ’ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ  1.ALTIN NOTA BESTE YARIŞMASI’’ finalistleri değerli bestekarlarımız jüri başkanı Erol SAYAN, Ali ŞENOZAN,Turhan TAŞAN, Erdinç ÇELİKKOL, Mustafa COŞKUN ve Şafaknur YALÇIN ile belediye yetkililerinden oluşan eleme jürisi tarafından büyük bir titizlikle yapılan inceleme sonucu belli olmuştur.

Sözleri üyelerimizden Vedat FİDANBOY ait:

1- Sn. Hüseyin SOYSAL tarafından bestelenen “Canım Antalya”,

2- Sn. Ahmet Sedat METE tarafından bestelenen “Aşk Çeşmesi Olur Sebil”

3- Sn. Zeynel Abidin TOPAL tarafından bestelenen “Kardelensin Kalpte Açtın Kar Düşerken Üstüne”

İsimli besteler, yarışmaya katılan 276 eser arasından finale kalan 10 eser içinde  yer alarak, 4 Mayıs 2016 tarihinde Antalya’da yapılacak konserde finalde yarışmaya hak kazanmıştır.

FİDANBOY, bu konuda kendi sitesinde bir teşekkür yazısı yayımlayarak: “Şiirlerimi besteleyerek, Türk Sanat Musikimize katkıda bulanan, beni böylesi bir onurla taçlandıran çok değerli bestekârlarım Sn.Hüseyin SOYSAL, Sn. Ahmet Sedat METE ve Sn. Zeynel Abidin TOPAL beyefendilere; ayrıca yürek ve gönül teri dökülmüş, yüzlerce eseri büyük bir titizlikle inceleyerek bunların içinden sadece on eseri seçmek  gibi oldukça zor, güç ve sıkıntılı bir görevi ifa eden Musikimize büyük katkılarda bulunmuş çok değerli, güzide şahsiyetlerinden oluşan jüri heyetinin her birine, organizasyon heyetine ve emeği geçen herkese ayrı ayrı şükran ve teşekkürlerimi arz ediyorum.

Finalde, finale kalan bütün eserlerin bestekârlarına da başarılar diliyorum.” demiştir.

  görüntüleniyor

ÜYELERİMİZDEN ALP ARPAD…

Üyelerimizden Alp ARPAD, 29 Mart Salı akşamı saat 19.3o da, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Morfoloji Yerleşkesi Ord. Prof. Dr. Abdülkâdir NOYAN Salonu’nda konserde ve sahnede yer almıştır.

  görüntüleniyor

FATİH TÜRKOĞLU’NUN İMZA & SÖYLEŞİ GÜNÜ…

Emekli Sayıştay uzman denetçisi üyemiz Fatih Türkoğlu'nun mesleki anılarının derlendiği 'AÇMA Teftiş Anıları' kitabının imza&söyleşi günü 2 Nisan 2016 günü 12.00-14.00 saatleri arasında Çağdaş Sanatlar Merkezi Yaşar Kemal Konferans Salonu'nda yapılmıştır.

O günün kitap satış gelirleri Türk Eğitim Vakfı'na bağışlanmıştır.

Üyelerimize duyurulur.

  görüntüleniyor

İLESAM ÜYESİ ÇOCUK EDEBİYATÇISI FATMA YANGIN EKŞİOĞLU’NUN YENİ KİTABI ÇIKTI…

            İLESAM Üyesi yazar çocuk edebiyatçısı Fatma YANGIN EKŞİOĞLU’nun yeni kitabı “Alican’ın Pantolonu” Ürün Yayınları’ndan çıktı.

            Üçü Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları’ndan olmak üzere sekiz kitabı bulunan Fatma YANGIN EKŞİOĞLU, kitaplarına bir yenisini daha ekledi. Böylece yazarın yayımlanmış dokuz kitabı oldu.

            Seksen sayfadan ibaret “Alican’ın Pantolonu”  adlı kitabın kapak tasarımı, kapak resmi ve iç resimleri de bizzat yazar tarafından yapılmıştır.

            Kitabında sevgi, saygı, hoşgörü, dürüstlük, merhamet, yardımseverlik gibi güzel duygu ve davranışları içeren birbirinden güzel on öykünün yer aldığını söyleyen yazar Fatma YANGIN EKŞİOĞLU, Kültür Bakanlığı’nın Edebiyat Eserleri Destek Projesinden yararlanma hakkı kazandığı “Fırtına Vadisi” adlı çocuk romanının da yakında yayımlanacağını söyledi.  
  
 görüntüleniyor

SADIK TURAL

TASAVVUF 21. YÜZYIL İNSANINA NE VEREBİLİR?

Değerli Dinleyiciler

Sizlere saygılarımı sunarak, sözlerime başlıyorum.

İnsan, sorularının yücelttiği, ya da ciddiye alınmaz kıldığı bir varlıktır. Merakların oluşturduğu sorular, hem bilgi ve birikim seviyesini, hem de idrak, edep ve duyarlılık seviyesini gösterir. Ben, bugün sorularımı ve isteklerimi sizinle paylaşacağım.

Problematik, problemler yumağı demek… Problematikimiz şudur?

Sadece okul ve kitap değil, basılı, görüntülü ve bilgisayar teknolojilerinin bilgi bombardımanı altındaki 21. yüzyıl insanı, ruhundaki boşlukları gidermek üzere, ‘en doğru’, ‘en güzel’, ‘en huzur verici’ olan bilgi ve zevk ile, bunların yapılandırdığı yaşantılara nasıl erişebilir?

Bu problematikin içindeki problemleri de sıralayabiliriz:

İlkokuldan yüksekokul sonuna kadar eğitim ve öğretim görmüş insana verilen bilgi, onu, ne kadar tatmin etmekte, yaşantısındaki çıkmazları ne ölçüde çözmektedir?

Yetkili ve yetkin kişilerin kaleminden çıkıp, az tartışmalı görüş, yorum, bilgi demeti olarak sunulan kitaplardan ne kadarı, düşüncenin olduğu kadar, duygunun sorularına kalıcı cevap verebiliyor?

Gerek perde, gerek TV aracılığı ile sunulan filmler, en çok iki defa seyredilebilir. Mutlak ‘geçici’ olan sinema ve TV ile; sorumsuzları, sorumluluk fikrine yaslananlardan daha çok olan bilgisayar programları arasına sıkışan insanı, ‘tüketim aracı’ olma anlayışından kurtaracak; onun içindeki açlığa, derinlerindeki susuzluğa ve bilincinin sessiz çığlık hâlindeki sorularına cevap olacak cümleler hangi kaynaktan nasıl gelecek?

Bedenin yöneldiği duyular ve duyumların doyumu sonrasında da, üstün bir idrak olma ihtimali taşıyan ruh, kendini tatmin edecek soruları sormaya ve bunların cevaplarını aramaya devam etmez mi?

Son elli yılda gerçekleşen, çok hızlı teknolojik değişmelerin ve yenilenmelerin sunduğu nimetler karşısında, maddî gücü olanların yararlandığı ve benimsediği ‘ihtiyaç’ ve ‘imkân’ anlayışının yanında yer almayanlardaki, yetersizliğin ve yoksulluğun doğurduğu öfkeli sorular karşısında, tatmin edici cevaplar nasıl oluşacak? ‘Varoşlar’ damgalı veya ‘öteki Türkiye’ mühürlü söylemler’le ‘başka’ olduğunu kabullenenler, hesap sorma arzusu duyarsa ne olacak?

Yücelttiğimiz aklın beşerî ölçekteki bilgilerine ait birikim, çok hızla değiştiğine göre, ‘değişmez doğru’, ‘değişmez güzel’ nedir, nasıldır? yönündeki cevapları sunan ‘bilgi’ ve ‘zevk’in peşine düşenler artarsa, onlar hangi yoldan yürümeliler?

Din dediğimiz Allah’ın emirlerinin benzersiz yüce KİTAB’a dayalı, vahiy sonucu olan özel alan ile her türlü inanç ve uygulamayı da içine alıp geleneğin doğurduğu inanmalar alanı -ki buna diyanete dayalı zihniyet denilebilir- birbirinden ayrışamaz mı?

Din bilginleri ile din bezirgânları arasındaki farkın belirginleşmesi için ne yapılabilir?

Bu sorulara verilecek cevaplar, en büyük soruyla karşı karşıya kalmamıza yol açıyor; Zihnin çözmesi gereken en kapsamlı soruyu soralım:

İnsan, niçin var olmuştur?

İnsan,kendi kendine var olmadığına göre, kişi, nasıl bir güç tarafından, niçin ‘var’ edilmiştir?

İnsan, ‘Ben niçin yaratıldım?’ sorusuna cevap bulmayı sağlayıcı bilgi, sezgi ve ilhama ulaşmayı başarır ise, varlığının Yaratıcı‘yla ve diğer varlıklarla ilişkisi hangi konuma geçer?

Yaradılışının ve Yaratıcısının sırrını -bilgisini ve zevkini de diyebilirim- öğrenme derdine düşecek insanın yapacakları /yapabilecekleri nelerdir?

Bu soru, dört ayrı biçimde ifade edilmekle beraber, cevabı aynı kapıya çıkar: Hâlik ve Samed, EI-Evvel ve EI-Âhir, Hayy ve Kayyum, Kadir, Musavvir, Rahman ve Rahîm; ‘Lem yelid velem yuled’ olan Allah’a…

Bu soruları, bu haliyle ifade etmek de, böyle soruları sorabilecek bilinçle donanmış olmak da kolay değil! Bu kapıya, Tevrat’ın, İncil’in, Kur’an’ın, şerh ve tefsirlerle anlaşılabilir ve kavranabilir hâle getirildiği söylenen hükümlerinden mi; her kişiye göre değişen idrâk ve gayret sonucunda mı varılabilir? İşte bu zor alanda, Kitab-ı Mübîn olan Tevrat, İncil ve Kur’an-ı Kerim’de anlatılan Yaratıcı (Halik) ve yaratış sebebini bizim kavrayışımıza taşıyacak insanlara ihtiyaç var. Nebî, resûl, peygamber, profet adı verdiklerimiz, o hükümleri kavrayabileceğimiz hâle getirmeye çalıştılar. Ondan sonrakiler ise, iki ayrı yoldan yürüdüler: 1) Mutlak züht, mutlak kural ve şekle, sımsıkı bağlı din anlayışı; 2) Kuralı ve şekli mutlak ortaklık değil, bir kişiye veya gruba ait özel durum sayan, hak ediş tipinden takvalı kabulleniş; tarîk… Her iki yolun birleştiği üç kavram, ‘teslimiyet’, ‘edep’, ‘huşu’…

Bir din bilgini olmadığım için, güvenilir veya temel sayılan dinî kitaplarda sunulanları tekrar etmeyip, yukarıdaki soruların tatminkâr cevaplarını, gerçek din bilginlerine bırakıp, kendi yorumlarımı ve tabiî bu arada sorularımı sunmakla yetineceğim.

Birinci doğru (veya varsayım) şu:Âdemden beri, 10.000 yıl geçtiği söylenir. 10.000 yılın insanının tamamının birleştiği tek gerçek, her varlik (insan, hayvan, bitki, eşya) ölümlüdür; ölmeyen, ezelî ve ebedî diri olan ALLAH’ın varlığı ise, ikinci gerçek