İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve ŞİİR DİNLETİSİ (8 EKİM 2016)

 / ETKİNLİKLERİMİZ

İLESAM CUMARTESİ SOHBETLERİ ve ŞİİR DİNLETİSİ

(8 EKİM 2016)

“ÇOCUK ve EDEBİYAT”

Edebiyatın, sanatın, kültürün, aktüel konuların buluşma noktası olan İLESAM Genel Merkezi’nde yeni dönemin ikinci etkinliği 8 Ekim 2016 tarihinde gerçekleştirildi.

Program, İLESAM Genel Başkanı Mehmet Nuri Parmaksız’ın yaptığı açılış konuşmasıyla başladı.

Mehmet Nuri Parmaksız “Türk Dünyası ülkeleri arasında aynı kökten gelen kültür birlikteliğimizi edebiyat, musiki ve diğer alanlarda geliştirmek için çalışmalarımıza hızla devam ediyoruz. İlkini geçen sene Azerbaycan ile gerçekleştirdiğimiz bu sene de Kerkük ile devam edeceğimiz Hoyrattan Şarkıya konseri 24 Kasım 2016 tarihinde TRT Arı Stüdyosu’nda, aralık ayında da Kerkük’de yapılacak. Bu sefer ülkenin içinde bulunduğu koşullardan dolayı canlı yayın yapamayacağız.

Azerbaycan ile yaptığımız protokol gereği ‘sevgi’ temalı şiirlerden oluşan bir kitabı edebiyat dünyasına kazandıracağımızı bildirmiştik. Bu kitap Azerbaycan’da basılacak. Çalışmalar devam ediyor. Üyelerimizin şiirlerinin çevirileri yapılıyor. Kitap elimize ulaşınca içinde şiiri olan üyelerimize dağıtılacaktır.

Bilindiği gibi “Esere Saygılı Korsana Karşıyız” konularını içeren bir hikâye kitabı hazırladık. Belirtilen temayla ilgili hikâyeleriyle bu kitapta yer almak isteyen üyelerimiz eserlerini yayın kuruluna göndersinler. Geçen sene kitapta yer alan üyelerimiz bu sene yer almayacaklar, bu hakkı herkese tanıyacağız.

15 Temmuz’dan sonra hayırlı gelişmeler oluyor ama işleyişte yavaşlık var. Bizler de ‘ne yapabiliriz? ‘diye düşündük ve Mart ayı başında ‘Milli Birlik ve Beraberlik’  konusunu içeren çok büyük bir sempozyum yapmaya karar verdik. Milli irademizin, meclisimizin bulunduğu Başkentimiz Ankara’da olacak bu etkinliğimiz. Bu sempozyuma 100 civarında akademisyen-yazar katılacak ve bildiri sunacaklar. Sempozyumun yanı sıra 17 ilde de konu ile ilgili olarak bir sergi dolaşacak. Sonraki yıllarda bu iller değişecek ve böylece sergimiz 81 ilimize ulaşmış olacak.

‘Çocuk ve Edebiyat’ hususunda herkes bir şeyler söyleyebilir. Peki, herkes yazabilir mi? Bu tartışılır. Mesela Tevfik Fikret aruz dışında eser vermemiş ancak çocuklar için kaleme aldığı eserlerde gayet akıcı bir dil kullanmıştır. Şiir yazmak için, hikâye yazmak için ders alınabilir, teknik öğretilebilir, bilgi aktarılabilir ancak yetenek yoksa bu yeterli olmaz. Kişilerin bilgilendirilmesi noktasında Sayın Nazmi Şimşek’in başkanlığını yaptığı Bala Kitap Topluluğu’na teşekkür ederim. İyiyi yakalamak adına eleştiri gerekir lakin herkes de eleştiriye katlanamaz. Hâlbuki eleştiri tekâmülün kamçısıdır.

‘Herkesin içinde büyümeyen bir çocuk var mıdır?’ diye düşünüyorum kendi adıma.” sözleriyle cümlelerine son vererek konuşmasını yapmak üzere Nazmi Şimşek’i kürsüye davet etti.

Etkinlik, Nazmi Şimşek’in “Çocuk ve Edebiyat” temalı konuşması ile devam etti.

Sayın Nazmi ŞİMŞEK’in bizlere ilettiği konuşma metninin sizlere aynen aktarıyoruz:

ÇOCUK VE EDEBİYAT

Çocuk, içine doğduğu kültürün ürünüdür. Aileden başlamak üzere yakın ve uzak çevrenin kültür etkisi altında kişilik gelişimini tamamlar. Kültürel oluşum, toplumun sözlü ve yazılı edebiyatının eseri olarak ortaya çıkar. Çocuk ve edebiyat bilerek veya bilmeyerek karşılıklı etkileşim içinde olan iki unsurdur. Bu iki unsur arasındaki etkileşimin sağlıklı yürümesi toplum dinamizminin uyum içinde gelişmesine katkı sağlar.

Çocuğun konuşmaya başlamasıyla birlikte önce resimler üzerinden daha sonra yazılı metinler üzerinden tanış olduğu kitap, yaşantısında var olmaya başlar. Bu tanışıklığın nasıl olması gereğinin önemi dikkate alındığında geçiştirilecek düzeyde olmadığı anlaşılacaktır. Özel olarak ayrıca üzerinde durmakta yarar olduğu kanaatindeyim. Burada, tanışıklığa vesile olan kitapların nasıl olması konusu üzerinde durmakta yarar var.

Bir milletin devamı, kültürünün yaşatılması ve geliştirilmesiyle mümkündür. Bunu yapabilmenin en sağlam ve kolay yolu, çocukluk ve gençlik çağlarında kendi kültürünü özümsemiş, değerlerini içselleştirmiş nesiller sayesinde oluşur. Bu şekilde yetişen çocuğun evrensel kültür ürünleriyle tanışması ve onlar sayesinde ufkunu genişletmesinde hiçbir sakınca olmayacaktır. Kendi kültürünü içselleştirememiş bir insanın ise, karşı karşıya kaldığı farklı kültürlerin tesir sahasında olması kaçınılmaz olacaktır.

Okuyucuya sunulan kitaplar incelendiğinde, yaş gruplarına uygun eser üretilmesi konusunda belirli bir standardın geliştirilmediği görülmektedir. Neredeyse seksen milyona dayanan nüfusun dörtte birini çocukların oluşturduğu bir ülkenin bu konuda yeterince hazırlıklı olduğunu söyleyebilmek zordur. Üniversitelerimizin ilgili bölüm uzmanlarına ve çocuk ile ilgili tüm birimlerin yetkililerine, işin önemini hatırlatarak yakın bir zamanda boşluğun doldurulması yönünde gayretlerini beklemek hakkımızdır diyor ve asıl işimize dönmek istiyorum.

Yirmi milyona yakın çocuğun yaşadığı ülkede, onların gelişimi için gerekli olan kitap üretimi ve basımının ciddiye alınması gerekmektedir. Bu iş bir devlet politikası haline getirildiği zaman, ülke kendi geleceğini inşaya başlamış demektir. Aksi takdirde, günümüzde olduğu gibi kısa günün getirisini elde etmek isteyen; edebi ve estetik hassasiyetten yoksun, sanattan bihaber, ne kadar ucuz üretebilirse o kadar kar edeceği hesabıyla alan uzmanlarından uzak duran, işi ehil olmayan kişilere havale eden tüccarların insafına bırakılmaktadır. Bir başka tehlike ise yetişmekte olan nesil, kendi kültür çemberi içine almak isteyen emperyalistlerin kucağına itilmektedir.

Ülkemizde çocuk edebiyatı alanında büyük bir boşluk vardır. Her önüne gelen çocuk kitabı çıkarmaktadır. Çocuklarımız, genellikle, milli kültür hassasiyetinden mahrum, ehil olmayan yerli ve kültür transferi maksatlı yabancı yazar ve yayıncıların istismarıyla karşı karşıyadır. Kütüphanelerimiz ve kitap vitrinleri, genellikle bu yayınlarla doludur.

İnternet, okumayı azaltmıştır. Okuyucu sayısı hızla azalırken, bu az sayıdaki okuyucu kaliteli yerli edebi eserler bulmakta zorlandığı için yabancı eserlere yönelmektedir. Gelecek nesiller, kendi kültürünü öğrenememe tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu arada çıkan az sayıdaki yerli edebiyat ürünleri, genellikle, beklenen kaliteye ulaşamamıştır. Kaliteli eserler, yazarları ve yayıncıları desteklenmeye muhtaçtır. Bu alandaki eksiklikleri gidermek, kaliteli ürünlerin yaygınlaşmasına katkıda bulunmak amacıyla, belirlenecek standartlarda edebi eserler üretenler için teşvik tedbirlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Geleceği oluşturacak neslin milli olabilmesi, bu alandaki boşluğu dolduracak, çocuk edebiyatı ürünlerine ihtiyaç vardır.

Konunun öneminden dolayı, öncelikle milli eğitim ve kültür bakanlıkları olaya ciddiyetle eğilmeli, alan uzmanlarından oluşacak birimler aktif hale getirilmeli, kamuoyu desteğini sağlamak maksadıyla ülke genelinde güncelliği korunmalıdır. Konuyu daha iyi değerlendirebilmek için merkezinde olan çocuğu, birçok yönüyle doğru tanımakla mümkündür.

ÇOCUK

Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesi, 18 yaşa kadar olan insanı çocuk saymaktadır. İslam’da ise ergenlik çağına kadar olan süreç çocuk olarak kabul edilmektedir. Ergenlik çağının, iklim şartlarının etkisiyle ülkelerarası farklılıklar göstermesini dikkate alacak olursak birinci şıktan yola çıkmakta yarar olacaktır.

0-18 yaş aralığına bakıldığında; bebeklik dönemini dışında kalan okul öncesi, ilköğretim ve orta öğretim gibi temel eğitimin yürütüldüğü uzun bir süreyi içine almaktadır. Bebeklik çağı önemli ölçüde ailenin sorumluluğunda geçer. Çocukların dünyaya gözünü açtığı andan itibaren ailenin etki alanına girmektedir. Çevreyle olan ilk temaslar da burada başlar. Çağın çalışma koşulları dikkate alındığında çocuğun etki çevresine okul öncesi dönemde kreşlerin de girdiğini görüyoruz. Okul öncesinden itibaren zorunlu eğitim-öğretim çağı çocukları doğrudan devletin sorumluluğu altına sokmaktadır.

Türkiye çocuk nüfus yoğunluğunun %40 olduğu bir ülkedir. Çocuk nüfus yoğunluğu bu derece yüksek olan bir ülkenin ciddi bir çocuk politikası oluşturması gerekmektedir. Tabii ki hazırlanacak olan çocuk politikası her şeyden önce milli olmalıdır.

Kültür emperyalizminin gözdesi çocuk, 0-6 yaş arası çocuk yuvaları ve okullarıdır. Bu da okul öncesi eğitimin milli çocuk politikasına göre kurulması gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Çocukta karakter gelişiminin % 75 ’inin 3 ile 7 yaş arasında gerçekleştiği bilinmektedir. Bu durum Türk Atalar sözünde, “Bir insan yedisinde ne ise yetmişinde de odur.” diye yer bulmuştur. Yedi yaşına kadar çocuklar için ertelenemeyecek en önemli iki olay; dengeli beslenme ve karakter gelişiminin sağlıklı yürümesi için uygun ortamın sağlanmasıdır.

Dengeli beslenmeden kasıt; anne sütü başta olmak üzere temel besin ürünlerini yeteri kadar alınmasına özen gösterilmesidir. Çocuğa 3 ile 7 yaş arasında uygulanacak bir eğitim ise öncelikle; dış dünyanın algılanması, algılanan yeni bilgilerin mevcut bilgilerle uyumu veya yeniden düzenlenmesi, yeni duruma göre anlama ve reaksiyon gösterme gibi tüm algılama becerilerini içeren bir program olmasını gerektirir.

Çocukluk yılları, dönem dönem farklılık arz eder. 0-18 yaş arası çocukluk dönemlerini gelişim durumlarına göre incelemek, onlarla olan ilişkilerde daha bilinçli olma ve uygun davranış ortaya koyma açısından önemlidir. Bu dönemler:  0-3 Bebeklik dönemi, 4-6 Okul öncesi dönemi, 7-9 Masal dönemi, 10-11 Serüven dönemi, 12-14 ilk gençlik dönemi, 15-18 Erken gençlik dönemi.

Çocuk edebiyatına ürün veren sanat ve edebiyat erbabı; henüz kendi bağımsızlığını elde edememiş, birçok konuda yetişkinlerin koruma ve gözetimine gereksinim duyan çocuğun, yaş düzeylerine göre; sevgi, saygı, gruba dâhil olma, arkadaş, oyun, güven duygusu, inanma, anlamlı bir evrende yaşama gibi genel ihtiyaçlarını dikkate almak durumundadır. Belirtilen bu ihtiyaçların karşılanması, çocukların kültürel yapıdan yararlanma nispetinde giderilecektir. Bunu gerçekleştirmenin en sağlıklı yolu; çocukları anlamaya çalışmak ve onlara hak ettikleri değeri vermekten geçer. Kültürel yönden tatmin edici desteği vermekle birlikte hayatlarının her safhasını kaliteli ve özgürce yaşayabilmelerine fırsat verilmesi gerekir. Bu düşüncelerle edebiyat ve çocuk edebiyatı konularını ayrı ayrı irdelemekte yarar var.

EDEBİYAT

Edebiyat genel anlamıyla, duygu ve düşüncelerin söz ve yazı ile anlatım sanatı olarak tarif edilebilir. Bir anlatımın sanat olabilmesi için güzel ve etkili olması gereklidir. İnsanoğlunun çağlar boyu duyduğu, düşündüğü ve yaşadığı olayları etkili bir şekilde ortaya koyma çabası olarak adlandırabileceğimiz sanat dalıdır edebiyat. Bir başka söyleyişle, malzemesi dile dayanan sanat, edebiyattır. Kullanılan yazılı dil o toplumun edebiyat dilini oluşturur. Bu açıdan bakıldığında Türk edebiyatı, Türkçe üretilen edebiyattır. Türk edebiyatına eser veren kişilerin öncelikle Türk diline hâkim olması gerekir.

Yaşanmış ya da yaşanması mümkün olan olayların sanatçı duyarlılığıyla üretimi ve kurgulanmasıyla oluşan edebi eserler; bilinçli bir okuma eylemiyle okurda bilişsel, duyuşsal ve davranışsal değişikliği etkisi yaratır. Bu sayede metni ortaya koyan ve okuyan kişiler arasında bilinçli bir etkileşim meydana gelir.

Bu sanatsal anlatımlar sayesinde insan, görme imkânı bulamadığı dünyanın herhangi bir köşesindeki güzellikler ve yaşam ortamları hakkında bilgi sahibi olur.

Bu sayede bilinen ve bilinmeyen yaşam ortamlarının yoğunluklu olarak algılanması ve değişik deneyimler kazanılması konusunda etkin bir araçtır. Konunun uzmanları gözünden bakıldığında edebi eserleri genel manada, dilin en etkili ve güzel kullanım örnekleriyle bireyi başkalarının deneyimlerine ortak eden ürünler olarak ifade etmek mümkündür.

Bireyin tüm duygu ve düşünceleriyle içinde yaşadığı toplumun duyarlı ve etkin bir üyesi olması için sanatsal algılama gücüne sahip olması gerekir. Erken çocukluk döneminden itibaren insan; görsel, işitsel ve dilsel uyaranlar sayesinde anlam dünyasını oluşturur. Bu uyaranların anlamlı olmakla birlikte taşıdığı estetik, güzellik ve etkili bir anlatım sayesinde ortaya konması edebiyat ürünü olarak karşımıza çıkar. İyi ürünler sayesinde okurun düşünme alışkanlığı kazanması ve farklı görüşlerle karşılaşması eleştirel bakış açısını geliştirir. Yazarın ortaya koyduklarıyla kendi deneyimlerini karşılaştırma, algı yeteneği ve hayal gücü sayesinde anlamlandırarak içselleştiren okur, kendi eserini oluşturabilir.

Herhangi bir eserin çocuk ya da yetişkin edebiyatı olmasında edebi olması açısından hiçbir fark yoktur. Güzellik ve etkililik derecesi aynı olmalıdır. Olabilecek ve olması gereken fark; çocuk dünyasının dikkate alındığında onların hayal gücü, duygusal yapıları ve düşünce kapasitelerinin göz önünde bulundurulmasını gerektirir. Burada çocuğa görelik öne çıkmaktadır.

ÇOCUK EDEBİYATI

Çocukların bilgi seviyeleri ve psikolojik durumları yetişkinlerden farklı kitap okumalarını gerektirir. Bu kitaplar; dil, konu, kurgu, üslup ve fikir bakımından çocuğun okuma, anlama, algılama ve zevk alma seviyelerine uygun olmakla birlikte anlaşılır bir dil, akıcı bir üslup ve çocuğun kavrayacağı düzeyde bir fikir örgüsüne sahip olmalıdır. Hayatı çocuk bakışıyla gören, çocuğa göre olanın ayrımına varmaktır çocuk edebiyatı. Aynı zamanda çocukların beden, zihin ve ruh sağlıklarını göz önünde bulundurmalıdır.

Çocuk edebiyatı; duygu ve düşüncelerin çocukların dünyasına uygun sözlü ve yazılı anlatım olarak tarif edilebilir. Sözlü ve yazılı anlatımın çocukların duygularına hitap edecek güzellikte ve etkililikte olması beklenir. Burada görsel (resim) ve dilin anlatım gücüyle birlikte anlatıcının sanatçı duyarlılığı önem kazanmaktadır.  Ortaya konmak istenen nitelikli üretimler, çocuğun sanat ve edebiyatla olan etkileşimini olumlu yönde uyarmalıdır.

Çocukların düşünce dünyasına hitap edebilecek sözlü ve yazılı ürünlerin tümünü çocuk edebiyatı içinde görebiliriz. Masal, hikâye, fabl, roman, şiir, efsane, destan, biyografi, anı, gezi, ninni, mani, tekerleme, fıkra, bilmece, çizgi romanların yanı sıra; bilimkurgu, tiyatro, fıkra, bilimkurgu, biyografi, fen ve doğa ve müracaat eserleri çocuklara okutulabilecek edebi eserler olarak sayılabilir. Ayrıca ozanların koşma ve deyişleri çocukların söz dağarcığını besleyen önemli unsurlar olmuştur.

Anne babaların çocukları için ne bulursa giysin, ne bulursa yesin, nerde isterse oynasın diyemediği gibi, ne bulursa okusun da diyememelidir. Yiyip içtiklerinin çocukların fiziksel gelişimine doğrudan etki ettiği gibi okudukları da kişisel ve sosyal gelişimlerine doğrudan etkili olacaktır.

Çocuk edebiyatı ile ilgili olan sanatçıların dünyayı ve olayları çocuğun bakış açısıyla görmesi, algılaması ve yorumlaması yönünde duyarlı olması, çocuk gerçekliğine inanması gerekir. Çocuğun, yazılanlarda kendi dünyasını yakalayabilmesi, çocuğa değer veren ve onu ciddiye alan yazarlarla mümkündür.

Küçümseyen, çocukça bir anlayıştan uzak yapıda eserler; çocuğun kültür gelişimine, hayal gücünün gelişmesine, kelime hazinelerinin zenginleşmesine, okuma sevgisi ve alışkanlığı kazandırılmasına olumsuz katkı sağlar. 

EDEBİYATIN ÇOCUĞUN GELİŞİMİNE KATKILARI

Edebi eserlerin oluşturulmasında doğrudan eğitim amaçlı düşünülerek hareket edilmemelidir. Ancak, çocuk edebiyatı sadece edebiyat kaygısıyla da üretilmemelidir. Çocukların alıcıları sonuna kadar açık olduğu